12 Mart 2019 10:01
Son Güncellenme Tarihi: 12 Mart 2019 16:04

Verilerle Türkiye’de sendikalaşma ve işçi hareketi

Türkiye sendikalaşma oranlarında ne durumda, işçiler toplu sözleşme hakkından ne kadar yararlanıyor, kadınların sendikalardaki temsiliyeti ne düzeyde?

Verilerle Türkiye’de sendikalaşma ve işçi hareketi

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Zeliş IRMAK
İsmail Gökhan BAYRAM
Cem ŞİMŞEK

Geçtiğimiz günlerde DİSK Araştırma Dairesi, Türkiye’de işçilerin sendikalarla bağlarını ortaya koyan önemli bir çalışmanın sonuçlarını raporlaştırarak kamuoyuna duyurdu. Çeşitli verilerin yer aldığı raporda önemli analizler bulunuyor. Özellikle işçilerin yıllara göre sendikalaşma eğilimindeki değişim, grevde geçen gün sayıları, toplu sözleşme kapsamı, kadınların sendikalar içindeki yeri ve temsiliyeti gibi başlıklar; son yıllarda artan ve krizle birlikte yeni bir boyuta ulaşan işçi haklarına dönük saldırıları ve sonuçlarını anlamayı kolaylaştırıyor.

Özellikle krize karşı mücadelenin tartışıldığı; krizin faturasının kim tarafından ödeneceğinin önemli bir soru olarak ortada durduğu bu dönemde, grev verileri daha önceki kriz dönemlerinde işçilerin nasıl tutum aldığına işaret ederken; bugüne dair de çarpıcı işaretler sunuyor.

DİSK-AR’ın “Sendikalaşma Araştırması” başlıklı raporunda yer alan önemli bazı verileri irdeledik; verilerin ne anlama geldiğini muhataplarıyla değerlendirdik.

ÜLKELERE GÖRE SENDİKALAŞMA ORANI

Ekonomik İşbirliği ve Kalkına Örgütünün (OECD) sunduğu sendikalaşma oranları, Türkiye ile diğer ülkelerdeki durumun karşılaştırılabilmesi için önemli. Türkiye, OECD üyesi ülkeler içinde en düşük sendikalaşma ve toplu iş sözleşmesi kapsamına sahip ülkelerden biri. OECD verilerine göre Türkiye’de 2017 yılı için sendikalaşma oranı yüzde 8,6. 2016 yılı toplu iş sözleşmesi kapsamı ise yüzde 7. Türkiye bu oranlarla OECD ülkeleri arasında son sıralarda yer alıyor.

İzlanda’da yüzde 85,5 ile sendikalaşma oranında ilk sırada yer alırken; onu yüzde 67,2 ile Danimarka; yüzde 66 ile İsveç takip ediyor. Bu rakam Türkiye’de ise yüzde 8,6.

Ancak sendikalaşma oranları tek başına sendikal korumadan yararlananların oranını ortaya koymaktan uzak. Bu noktada sendikalaşma hakkının ayrılmaz parçası olan toplusözleşme hakkı da işçilerin hak ve çıkarlarını koruma açısından önemli yer tutuyor.

OECD ve AB ülkelerinin çoğunda var olan teşmil mekanizmaları sayesinde toplu iş sözleşmeleri sendika üyesi olmayanlara da uygulanmaktadır. Böylece toplu iş sözleşmesi kapsamı sendikalaşma kapsamının üzerine çıkabilmektedir. Örneğin yüzde 7,9 oranında sendikalaşmaya sahip Fransa’da toplu iş sözleşmesi kapsama oranı yüzde 98,5. AB ülkelerinde TİS kapsamı genellikle yüzde 50’nin üzerindedir. Toplu iş sözleşmesi kapsamı Avusturya’da yüzde 98, Belçika’da yüzde 96, Yunanistan’da 90, İsveç’te yüzde 90’dır. TİS kapsamının en düşük olduğu ülkeler yüzde 12,5 ile Meksika, yüzde 12 ile ABD, yüzde 11,8 ile Kore, yüzde 7,1 ile Litvanya ve yüzde 7 ile Türkiye.

TÜRKİYE’DE YILLARA GÖRE TİS KAPSAMI

Türkiye’de sendikalaşma oranları için 2013 öncesi yıllara ait güvenilir veri bulmak neredeyse olanaksız. Bu nedenle toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işçi sayıları üzerinden değerlendirmelerde bulunmak daha gerçekçi bir tabloya ulaşmayı kolaylaştırıyor. 1988-2012 yılları arasında toplu iş sözleşmesinden yararlanan işçi sayısından hareketle hesaplanan kamu görevlileri hariç sendikalaşma oranlarına bakıldığında 1980’lerin sonunda ve 90’ların başlarında yüzde 25 bandında seyreden toplusözleşme kapsama oranı 2000’li yılların başlarında yüzde 10-12 düzeyine, 2010’lu yıllarda ise yüzde 6-7 düzeyine geriliyor.

ÖZELLEŞTİRME, SENDİKAL BARAJLAR, GÜVENCESİZ ÇALIŞMA...

Peki Türkiye’de sendikalaşma oranlarının ve toplu sözleşme kapsama oranı neden düşük, yıllara göre yaşanan gerilemenin kaynağı ne? DİSK/Gıda-İş Sendikası Genel Başkanı Seyit Aslan bu önemli soruyu şöyle yanıtlıyor:
“1970-1980’li yıllar işçi sınıfı mücadelesi açısından sermaye karşısında ekonomik, sosyal hakların, sendikal hak ve özgürlüklerin kazanıma dönüştüğü yıllar oldu. Sendikaların örgütlülük düzeyi ve toplu iş sözleşmesinden yararlanan işçilerin fazlalığı esas olarak kamuya dayanıyordu. 24 Ocak kararları ve 12 Eylül Askeri Darbesi bütün bu hakları işçi sınıfından geri almanın süreci oldu. Özal dönemiyle başlayan özelleştirme süreci, AKP dönemiyle büyük oranda tamamlandı. Özelleştirme sonucunda sendikal haklar, özgürlükler, TİS kapsamına giren işçi sayısında büyük kayıplar yaşandı. Sermayeden yana değişen yasalar işçilerin sendikal örgütlenmesinin önüne büyük engeller çıkardı. İşkolu, işyeri ve işletme barajları bu engellerden bir kaçı. Çıkarılan yasalarda alt işveren uygulamaları, yap-işlet-devret, hizmet alımı yeni çalışma biçimleri sendikal örgütlenmeye ket vuran diğer saldırlar olarak gündem geldi. Taşeronlaştırma, esnek çalışma, güvencesiz çalışma biçimleri, en son kiralık işçi büroları buna eklenince yaşanan son kaçınılmaz oldu.”

YHK’NİN YÜKSELİŞİ VE ÖZGÜR TOPLU PAZARLIĞIN GERİLEYİŞİ

Toplu iş sözleşmeleri ile ilgili dikkat çeken bir başka nokta ise Yüksek Hakem Kurulu (YHK) tarafından bağıtlanan toplu iş sözleşmelerinin giderek artması. 2012’de 20 bin işçiyi kapsayan toplu iş sözleşmelerini bağıtlayan Yüksek hakem Kurulu 2016’da büyük bir sıçramayla 182 bin, 2017’de ise 287 bin işçinin toplu iş sözleşmesini bağıtladı. 2015-2017 arasında YHK tarafından bağıtlanan sözleşmelerin kapsamındaki işçi sayısı yüzde 360 artış gösterdi. Bu artışın OHAL dönemine denk düşmesi ise hükümetin OHAL'i ne amaçlı kullandığının göstergesi konumunda.

GREV EĞİLİMİNDE DÜŞÜŞ

2000’li yıllarda, AKP döneminde grev eğiliminde ciddi bir gerileme yaşandı. 1984-2002 döneminde yıllık ortalama greve çıkan işçi sayısı 40 bin 823 iken, bu sayı 2002-2017 döneminde 5 bin 693’e geriledi. Benzer bir şekilde grevde geçen işgünü sayısı da düştü. 1984-2002 döneminde yıllık ortalama grevde geçen işgünü sayısı 1 milyon 208 bin iken, 2003-2017 arasında bu sayı 227 bine geriledi.

2000’li yılların kayda değer bir başka verisi ise kamu kesimi grevlerine katılan işçi sayısının neredeyse ihmal edilebilir kadar düşük bir noktaya gerilemesi. Bunun en önemli nedeni kamu kesiminin daralması, özelleştirme ve taşeronlaşma eğiliminin 2000’li yıllarda hız kazanması.

Grevlerle ilgili bir diğer önemli gösterge grevde çalışılmayan işgünü sayısı. 2000’li yıllarda grevde geçen işgünü sayısında düzenli bir düşüş yaşanıyor. Grevde geçen gün sayılarındaki düşüş, ilk akla geleceği gibi çalışma yaşamındaki ‘barış’ ortamının bir sonucu değil elbette. Bu düşüşün esas nedenini sendikalı işçi sayısında, kamu işçisi sayısında ve toplusözleşme kapsamındaki işçi sayısında yaşanan azalma ile sendikasızlaştırma politikaları oluşturuyor.

AKP’NİN GREV YASAKLARI

Son yıllarda hükümetin ekonomi yönetimi açısından yaygın kullanılan bir araç haline gelen grev yasakları da grev eğiliminin azalmasında önemli bir rol oynuyor. Erdoğan ve AKP hükümetleri, 7’si OHAL döneminde olmak üzere toplam 16 grevi yasakladı. Grev yasaklarının büyük bölümü ‘milli güvenlik’ bahanesiyle hayata geçirildi. 2003 yılından bu yana grev yasağına maruz kalan işçi sayısı ise 193 bin.

SENDİKALI, SENDİKASIZ İŞÇİ SAYILARI

2013 ile 2019 arasında sendikalaşmada yaşanan nicel artışa rağmen, işçilerin yüzde 90’a yakını sendikasız olarak çalışıyordu. Kayıt dışı çalışan işçiler dahil toplam 16 milyon 254 bin işçinin sadece 1 milyon 859 bini sendika üyesi. Fiili sendikalaşma oranı yüzde 11,4. Toplam işçilerin yüzde 90’ına karşılık gelen 14 milyon 395 bin işçi ise herhangi bir sendikaya üye değil. Fiili sendikalaşma oranı kayıtdışı işçiler de katılarak DİSK-AR tarafından hesaplanan sendikalaşma oranını ifade ediyor. Kamu görevlileri hariç tüm işçilerin sendikalaşma oranını gösteriyor.

İŞKOLLARINA GÖRE SENDİKALAŞMA ORANLARI

Sendikalaşma oranları işkolları açısından da büyük farklılıklar gösteriyor. Turizm, inşaat ve büro sendikalaşma oranlarının en düşük olduğu işkolları iken; banka, finans ve sigorta, genel işler, savunma ve güvenlik işkolları ise en yüksek sendikalaşma oranına sahip.

2018’de en fazla iş cinayetlerinin yaşandığı ikinci işkolu olan inşaatta sendikasızlık ise devam ediyor. Resmi sendikalaşma oranı yüzde 13,9 iken, inşaat işkolunda sendikalaşma oranı sadece yüzde 4,4 ve sendikalı işçi sayısı 54 bin 921. Bunların önemli bir bölümü ise kamu sektöründe çalışıyor.

Sendikalaşma oranları imalat sanayiinde ve kamu ağırlıklı işkollarında ortalamanın üzerinde seyrediyor. Sendikalaşmanın en yüksek olduğu üç işkolu banka-finans, savunma-güvenlik ve genel işler. Savunma ve güvenlik kamu ağırlıklı bir sektör olmanın yanında özel güvenlik çalışanlarını kapsayan bir işkolu. Kamudaki özel güvenlik görevlilerinin (eski taşeron işçiler) örgütlenmesinde son yıllarda yaşanan artış, bu işkolunda sendikalaşmayı yükseltti.

Yine genel hizmetler işkolunda taşeron şirketlerde çalışan işçilerin sendikalaşması da bu işkolunda sendikalaşma oranlarını artırdı.

Üye sayısı en çok artan 10 sendika sırasıyla Hizmet-İş, Türk Metal, Genel-İş, Öz Büro-İş, Belediye-İş, Öz Finans-İş, Güvenlik-İş, Koop-İş, Öz Güven-Sen ve Öz Sağlık-İş oldu. Üye sayısı en çok artan 10 sendika içinde 5 Hak-İş üyesi sendika, 4 Türk-İş üyesi sendika ve 1 DİSK üyesi sendika yer aldı.

“SENDİKALAŞMANIN DÜŞÜK OLDUĞU İŞKOLLARINDA HAK GASPLARI DAHA ÇOK”

İşkollarına göre sendikalaşma verilerini değerlendiren Genel-İş Toplu İş Sözleşmesi Daire Müdürü Engin Sezgin, işkollarında yaşanan sorunlarla sendikalaşma oranı arasındaki ter orantıya dikkat çekiyor. Sorunların, hak gasplarının, işçi cinayetlerinin çok yaşandığı işkollarında sendikalaşmanın düşük olduğuna dikkat çeken Sezgin, “Cümleyi sendikalaşmanın olmadığı yerlerde hak gaspları daha çok olur şeklinde kurduğumuzda sanırım daha anlaşılır olur. Sorunların hak kayıplarının büyük olduğu sektörlerde yapısal birçok sorunun yanı sıra sermaye sınıfı da özel olarak sendikalaşmanın önüne geçmek için uğraşıyor. Özel sektörde bir işçinin sendikaya üye olmaya karar vermesi ile işsiz kalabileceğini de peşinen kabul etmesi aynı anda gerçekleşiyor. Sendikaların birçoğu ise sorunlu gördükleri alan ve işyerlerinden uzak durmayı tercih ediyor” dedi.

Az sayıda sendika ile sürdürülen mücadelelerin zaman zaman kazanımları da beraberinde getirdiğini söyleyen Sezgin, “Sınıf mücadelesinin ve toplumsal mücadelenin güçlendiği dönemlerde sendikalaşma dinamiklerinde güçlü hareketlenmeler yaşanıyor. Bunun en yakın örneğini metal işçilerinin büyük eylemleri sırasında görmüş olduk. Metal işçileri bu eylemler sırasında ekonomik haklarını geliştirmenin yanı sıra sendikal hakları için de mücadele etmiştir. Yine bu eylemler sırasında farklı işkollarından birçok işyerinde yeni sendikalaşma mücadelesi başlamış ve bunların bir kısmı da başarıya ulaşmıştır. Bu anlamda işçi sınıfı hareketi birbirini etkileme ve deneyim aktarma konusunda en doğal ilişkilenmeye sahiptir” değerlendirmesinde bulundu.

“SENDİKA HAKKINI KISITLAYAN ANTİDEMOKRATİK YASALAR KALDIRILMALI”

İşkolu ve işyeri barajlarını değerlendirdiğimiz DİSK/Gıda-İş Genel Başkanı Seyit Aslan ise artan sendikalaşma oranları karşısında barajı aşan sendika sayılarının düşük olmasını şöyle yorumladı:

“Son çıkarılan 6356 sayılı yasanın antidemokratik yanı, işsizlik, iş güvencesinin olmaması belirleyici nedenlerdir. Sendikalaşmak isteyen işçiler, aylarca direniş yapmak durumunda kalıyor. Flormar, TARİŞ, Cargill bunlardan birkaç örnek. Sendika yasası var, uygulanmıyor, sermaye iktidardan aldığı güçle sendikalaşan işçileri kitlesel olarak işten atıyor, yasaların yaptırımı yok. 6356 sayılı yasa tümden ortadan kalkmalı, barajsız ve yasaksız, gerçek anlamda iş güvencesi olan bir yasa çıkarılmalı. Grev hakkının sonuna kadar kullanıldığı, lokavtın yasak olduğu bir yasa çıkarılmalı.”

“BÜROKRATİK ANLAYIŞ NEDENİYLE İŞÇİLERDE SENDİKALARA GÜVEN KAYBI OLDU”

Verilere ilişkin sendika ve sendikacıların rolünü de değerlendiren Aslan, “Sendikaların, sendikacıların önemli bir bölümü bürokratik bir anlayışa sahip. Sendikal bürokrasi iktidar ve sermayeyle kol kola oldu. Mücadeleyi büyütmek, işçilerin yeni haklar kazanmasını sağlamak, saldırılara karşı ortak tutum almak yerine iktidar ve sermayeyle uzlaştılar. Özelleştirmeleri alkışladılar. Saldırı yasalarına göz yumdular. İktidarları koruyan bir anlayış sergilediler. Mücadelenin gereklerini yerine getirmediler. İşçilerde sendikalara güvensizlik oluştu. İş cinayetleri karşısında bile ortak tutum alamadılar. Bu anlayış dışında olan sendikalar, sendikacılarda ise, küçük olsun benim olsun anlayışı hakim oldu. Yardımlaşma, dayanışma ve ortak örgütlenme başarılamadı” dedi.

SENDİKALAŞMANIN TOPLUMSAL CİNSİYETİ

Sendikalarda gerek örgütlü kadın işçi sayısı gerekse kadınların sendikalardaki yönetsel temsili de oldukça düşük düzeylerde. Bu durumun bir sebebi sendikalardaki erkek egemen yapı iken; kadınların formel sektördeki düşük istihdam düzeyi de bir diğer önemli neden. Toplumsal cinsiyet rolleri ile kadınlara yüklenen aile içi sorumluluklar ise kadınların örgütlenmesinin önündeki engeller arasında.

Temmuz 2018 itibariyle kadınlar toplam işçilerin yüzde 27,6’sını oluştururken, kadın sendika üyeleri toplam sendika üyelerinin yüzde 19’unu oluşturmaktadır. Toplam işçilerin yüzde 72,4’ü erkek olmasına karşılık toplam sendika üyelerinin yüzde 81’ini oluşturmaktadır.

"KADININ İŞ HAYATINDAKİ DURUMU TARTIŞILMALI"

Sendikalardaki erkek egemen yapıyı konuştuğumuz DİSK Araştırma Daire Uzmanı Deniz Beyazbulut’a mevcut tablonun sendikalarda nasıl tartışıldığını ve nasıl değiştirilebileceğini sorduk. Tüm baskı ve engellemelere rağmen kadınların sendikalaşma oranının erkeklere göre daha fazla artış oranı gösterdiğini ve bu noktanın raporda yer almadığını söyleyen Beyazbulut, kadınların sendikalaşması önünde çok boyutlu engeller olduğunu anlattı:
“Öncelikle işgücü piyasası, işgücü piyasası politikaları ve mevcut çalışma koşullarından kadınların sendikalaşmasından bağımsız bir biçimde değerlendirilemeyeceğini düşünüyorum. Kadınların erkeklerden daha fazla bir biçimde düzensiz, kadrosuz ve özel istihdam büroları aracılığıyla çalıştığı biliniyor. Her 10 kadından 4’ü kayıt dışı çalışıyor. Kayıt dışılık en basit anlamıyla sendikalaşamamak demek. Çalışmaya hazır olan ancak çalışmayan, ‘ev işleri’ nedeniyle istihdama katılmayan kadınların sayısı 11 milyona ulaşmış durumda. Dolayısıyla kadınların sendikalaşma konusundaki en büyük engellerinden biri çalışma hayatının ‘üvey’ evladı olarak görülmesidir. Bu tablo bir yerden değişmeye başlayacaksa çalışma hayatındaki kadının durumunu tartışmasıyla başlamalı.”

"SENDİKALAR İSTİKRARLI KADIN ÇALIŞMASI SÜRDÜREMİYOR"

Sendikaların kadın çalışmalarını istikrarlı biçimde sürdürmediği eleştirisini de dile getiren Beyazbulut, “Bu durum sendikaların kadına yönelik politikaların oluşturulmasını engellemektedir. Sendikalardaki erkek egemenliği ve hakimiyet ile kadınların eşleri ve ailelerinin bu konudaki itirazları kadınların hem sendikalaşmasını hem de örgütlü olan kadının sendikal faaliyetlere katılımı engellenmektedir. Burada hem erkek (eşi) hem de erkek egemen sendikalar rol oynamaktadır. Kadınları sendikaların yönetimlerine inatla taşımak gerekir” değerlendirmesinde bulundu.

Sosyal-İş’in geçmiş yıllarda yayımlanan raporlarından birine atıfta bulunan Beyazbulut, “Türkiye’de özellikle işverenler, işçilerin sendikalaşmasını engellemek için en az 41 farklı yol yöntem kullanıyor. Bu yol ve yöntemlerin en fazla uygulandığı kapsam ne yazık ki kadınlardır. Kadınların sendikalaşma önündeki engellerden birini işverenler olarak görmek gerekiyor. Sendikalaşma, kadın işçilere eşleri veya ailelerinin yanında işverenler tarafından üyelikten istifa için baskı yapma, ‘Kadının sendikayla işi olmaz’ gibi söylemler, kadınları sendikadan uzak tutma, sadece sendikalaştıkları için zorla mesaiye bırakma, çalışma saatlerini uzatma, sözlü veya cinsel taciz bunlardan birkaçı. İşverenler tarafından gerçekleştirilen baskılar da kadınları sendikalaşmaktan uzak tutmaktadır” dedi.

Kadınların sendikalaşması önündeki engellerin aşılabilmesi için mücadelenin önemine dikkat çeken Beyazbulut, “Kadınlar hem eşleri hem işverenleri hem de iktidar tarafından gerçekleştirilen sendikalaşmaya yönelik baskılara karşı mücadelesini sürdürmeli. Sürdürmeye devam edecektir de” dedi.

YILLARA GÖRE KONFEDERASYONLARIN ÜYE SAYILARI

Sendikalı işçilerin konfederasyonlara göre dağılımı da önemli tartışmaları beraberinde getiriyor. Rapora göre özellikle işkolu sendikacılığı, sendika tercihlerinde merkezileşmeye neden oluyor. Türkiye’de işçilerin yüzde 98,4’ü üç büyük işçi konfederasyonuna üye. 1 milyon 859 bin sendika üyesinin 1 milyon 831 bini DİSK, Türk-İş ve Hak-İş üyesi. Ocak 2013 ile Ocak 2019 arasında işçi sendikalarının üye sayısında yaşanan artış da ciddi dengesizlik gösteriyor. 2013-2019 arası Türk-İş üye sayısını yüzde 38 oranında artırırken, DİSK’in üye sayısındaki artış yüzde 71 oldu. Ancak olağan dışı ve “mucizevi” artış Hak-İş üyeliklerinde yaşandı. Hak-İş, 2013-2019 arasında üye sayısını yüzde 311 oranında artırdı.

2013 ve 2019 arasındaki yeni sendika üyeliğinde yaşanan 857 bin kişilik artışın konfederasyonlar arasındaki dağılımı da dengesizliği gösteriyor. Bu dengesizlik toplamda oluşan farkın da önemli nedenlerinden.

"DIŞARIDAN BİR ARAŞTIRMACI ARTIŞ KARŞISINDA HEYECANLANABİLİR"

Hükümete yakınlığıyla bilinen Hak-İş’in üye sayısındaki artışı değerlendiren Genel-İş Toplu İş Sözleşmesi Daire Müdürü Engin Sezgin, rakamlardaki artışı ‘izaha muhtaç’ olarak yorumluyor:
“Gerçekten dışarıdan bir araştırmacı Türkiye’deki sendikalaşma verilerini inceleyecek olsa bu muazzam artış karşısında heyecanlanır, hemen aklına ‘Neden?’ ve ‘Nasıl?’ soruları gelir ve bu soruların yanıtını aramak üzere meselenin iç yüzünü araştırmaya koyulurdu. Çünkü ortada hayatın ‘olağan’ akışıyla açıklanamayacak, izaha muhtaç bir durum var. Oysa gerek çalışma hayatının gerekse sendikal mücadelenin içinde olanlar açısından Hak-İş üyesi sendikalardaki üye artışı şaşırtıcı değil maalesef. Üye artışının nerdeyse tamamına yakınının kamu kadrolu ya da taşeron işçiliğinden olması bile durumu anlamamıza yeterlidir.”

"SENDİKALARIN BAĞIMLILIK SORUNU YENİDEN TARTIŞILMALIDIR"

Sendikaların ‘bağımsızlığı’ konusunun geçmişten bu yana tartışma konusu olduğunu ifade eden Sezgin, “Sendikaların işverenlerden ve devlet otoritesinden bağımsız olması, bir sendikanın sendika olabilmesi için olmazsa olmaz bir koşuldur. Bugün içinden geçtiğimiz dönemde artık belki de sendikaların bağımsızlığı konusunu, ‘sendikaların bağımlılığı sorunu’ başlığı altında yeniden tartışmaya ihtiyaç var” dedi.

SENDİKALAŞMA HARİTASI

Sendikalaşma oranları illere göre de büyük farklılıklar gösteriyor. İllere göre sendikalaşma oranları yüzde 5,7 ile yüzde 26,2 arasında değişmekte. Sendikalaşmanın en düşük olduğu 10 il sırasıyla Antalya, Denizli, Yalova, Muğla, Mardin, Gaziantep, İstanbul, Ordu, Şırnak ve Uşak.

İstanbul yüzde 8,7 sendikalaşma oranı ile 81 il içinde 75. sıradadır. DİSK-AR’a göre İstanbul’un sanayisizleşmesine paralel olarak sendikalaşma oranı da düşüyor. Denizli, Antalya, Yalova ve Gaziantep gibi gerek imalat sanayi gerekse hizmet sektörünün yoğun olduğu illerde de sendikalaşma oranı oldukça düşük.

Sendikalaşma oranlarının yüksek olduğu iller ise belediyeler dahil kamu işçiliğinin yoğun olduğu iller olarak ön plana çıkıyor.

Yerel Seçim 2019 İl il adaylar ve seçim sonuçları
ÖNCEKİ HABER

Batman'da belediye başkan adayları kim, önceki seçimlerde ne olmuştu?

SONRAKİ HABER

Mülkiyeliler Birliği'nden öğrencilere burs için İnek Bayramı Koşusu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa