Kekê Vakkas oxir be ji tere!

Kekê Vakkas oxir be ji tere!

Vakkas Dalkılıç...59 yaşında ve hayatı boyunca çalışmış ve mücadele etmiş birinin, ani bir kalp krizi sonrası ölümü…İnandığı dava uğruna ağır bedeller ödemiş ama yine de bir an bile geri düşmeden tüm yaşamını, tüm enerjisini halkının özgürlüğüne adamış bir adamın kalbinin sonu

Mehmet Türkmen

59 yaşında ve hayatı boyunca çalışmış ve mücadele etmiş birinin, ani bir kalp krizi sonrası ölümü…

İnandığı dava uğruna ağır bedeller ödemiş ama yine de bir an bile geri düşmeden tüm yaşamını, tüm enerjisini halkının özgürlüğüne adamış bir adamın kalbinin sonunda yorgun düşüp durması…

Kimliği, dili, onuru yok sayılan ve zulme uğrayan Kürtlerle devlet arasında 25 yıldır süren savaş son bulsun ve onurlu bir barış olsun diye hem kendi ömrünü tüketmiş hem iki evladını bu savaşta yitirmiş bir adamın yüreğinin daha fazla dayanamayıp zamansız susması…

Olağan bir ölüm değil mi?

Son derece olağan. Acı verici ama olağan, anlaşılır bir ölüm.

Ama Kürt ulusal mücadelesi içinde yer alıp, kalp krizi gibi “olağan” bir nedenle hayata gözlerini yummak Kürtler için çok olağan bir ölüm sebebi değil aslında. Kürtler için, Kürt ulusal hareketi için alışıldık olan ölüm sebebi gözaltında ölmek, işkencede ölmek, sokak ortasında yürürken ölmek, dağda ölmek…

Hatta kimseler duymadan, görmeden ve nereye gömüldüğü dahi bilinmeden, Toros marka bir arabanın dibinde ensesine kurşun sıkılarak ölmek bile daha olağandır Kürtler için.  

Yaşının henüz 59 olması değil yoksa, Vakkas Dalkılıç’ın ölümünün Kürtler için alışıldık bir ölüm olmaması.
5, 7, 9, 10, 11 yaş…. Enes, Ceylan, Uğur…  

Ölümün her yaşla akran olduğu bu coğrafyada, 59’una kadar gelip hastalıktan, kalp krizinden ölmek vaka-i adiyeden değildir. Burada herkes bilir, görür Azrail’ini… kimini aracından, plakasından, kimini armasından, rütbesinden bilir… kimi sivil kimi resmi… kimini de köyünden tanır, Azrail’e adres gösterirken…

Kürt’ün ülkesinde en garibi Vakkas Dalkılıç gibi ölmektir.

Ama sanmayın ki taşlaşmıştır yüreği Kürt’ün; aldırmaz, gülüp geçer her ölüme… Hayatına kıymet vermediğinden değildir, bir çocuğu öldükten sonra diğer çocuklarını da sokağa salması…

Hayatını ve özgürlüğünü almak için çıkar sokağa Kürtün çocuğu… bazen elinde ekmekle döner eve, bazen de bir büyüğünün kollarında, cansız… Bazen haberi yıllar sonra gelir dağlardan, bazen de künyesiyle birlikte resmi bir yazı: eğitim zayiatı…

BDP il binalarında ve evlerin duvarlarında ya resimler küçülür giderek ya aynı çerçevede yer alır onlarcası, yeni ölülerine yer açılsın diye.  Ama şehir ve köy mezarlıkları aynı hızla büyümez Kürt’ün vatanında. Kürt’ün duvarından yaptığı tasarrufu, sağolsun devletimiz topraktan yapar, 10 ceset, 20 ceset bir çukura…  

O yüzden, her Kürt’e nasip olmaz Vakkas Dalkılıç gibi ölmek.
        ***
Vakkas Dalkılıç’la Antep’te yıllarca birlikte mücadele ettik, yan yana olduk. Seçim çalışmalarında, Newrozlarda, yerelde günlük mücadelenin hemen her alanında yan yana yürüdük.

Antep, Kürtlerin de çok yoğun olarak yaşadığı bir bölge ili olmasına rağmen, ne yazık ki Kürt ulusal hareketine ve BDP’ye karşı önyargıların da az olmadığı bir il. Yerel kurumlardan, yerel basına kadar, yerelde günlük yaşamın pek çok alanında bu önyargıların izlerine rastlamak mümkün. Doğal olarak bizim de özellikle Türk işçi emekçiler ve halk içinde faaliyet yürütürken en çok anlatma çabası içinde olduğumuz şey Kürtlerin haklı mücadelesi ve bu mücadeleyi sahiplenmenin gerçek bir kardeşlik ve demokrasi için ne kadar gerekli olduğu gerçeği.

Fakat Vakkas Dalkılıç’ı tanıyan, onunla bir şekilde diyalog kurmuş bir Türk kökenli insanın, sırf onu tanımakla Kürtler ve Kürt sorunu konusunda fikri tamamen değişmese de, onun şahsında Kürt’ün davasına ve mücadelesine bir saygı beslememesi mümkün değildi. Vakkas Dalkılıç yalnızca ulusal kimliği ile değil, aynı zamanda emekçi, bir işçi emeklisi, yıllarca sendikacılık yapmış ve sosyalist kimliği ile de Antep’te pek çok kesimin saygısını ve sevgisini kazanmış bir şahsiyetti. Halkına, davasına ve partisine son derece bağlı, hiçbir zaman küserek ya da yorularak kenara çekilmemiş, verilen görevi beğenmeme lüksünde bulunmamış, üstlendiği her görevi aynı heyecanla yerine getirmek için didinmiş bir sıra neferiydi aynı zamanda. Cenaze törenindeki kalabalık ve pek çok kesimden katılım da bunun en iyi göstergesiydi.     
Dostumuzdu, ağabeyimdi…  Hatırladıkça, onunla dost olmaktan ve birlikte yürümüş olmaktan onur duyacağım, onunla birlikte yürümüş herkes gibi…

Kekê Vakkas, oxir bê ji tere!

*Emek Partisi Genel Yönetim Kurulu Üyesi

www.evrensel.net