15 Şubat 2019 16:24

Diyalektik düşüncenin kökenleri

Dergimizin bu sayısında diyalektik düşüncenin temellerine kısa bir giriş yapıyoruz.

Çizim: Nikolai Shukov

Paylaş

DİYALEKTİK NEDİR?

Her türlü ansiklopedik tanım diyalektiği açıklamak açısından eksik kalacaktır, kuram sayfamızda ise yalnızca diyalektiğin öne çıkan özelliklerine dair bilgi verebiliriz. Diyalektik, bir düşünce yöntemidir ve varlığı, olguyu veya bir süreci düşünmenin yöntemi olarak, çelişki, bütünsellik, ilişkisellik, tarihsellik, değişim, nedensellik, hareket vb. gibi birçok kategori ve özelliğe sahiptir. Bu özelliklere sonraki sayılarımızda değineceğiz.

METAFİZİĞİN KARŞITI OLARAK DİYALEKTİK

Metafizik, “fizik biliminin ötesinde kalan” anlamıyla varlığa ve doğaya hareketsizlik, bağıntısızlık, ebedilik ve salt karşıtlık atfeden bir düşünce yöntemidir. Diyalektik düşünce ise metafizik düşüncenin tam karşıtıdır.

Diyalektik düşünceye göre doğa, durağan ve değişmez değil, sürekli hareket ve değişim halindedir. Hareket, hareketsizlikten değil, hareketin içsel dinamiklerinden doğar. Her türlü madde, varlık ve ilişki sürekli değişim ve gelişim halindedir. Özdeşlik, metafiziğin aksine diyalektiğin özelliği değildir. Ele alınan herhangi bir madde aynı maddeye özdeş olamaz, çünkü ‘durağan’ gibi gözüken bir madde dahi sürekli değişim halindedir ve zamansaldır. Doğada hareketsiz hiçbir şey yoktur. Hareketin kaynağı ise maddenin içsel bağıntıları, çelişkileridir.

Metafizikte doğa, birbirinden bağımsız ve ilişkisiz varlıkların bütünüyken diyalektik düşünceye göre doğanın tüm bileşenleri doğrudan veya dolaylı olarak ilişkilidir. Örneğin bir doğa biliminin herhangi bir disiplininin oluşumu, diğer doğa bilimlerinin ve disiplinlerinin oluşumu ve gelişiminden bağımsız olarak düşünülemez. Bir kimyasal reaksiyonun, doğanın fiziksel yasalarıyla, insanın fizyolojik yapısının, insan biyolojisi ve anatomisiyle ilişkisi vardır.

DİYALEKTİK KAVRAMI NEREDEN GELİR?

Diyalektik düşüncenin izleri Heraklitos’a, “bir nehirde iki kere yıkanmaz” savına kadar sürebilir. Ancak “diyalog” sözcüğünün köklerine dayanan diyalektik kavramı ilk kez Zenon tarafından “tartışma sanatı” anlamıyla kullanılır. Yazılı metinlerde kullanımına ise ilk kez Platon’da rastlanır. Platon, erken sokratik diyaloglarında diyalektik kavramını “tartışarak eğitme” anlamıyla kullanır. Daha sonra Hereaklitos’tan etkilenerek diyalektiği kendi fikirler kuramına dayandırarak “fikirlerin diyalektiği” biçimiyle kullanır.

Diyalektik düşüncenin gerçek anlamda kurucusu olan Hegel ise Platon ve Heraklitos’un diyalektik anlayışını geliştirip, Ortaçağ’da mistik(gizemci) biçimiyle ortaya çıkan üç aşamalı gelişme yasasıyla birlikte kendi idealist felsefesinin temelini atar. Hegel, Alman düşünsel dünyasının o güne kadarki birikiminin dışına çıkar, tarihsel bir felsefenin ilk adımlarını atar.

HEGEL’DEN MARX’A DİYALEKTİK

Hegel’in diyalektiği varlığın tarihselliğini, içsel bağıntılarını, hareketini ve değişimini içerir. Doğada hiçbir şeyin kalıcı olmadığını, çelişkilerin yaşam ve düşünce biçimlerinin hareketinin kaynağı olduğunu yani gerçek dünyanın çelişkileri olduğunu, insanlık ve doğa tarihinin sonsuz bir ilerleme içinde bir basamaktan daha yüksek basamağa doğru aktığını vurgular.

Ancak birincisi Hegel’de varlık ve düşünce özdeştir, varlık, doğa ya da maddi dünya düşüncenin bir biçimi ya da düşüncenin hareketinin bir uğrağıdır. İkincisi Hegel’de diyalektik esas olarak düşüncenin hareketini konu alır, böylece hareket, çelişkiler ve ilerleme süreçleri düşünce sınırları içerisine hapsolmuştur. Aslında Hegel diyalektiği bir ‘kavramlar diyalektiği’dir ve idealisttir.

“Elindeki diyalektiği bir mistifikasyona dönüştüren Hegel, buna rağmen onun genel hareketinin biçimini kapsamlı ve bilinçli olarak ortaya koymuştur. Onda sadece kafası üzerinde durmaktadır. İçindeki rasyonel özü ortaya çıkarabilmek için insanın onu önce mistik kılıfından kurtarması gerekir.” (H. H. Holz, Devrimin Cebiri, Yordam Kitap, s. 206)

BAŞ AŞAĞIYA ÇEVİRME VE MATERYALİST DİYALEKTİK

Daha sonra Marx, Hegel diyalektiğinin devrimci özünü görür ve onun diyalektiğini kendi tabiriyle ayakları üzerine oturtur. Baş aşağıya çevirme metaforu, kavramlar dünyasından maddi gerçekliğe yüzünü dönme anlamıyla kullanılır. Marx, Hegel’in kavramlarla tarif ettiği süreci tersyüz eder. Çünkü ona göre kavramlar da “maddi gerçekliklerin kavramlarıdır.” Bu kavramlar, maddi ve gerçek ilişkilerin ifadesi, onun temsili olarak ele alınır ve diyalektik, tarihsel ilerlemeleri açıklayacak bir yöntem haline gelir. Dünyanın ve maddenin bir “mutlak idea”nın yaratımı olduğu ve diyalektiğin bu temel üstünde kurulduğu idealist öze karşı, maddi gerçekliğin temel alındığı bir diyalektik düşünce süreci izlenir. Onun diyalektiği Hegel’in diyalektiğinin “doğrudan karşıtıdır.”

Materyalist diyalektik ile Hegel’in kavramlar diyalektiği arasındaki farkı Marx, Kapital’in Sonsöz’ünde şöyle vurgular:

Benim diyalektik yöntemim, hegelci yöntemden yalnızca farklı değil, onun tam karşıtıdır da. Hegel için insan beyninin yaşam süreci, yani düşünme süreci -Hegel bunu "Fikir" ("Idea") adı altında bağımsız bir özneye dönüştürür- gerçek dünyanın yaratıcısı ve mimarı olup, gerçek dünya, yalnızca "Fikir''in dışsal ve görüngüsel (phenomena]) biçimidir. Benim için ise tersine, fikir, maddi dünyanın insan aklında yansımasından ve düşünce biçimlerine dönüşmesinden başka bir şey değildir.

(K. Marx, Kapital I, Sol Yayınları, s. 27)

ÖNCEKİ HABER

Bir üniversite bilimden neden korkar?

SONRAKİ HABER

Ankara'da geçici diye taşınan imam hatip okulu kalıcı oldu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa