18 Mart 2019 04:39

Sibaş işçileri: Muhtarlığı patron destekçilerine bırakmayacağız

Sendika hakkı için direnen Sibaş işçisi kadınlar, köylerinde bir ilki gerçekleştirdi, 8 Mart eylemi yaptı. Kadınlar şimdi muhtarlığı alma gayretinde.

Sibaş işçileri: Muhtarlığı patron destekçilerine bırakmayacağız

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Adnan GÜRKAN
Aydın

Aydın’daki Sibaş Gıda fabrikasında çalışan işçilerin çalışma koşullarının düzeltilmesi ve ücretlerinin iyileştirilmesi için bir yıl önce başlattığı mücadele sürüyor. Tekgıda-İş Sendikasında örgütlenen işçiler üzerindeki patron baskısı, sendikanın yetki alması üzerine doruğa çıkmış ve parça parça 80 işçi işten atılmıştı. 28 Aralık 2018 tarihinden bugüne işçilerin fabrika önünde işlerine geri dönmek için başlattıkları direniş, gün geçtikçe etkisi artarak büyüyor. Son iki haftadır, cumartesi günleri köy meydanında toplanan işçiler halaylar çekiyor, sokakları sloganlarla dolaşarak fabrika önündeki direniş alanına iniyor. Bu yürüyüşlerde işçilerin en büyük destekçileri çocukları oluyor. Köyün tarihinde ilk kez yaşanan bu durum, baştan beri direnişe uzak duranları, olumsuz bakanları, yavaş yavaş işçilere yaklaştırıyor. Hayatlarında ilk defa bu sene 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü etkinliklerine katılan ve kendi etkinliklerini düzenleyen Sibaş işçisi kadınlar şimdi patrondan yana olmayan bir muhtar için aday çıkardı. Sibaş işçisi kadınlar hem yaşadıklarını hem direnişin öğrettiklerini hem de 8 Mart etkinliklerini gazetemize anlattı.

ÖNCE YADIGAYANLAR SONRA DESTEĞE GELDİ

Dilan Yıldız: Anayasal hakkımız olan sendikada örgütlenme hakkımızı kullandık diye elimizden alınan işimiz ve ekmeğimiz için, ailemiz ve çocuklarımızın geleceği için mücadele ediyoruz. İlk gün fabrikanın önünde kış günü yağmurdan ve soğuktan korunmak için çadır kurduk. Akşam saatlerinde jandarma geldi, çadırdaki herkese kimlik kontrolü yaptı ve tutanak tutarak gitti. Gece evlerimize gittik. Sabah geldiğimizde çadırımız yerinde yoktu. Patron mu aldırdı yoksa çaldılar mı diye düşünürken, çok erken saatte, daha güneş doğmadan gelen jandarma tarafından sökülüp götürüldüğünü öğrendik. Karakola gittik çadırımızı istedik. Bize Söke Kaymakamlığının emri diyerek, fabrika önüne çadır kuramayacağımızı söylediler. Ama çadırımızı aldık. Geldik tekrar kurduk ve o günden bugüne çadırımız yerinde duruyor.

İlk günler biz kadınların fabrika önündeki direnişi köyümüzde yadırgandı. Bazı arkadaşlarımızın aileleri, özellikle babaları karşı çıktı. Ama ona rağmen kadınlar bir yolunu buldu direniş alanında yerini aldı. İlk günlerden itibaren en büyük destekçilerimiz çocuklarımız oldu. Sloganlarımızda bizim gür sesimiz onlar. Gerek tek tek kişilerin, gerek işçi ve emekten yana parti ve kuruluşların desteğini her gün yanımızda gördük. Onların destekleri bize büyük güç verdi. İlk günden beri yanımızda olan Evrensel gazetesi başta olmak üzere, bazı gazeteler haberimizi yaparak sesimizi Türkiye’ye duyurmamıza yardımcı oldu. Çeşitli televizyonlar, başta Artı TV olmak üzere bizlerin sesi oldu, canlı yayına çıktık.

Geçtiğimiz cumartesi de (9 Mart) köy meydanında toplanarak müzik eşliğinde halaylar çektik. Çocuklarımız ve destek veren annelerimizle birlikte taleplerimizi haykırarak yürüyüş yaptık. Köyün sokaklarını dolaşarak fabrika önüne geldik. Köyümüzde böyle bir şey ilk defa oluyordu ve bunun çok iyi bir etkisi oldu. Bizlere karşı çıkan bir arkadaşımızın babası ve köyümüzden bazı yaşlılar, ertesi gün çadırımıza ziyarete geldi ve desteklerini belirtti.

Köyümüzün, mahallemizin muhtarı fabrika patronundan yana. 31 Mart seçimlerinde bizle birlikte olan bir arkadaşımızla beraber muhtarlığa adaylığımızı koyduk. Daha önce kadınlar olarak böyle bir şey aklımızın ucundan bile geçmezdi. Köyümüz emekçi köyü ve muhtarlık patron destekçilerine bırakılmayacak kadar kıymetli.

Gruplar halinde iş bölümü yaparak Söke, Kuşadası, Didim ve Aydın’da 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü etkinliklerine katıldık. Daha önce 8 Marttan haberimiz bile yoktu. Mücadele bize öğretti. Örgütlenme mücadelesi ile birlikte kadınlar olarak neler yapabileceğimizi gördük. Özgüvenimiz arttı.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü, bir mücadele ve dayanışma günü olarak dünya kadınlarına armağan edenlere minnettarız. İnsanın insan tarafından sömürülmediği eşit ve adil bir dünya için mücadele edenlere teşekkür ederiz. Umutları umudumuz, onların başlattığı mücadeleyi zafere ulaştırmak görevimiz.

Yaşasın kadın dayanışması! Kadın erkek birlik iş ekmek özgürlük! İşçilerin birliği sermayeyi yenecek!

HAYATIN HER ALANINDA KADIN SÖMÜRÜLEN TARAF OLUYOR

Meral Yıldız: Bir direnişçi, bir anne ve hakları yenmiş bir kadın işçi olarak bu yıl ilk defa 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde, çalışmak yerine kendi günümüzü kutlamak için alanlardaydım. Farklı etkinliklere davet edildik. Birçok arkadaşımızla aynı mutluluğu ve heyecanı paylaşıyorduk. Gruplar halinde 8 Mart günü birçok yerde bulunup, sesimizi duyurma imkanı bulduk. Benim içinde bulunduğum grupla, ilk olarak Söke Kadın Platformu’nun düzenlediği etkinliğe katıldık. Şarkılar, sloganlar ve şiirlerle çok anlamlıydı. İlk defa katıldığım bu etkinliğin tarihçesini düşündüğüm zaman hüzünleniyor, bu anı yaşadığım zaman ise gururlanıyordum. İnsan iki büyük duyguyu bir arada nasıl yaşar? Evet emekçi kadınlarla bir arada olmaktı bana bunları yaşatan. Etkinlik alanına girdiğimizde emekçi kadınlarımız bizi sevgiyle karşıladılar. Sibaş işçilerini bağırlarına bastılar. Hem de o kadar samimi ve içten kucakladılar ki; direnişimiz bir olmuş, biz olarak bütünleşmiştik. Direniş ve 8 Mart etkinliği bizi ortak bir noktada buluşturmuştu. Kadın işçi de olsa, eş de olsa, evlat ya da anne de olsa, hep ezilen, sömürülen taraf oluyor. Bu yüzdendir ki alanlarda direnişlerde en önde kadınlar yer alıyor. Burada kadınlar her alanda başarılı olduklarını ve isterlerse yapamayacakları hiçbir şeyin olmadığını haykırıyordu. Gerçekten öyle. Direnişimizde 80 güne yaklaştık ve kadın olarak en önde tuttuğumuz bayrağımız ve inancımız bunun kanıtıdır. Biz de kadınlar olarak direnişteki sorunlarımızı sıkıntılarımızı dile getirdik. Oradaki coşku, heyecan, umudu yaşamak çok güzeldi. Ama çok fazla kalamadan oradan ayrılmak zorunda kaldık. Aydın Kadın Dayanışma Platformu’nun düzenlediği 8 Mart etkinliğine katılmak üzere Söke’den ayrıldık. Bizi sevgi ile kucakladıkları gibi öyle de uğurladılar. Destek sloganlarıyla ayrıldık, düştük Aydın yollarına. Aydın’a vardığımız zaman gördüğümüz manzara muhteşemdi. Kadınların kendini ifade ettiği pankartlar, dillerinden düşmeyen sloganlar ve yüzlerindeki kararlılık görülmeye değerdi doğrusu. Erbani eşliğinde söylenen türkülerin her kelimesinden kadının gücü bir duvar olup çıkıyordu sıra sıra. Dünyayı kadınların emeği güzelleştirecekti. Bunu bir kere daha anladım. Ve benim de 8 Mart’tan, mücadeleden beklentilerim var. Eşit, özgür, adil bir hayat istiyorum. Bir toplum, erkek ve kadın denilen iki cinsiyetten meydana gelir. Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça, diğer kısmı göklere yükselebilsin! Değil tabi ki. Olmasın da zaten. Yaşasın kadın dayanışması.

EŞİT ÜCRET, EŞİT YAŞAM ŞARTLARI İSTİYORUZ

Halime Ulutaş: 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde Sibaş direnişçileri olarak farklı şehirlerdeki etkinliklere davet edildik. Ben ve birkaç arkadaşım Didim Kadın Platformu’nun düzenlediği etkinliğe gittik. 8 Mart güzelliği olacak ki; Didim’e giden yol papatyalarla donanmıştı. Papatyaların güzelliğine daldırdık kendimizi. Didim’e vardığımızda alan çoktan emekçi kadınlarla şenlenmişti. Etkinlik alanına girdiğimizde kadınlarımız bizi coşku ve sevgiyle karşıladı. O kadar samimi ve içten ağırladılar bizi ki, bizim direnişimiz onların direnişi olmuştu. Direniş ve 8 Mart etkinliği bizi ortak bir noktada buluşturdu.

Kadınlar sloganlarla erkek şiddetine sendikasız sigortasız güvencesiz iş ortamlarına hayır diye haykırıyorlardı. Ve sıra bana geldiğinde ben de direnişte olan bir kadın olarak sorunlarımızı, sıkıntılarımızı dile getirdim. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne ilk defa katılan biri olarak, keşke daha önce bu etkinliklerden kendimi mahrum etmeseydim diye geçirdim içimden. Çünkü burada öğreniyorsun direnmeyi de, haklarını da. Amerika’da bir dokuma fabrikasında direnen kadınların yangında ölmesi ile bize miras kaldı direnmek. Kadınız, haklıyız, bizim olanı istiyoruz. Bir kadın olarak hiçbir erkeğe geleceğimizi bırakmak istemiyoruz. Eşit ücret, eşit yaşam şartları istiyoruz. Ne ön planda olmak, ne de geride kalmak istiyoruz. İstediğimiz tek şey hayatımızı paylaştığımız oğullarımız, eşlerimiz, babalarımız ve erkek kardeşlerimiz ile yan yana yürümek: Kadın erkek eşitlik iş ekmek özgürlük! Gece sokaklarda korkmadan yürümek, istediğimiz iş alanlarında eşit bir şekilde çalışmak, siyasette çokça ve aktif şekilde rol almak ve özgürce yaşamak istiyoruz. Çok şey istemiyoruz hakkımız olanı istiyoruz. Bizler taleplerimizi söyledik. Alandaki kadınlar bizler için de slogan attılar. Bizlerin yalnız olmadığını, bizimle birlikte bu mücadeleyi yürüttüklerini dile getirdiler. Didim 8 Mart etkinliğindeki sloganlarla içimde papatyalar açtı. Oradaki coşku, heyecan, inat, umut görmeye değerdi. Ve diyorum ki; iyi ki cesur gözü pek kadınlarımız var. Kadının olduğu her yerde bahar esintileri var.

HAKKIMIZ OLANI ALANA KADAR PES ETMEK YOK

Elif Akçanerik: Bundan 1 yıl öncesine kadar, sendika için işinden atılan ve mücadele veren işçi haberlerini izlerken, bir gün kendimi de bu mücadelenin içerisinde bulacağımı tahmin bile edemezdim. Bizler Sibaş’tan çıkarıldığımızda hiçbir şeyden haberi olmayan, sendika nedir, tam olarak bilmeyen, okumuş abilerimiz sayesinde haberdar edilen sıradan Akçakonak köylüsü Sibaş işçisiydik. Ama bilinçlendik. Ne kadar hakkımız yenildi öğrendik. Haklarımız için mücadele etmeyi öğrendik. Konuşmacı olarak haber kanallarına, panellere, etkinliklere davet edildik. Kuşadası Kadın Platformunun daveti üzerine, 8 Mart’ta mitinge ve panele 4 arkadaş katıldık.

Açıkça söylemek gerekirse, ben Kuşadası’na giderken o kadar heyecanlandım ki; belki inanmayacaksınız, ellerim titriyor, boğazım kuruyordu. İlk defa kalabalık bir ortamda, hele 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde konuşma yapacaktım. Belki başkaları için kolay bir şey ama benim için oldukça heyecanlıydı. Çünkü bizler emeğimiz, ekmeğimiz, işimiz, toprağımız için oradaydık. İnsan olarak, kadın olarak, emekçi, köylü olarak… Yaşadığımız zorlukları anlatmak için gitmiştik. Yürüyüş boyunca pankartlarımızı açtık, sloganlar attık. “Atılan işçiler geri alınsın” yazıyordu pankartımızda. Bağırdık güçlü sesimizle “Sibaş işçisi yalnız değildir! Yaşasın sınıf dayanışması! Yaşasın kadın dayanışması!” diye. Yürüyüş sonrası alana vardığımızda, Başköy’lü kadınlarla birlikte kürsüye davet ettiler bizi. Onlar toprağının, biz ekmeğimizin davasındaydık. Hayatımda ilk defa konuşma yaptım. Ben heyecandan konuşurken sesim titrese de anlatmak istedim. Kadın olarak, anne olarak, onuruyla, alnının akıyla çalışıp ekmeğinin davasında olan biri olarak, yaşadıklarımı haykırmak istedim. Heyecandan nasıl ve ne kadarını anlatabildim bilemiyorum. Alkışlar arasında ayaklarım titreyerek kürsüden indim.

Mitingden sonra panel vardı, davet ettiler, katıldık. Güzel konuşmalar yapıldı, kadınların sorunların konuşuldu. Ben de konuştum ve ilk defa kabuğumdan çıktım diyebilirim.

9 Mart Cumartesi günü Emekçi Kadınlar Günü etkinliğimizi yaptık fabrikanın önünde. Örgütlü olduğumuz Tekgıda-İş Sendikası 7 No’lu Şube Başkanımız Ömer Atabey, tütün fabrikalarında çalışan ablalarımızı, abilerimizi getirdi bizlere destek için. Söke’nin köylerinden, komşu ilçelerden misafirlerimiz geldiler bize desteğe. Ben ve 3 arkadaşım İzmir Barosunun davetine katılmak için etkinliğimizden erken ayrılmak zorunda kaldık. 30 yaşındayım, Egeliyim ama 2 defa İzmir’e gittim bu zamana kadar. Bu 3. gidişim. Bu arada heyecandan eli ayağı titreyen ben, alıştım olsa gerek, baya sakindim yolda giderken. Hep merak ederdim bu ekranlarda, toplumda konuşan insanlar nasıl böyle sakin konuşuyorlar diye. Konuştukça açılıyormuş insan. İzmir Barosu Sekreteri Perihan Hanım karşıladı bizi. Çok güler yüzlü bir insandı. Salona girdiğimizde bir kadın avukat konuşma yapıyordu. Çok sakin, sessiz bir ortam vardı. Konuşma bittikten sonra ben ve arkadaşım Dilan kürsüye davet edildik ve başladık içimizdekileri dökmeye. Akşamdan, heyecandan konuşamam diye konuşma metni hazırlamıştım. Ortam o kadar samimiydi ki, ben metni unutup konuşmaya başladım. Bir anda değişti ortam. 1 saat kadar, konuşma gibi değil sohbet havası oluştu. Sordum avukatlara: Bizlere Anayasa hak vermiş, bizler de Anayasanın bize verdiği hakkımızı kullandık ve 80 arkadaş işimizden atıldık. Madem ki bu hak bize verilmiş neden bir daha hakkımız için mahkemeye başvuruyoruz. 1 yıl oldu işten atıldık. E-devlet şifrelerini patrona vermedikleri için tazminatsız işten atılan arkadaşlarımızın davası, işe iade davası, yetki davası… Bir tanesi bile karara çıkmadı. 1 yıl oldu bu insanlar yaşamını neyle sürdürüyor? 80 kişi… Bir çalışanın en az 2 çocuk, bir eşe baktığını düşünün, 4 kişi… O da en az diyorum. Avukatlar da ne diyeceklerini şaşırdılar. ‘Sistem’ dediler bize. Ne diyelim, hakkımız olan işimizi alıncaya kadar pes etmek yok. Bizler için plaket hazırlamışlar. Plaketimi alırken aklıma düşüverdi bir anda, yıllarca Sibaş’a emek verdim; değil bir plaket, bir teşekkür bile almadım. 1 saat sohbet ettik plaket verdiler. Bizler işimize geri dönünceye kadar mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.

Buradan Kuşadası Kadın Platformu’na, İzmir Barosuna, bizi davet ettikleri ve kendimizi ifade etme olanağı verdikleri için çok teşekkür ederiz.

Yerel Seçim 2019 İl il adaylar ve seçim sonuçları
ÖNCEKİ HABER

14 Mart Büyük Hekim Yürüyüşü: 100 yıllık başlangıç, mücadeleye devam

SONRAKİ HABER

Ali İsmail'in ölümüne yol açan polis, Gezi davasında "şikayetçi" çıktı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa