03 Mart 2019 09:52

Hepimiz Hrant'ız mesela

Nuray Sancar, TBB Başkanı Metin Feyzioğlu’nun ‘Hepimiz Türküz’ açıklamasını yazdı.

Hepimiz Hrant'ız mesela

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Nuray SANCAR

“Her 24 Nisan’da göstermelik çağdaşlık ve modernlik uğruna ‘Hepimiz Ermeniyiz’ diyerek, kendini Batı dünyasına kabul ettirmeye çalışan, aslında işgal altındaki İstanbul’un aydınımsı bir devamı olan malumlara inat, bugün diyoruz ki ‘Hepimiz Türküz” diye konuşuyor Metin Feyzioğlu; Türkiye Barolar Birliği Başkanı. İşgal altındaki İstanbul’un aydınımsıları sözü yerine, müstemleke aydınları gibi malum bir tamlamayı kullansa prompterda unutulup kalmış bir repliği iç ettiği düşünebilir. O kadar tanıdık geliyor. Çağdaşlık ve modernlik uğruna onun beğenmediği sözleri söyleyenleri ima etmesinin bir nefes sonrası “Biz çağdaşlığın, modernliğin daniskasıyız” olabilir mesela. 2016 Referandumuna giderken Avrupa’da Anayasa taslağını anlattığı için bir televizyon programında kendisini “Barolar birliği başkanının oralarda böyle bir çalışmayı yapması ne demek biliyor musunuz? Böyle bir şey yapamazsın siyasetçi değilsin” diye eleştiren Erdoğan’ın her şeyin daniskası olduğu yerde, bir hukukçunun Anayasa hakkında konuşması bile haddini aşmak sayılıyordu. Dahası Batı dünyası ile müstemleke aydını arasında bir tıklık bir çağrışım vardı.

Hukukçunun maruz bırakıldığı bu dışlanma sırasında Barolar Birliği Başkanı “Hepimiz Feyzioğluyuz” nümayişini duymadıysa, adının tutarlı bir kavram haline gelememesinden, fazla yalpalamasındandı. Yukarıdaki, iktidar ortalaması içinde kurgulanmış sözleriyle bir sabite yerleşmiş gibi göründüğü noktada ise özdeşleştiği konforlu kimliğe ilişkin bağlamda başına pek bir şey gelecek gibi görünmüyor.

Oysa Feyzioğlu’nun 2014’te Danışta’ın 146. yıl dönümü töreninde yaptığı konuşmayı beğenmeyen Erdoğan salonu terk etmiş, referandumdaki Avrupa gezisinden sonra “Sana kapımı kapattım” demiş, 2016’da alevlenen idam cezasının geri getirilmesi ile ilgili tartışmalar sırasında yine karşı karşıya gelmişlerdi. Uzun bir zaman geçmeden Barolar Birliği Başkanıyla Cumhurbaşkanının barışık fotoğrafları medyaya düştü. Kendisine kapılar kapatıldığında “Devletin kapısını bir şahıs kapısı gibi istediği zaman kapatabileceğini düşündüğüne göre, 16 Nisan’da arzu ettiği devlet modelini de aslında açıklamış oluyor” dediği kişiye daha sonra çeşitli vesilelerle desteğini sundu Feyzioğlu. Birisi Afrin harekatı sırasında diğeri 15 Temmuz darbesinde. Bu konjonktürel desteklerin ortak bir dil kullanmaya dönüşmesi gerekmeyebilirdi ama bu da bir tercih meselesi sonuçta.

Hrant Dink öldürüldükten sonra cenaze töreninde, mahkeme önlerinde ve yıl dönümlerinde atılan “hepimiz Ermeniyiz” sloganının ne anlama geldiğini bilmeyecek biri değildir Feyzioğlu. Metin Göktepe öldürüldüğünde “Hepimiz Metiniz” diyenlerin ne kastettiğini. Berkin Elvan için “Hepimiz Berkiniz” sözünün manasını. Kalabalıkların, Gezi’de ölenlerin her birinin adının altında niçin toplanıverdiklerini de biliyordur. Ece Ayhan’ın şiirindeki gibi, bir devlet dersinde öldürülenlerin yerine kendini koymak, haksız hukuksuz bir dünyaya itiraz ederken can bedeli ödeyenlerin talebiyle ortaklaşmak anlamına gelir. Bir isim, altında dayanışmayı, birliği ve hatta kederi toplayan bir şemsiye haline gelir. Bütün kadınların Özgecan’la kendisini özdeşleştirmesi boşuna değildir. Çünkü her kadının bir Özgecan her muhalif gazetecinin bir Metin Göktepe olma riski vardır. Bu risk insanları birleştirir.

Zapatistaların komutanı Marcos şöyle demişti mesela: “Meksika’da Zapatista isem San Fransisko’da eşcinselim; Güney Afrika’da siyah, Avrupa’da bir Asyalı, İsrail’de bir Filistinli, San Cristobal sokaklarında bir Maya yerlisi, Almanya’da bir Yahudi’yim, bir işsiz mutsuz bir öğrenciyim; herhangi bir metro istasyonunda akşamın 10’unda yalnız bekleyen kadınım…”

Türk’üm demenin her zaman yasal ve konforlu olduğu bir coğrafyada, kimlikleri veya eylemleri yüzünden ikinci sınıf yurttaş muamelesi görenlerin birbirinin kimliğine bürünmesi, birbirinin adını alması da o kadar konforlu olmayan, tersine her zaman riskli bir alanda birbirini güçlendirme çabasından ibarettir esasında. Feyzioğlu’nun Hocalı Katliamında canlarını yitirenlerle sırf Türk oldukları için kurduğu aidiyet ilişkisi ise gayet nizama uygun, resmi kaşeli-antetli bir hissiyatın dışa vurumudur. Çok siyasidir bu anlamda. Ve o prompterda replik unutmuş olanların hiçbiri siyaset yapacaksan cübbeni çıkar da gel demez. Tersine cübbe üstünde kalsın, mümkünse önü iliklensin, birlikte çay toplayalım zamanıdır bu günler. Siyasetin öylesi makbuldür, ötekisi değil.

Hrant öldüğünde ‘Hepimiz Ermeniyiz’ sloganı atılırken geçenlerde ölen Ozan Arif de Feyzioğlu’nun paylaştığı aynı milliyetçi hissiyatla gazetecinin katillerine övgü düzen şarkıyı yazmış, İsmail Türüt de seslendirmişti. “Bırakın çan çalmayı/ Millet böyle dolmayı yutmaz Karadeniz’de/Ogün böyle desinler bugün böyle desinler/Fatihalar Yasinler bitmez Karadeniz’de…”

Şarkıda geçen o Ogün Samast ki, yakalandığı karakolda Türk bayrağı arkasında pişkin pişkin poz vermişti. Cinayet sırasında giydiği beyaz bere kimileri için bir simge haline geldi; başlarına geçirip ortalıkta dolaştılar.

Oysa sırf hakim bir kimliğin mensubu olduğu için onun ayrıcalıklarından yararlanmayı, kimliğinin böyle menfur vakaların öznesi olacak biçimde kullanılmasını, kendinden başka hiçbir kimliğe yaşam hakkı tanımayan şovenizmi reddedenlerin hepimiz Ermeniyiz, Kürtüz, Özgecanız, Aleviyiz derken korumaya çalıştığı, bu ayrımcı konforun fırsat bulduğu her yerde ezmeye çalıştığı ortak değerlerdi. Ne yazık ki bu değerler prompterlara girmez, kendi yurdunda sürgün olanların mahallesinde yetişir. Fakat kötülüğün müstemleke edemediği yerdir orası. Güney Afrika’da siyah, Avrupa’da Asyalı, İsrail’de Filistinli olanların üniformasız, cübbesiz, makamsız siyasetidir. Daniskasıdır hatta.

Yerel Seçim 2019 İl il adaylar ve seçim sonuçları
ÖNCEKİ HABER

İzmir’de bir ortaokula AKP bayrağı asıldı, seçim propagandası yapıldı

SONRAKİ HABER

Eğitim Sen, MEB ve TOBB iş birliği protokolüne karşı dava açtı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa