10 Şubat 2019 03:30

Avrupa’nın savaşa parası çok!

Avrupa'nın gündeminde bu hafta Almanya'nın silahlanma harcaması, İngiltere'deki BREXIT tartışmaları ve Fransa'da halkın hükümete yönelik öfkesi vardı

Fotoğraf: Pixabay

Paylaş

Önümüzdeki hafta sonu Münih’te yapılacak NATO Güvenlik Konferansı öncesi, Almanya hükümeti silahlanma bütçesinin beş yıl içinde 60 milyar avroya çıkarılması konusunda anlaştı. Güvenlik Konferansı, her yıl olduğu gibi bu yıl da savaş karşıtları tarafından değişik eylemler ve alternatif toplantılarla protesto edilecek. Savaş karşıtları, Almanya’nın dış müdahalelerine, nükleer silahlara karşı olmayışına, silahlanma bütçesinin arttırılmasına karşı çıkıyor. Junge Welt gazetesinden çevirdiğimiz yorumda Almanya’nın dünya devi olma hayalleri ve ordunun bu konudaki rolü ele alınıyor.

İNGİLTERE’DE BREXIT SANCISI

23 Haziran 2016’da sandık başına giden 33 milyon 500 bin seçmenden 17 milyon 400 bininin yüzde 52 çoğunlukla aldığı Brexit kararı İngiltere gündemindeki yerini korumaya devam ediyor. Bir erken seçim, iki güven oylaması ve bakanlık düzeyinde sayısız istifaya yol açan Brexit kararının uygulanması için yaklaşık bir yıl önce yasal olarak başlatılan süreç 29 Mart 2019’da tamamlanıyor. Avrupa Birliği, Brexit’e dair bir anlaşmaya varamadığı takdirde Birleşik Krallık halkı 30 Mart sabahı Avrupa Birliği ile yollarını ayırmış bir ülkeye uyanabilir. Bu haftaki yazımız, ana muhalefetteki İşçi Partisinin süreç içerisinde yakaladığı fırsatları değerlendiremediğini ve iktidar olmaktan gittikçe uzaklaştığına değiniyor.

FRANSA’DA GÖSTERİ YASAĞI TARTIŞMASI

Fransa’da salı günü Macron Hükümeti yükselen toplumsal öfkeye karşı özgürlükleri kısıtlayan bir yasayı mecliste onaylattı. Anayasal bir hak olan gösteri hakkının bu kadar açık bir şekilde kısıtlanması muhalefet içinde büyük tepkilere neden oldu ve hatta hükümet partisi içinde bile sert tartışma yarattı. Oylamada Macron’un partisi olan LREM’li 50 milletvekili yasayı onaylamayarak çekimser oy kullanmayı tercih etti; bir tanesi de grubu terk ettiğini ilan etti. Ama esas olarak bu yasanın teşhirini insan hakları savunucuları yaptı. Humanite gazetesinden aldığımız yazıda Fransa’nın en köklü ve kuruluşu Dreyfus davasına kadar giden İnsan Hakları Ligi’nin onursal başkanı, bu yasanın ne kadar tehlikeli olduğunu anlatıyor.


BERLİN’DEN ASKERİ BÜTÇEYİ ARTIRMA GARANTİSİ

Jörg KRONAUER
Junge Welt

Almanya federal hükümeti, askeri bütçenin sadece beş yıl içinde 60 milyar avroya çıkarılması konusunda anlaştı. Almanya’nın NATO elçisi, salı günü NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’e bunu garanti eden bir mektubu teslim etti. Böylece Almanya, 2014 yılına kadar gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 1.5’ini savunma bütçesine ayırmış oluyor. Bu oran, 2014’te NATO tarafından kabul edilen yüzde 2’den az olduğu için ABD Başkanı Donald Trump’ın yakın gelecekte tekrar öfkelenmesi olası. Elbette bu, gerçekliği değiştirmiyor; Federal Hükümet için askeri bütçenin önemli ölçüde arttırılmasından önemli birşey yok. Federal Maliye Bakanı istediği kadar kırmızı kalemini sallayarak ekonominin krize girdiğinden, vergi gelirlerinin azaldığından ve bütçede kısıtlamalara gidileceğinden söz etsin, söz konusu ordu olunca cimriliğe gerek yok, hemen para bulunuyor.

Bunun kimse için sürpriz olmadığı açık; Berlin son zamanlarda dünya devi olmayı gündeme getirerek sürekli böbürleniyor. Rusya’ya işaret parmağı gösterilerek öğütler veriliyor, uymadığı takdirde yaptırımlarla cezalandırılıyor. Çin yeni “sistem rekabetinde” düşman ilan edildi. İran hizaya çekildi ve şimdi Federal Hükümet yabancı devletlerin hükümetlerini de uygun gördüğü şekilde devirip kurmaya başladı; bakınız Venezuela. Federal Ekonomi Bakanı, Alman endüstrisinin yalnızca Çinlilerle değil, ABD’lilerle de keskin bir rekabet içinde olduğunu ve bu nedenle Washington’un araya mesafe konarak gözlenmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Bu gelişme tabii ki silah tekellerini sevindiriyor. Ancak sektörde durum hiç de öyle kolay değil. Şikayetler artıyor; çünkü Türkiye ordusu Alman tanklarıyla Kürtlere saldırıyor, Suudi Arabistan Almanya’dan aldığı savaş mühimmatlarıyla Yemen’deki sivilleri katlediyor ve şimdi de Uluslararası Af Örgütü, Almanya’dan satın aldığı savaş gereçlerini Yemen’deki milislere veren, Alman tanklarının en iyi müşterilerinden Birleşik Arap Emirlikleri’nden şikayetçi olduğunu açıkladı.

Ölüm makineleri üreten endüstri açısından stresli zamanlar.  Alman askeri bütçesinin arttırılacağı vaadi, bu zorlu zamanlarda Rheinmetall, KMW, Heckler & Koch gibi silah tekellerine iç pazarda büyüme garantisi sağlıyor. Alman tanklarının, Alman saldırı tüfeklerinin ve Alman savaş gemilerinin geleceği şimdilik garanti altına alınmış durumda.

(Çeviren: Semra Çelik)


BREXIT VE MUHALEFET

Orhan DİL
Gerçek

Referandum öncesi süreci dışında tutsak bile, son 2.5 yıldan beri Brexit ile yatıp Brexit ile kalkıyoruz. Hiçkimsenin üzerinde anlaşamadığı Brexit’e dair Başbakan Therasa May ve kabinesi, AB ile yürüttüğü uzun müzakereler sonunda bir anlaşmaya vardı ve bu anlaşmayı hem kamuoyu hem de İngiltere Parlamentosu ile paylaşarak onay talep etti. May’in onay talebi hepimizin de tanıklık ettiği tarihi bir hezimetle sonuçlandı. Ortak Pazar, Gümrük Birliği, serbest dolaşım hakkı, sınırlar, göçmenlik, sınır güvenliği, AB’den ayrılma bedeli de dahil birlik kapsamındaki tüm konuları kapsayan ve oylamaya sunulan 585 sayfalık anlaşma asıl olarak iktidardaki Muhafazakar Parti Hükümeti’nin Brexit’e ilişkin planlarını içeriyor. Aldığı tarihi yenilginin de gösterdiği gibi bu anlaşma değil muhalefetten, Muhafazakar milletvekillerinden dahi onay alamadı. Birleşik Krallık’ın belki de 2. Dünya Savaşı’ndan sonraki en büyük sorunu haline gelen, Muhafazakarları bölen Brexit’e rağmen, İşçi Partisi, hükümetin ikna edemediği büyük çoğunluğun desteğini almada ve etkin bir muhalefet yürütmede yetersiz kaldı.

Jeremy Corbyn liderliğindeki İşçi Partisinin Brexit’e dair planları, çözüm önerileri nelerdir?  İşçi Partisinin, İrlanda Sınırı, Gümrük Birliği, Ortak Pazar, AB’ye ödenecek ayrılık bedeli gibi can alıcı konularda düşüncesi nedir? Bu soruların cevabını pek bilen yok. İşçi Partisinin Brexit’e dair politikalarını, May’in önerilerine karşı çıkan herkes çok merak etmesine rağmen bir türlü net bir cevap bulamıyor. İşçi Partisi de, May’e muhalefet eden Muhafazakarlar gibi May’in sunduğu çözüm önerilerine itiraz etmekle yetiniyor. İşçi Partisi de dahil tüm partileri ve ülkeyi bölen bir konuda net bir tutum almanın zorluğu elbette anlaşılır ama iktidarı hedefleyen bir muhalefetin, kaçınılmaz olarak tamamlanacak bir süreç için çözüm önerilerinin olması da herhalde şart. Her fırsatta erken seçim talep eden muhalefetin, şimdiye kadar iktidar olduğu takdirde bugünkü iktidarın çözemediği Brexit kördüğümünü nasıl çözeceğini net bir şekilde ortaya koyması şüphesiz gerekirdi. Yapılan kamuoyu araştırmaları bir sonraki seçimde İşçi Partisine oy verecek seçmenin Brexit konusunda kafasının karışık olduğunu gösteriyor. YouGov tarafından yapılan araştırmaya katılanların yaklaşık dörtte biri, İşçi Partisinin tamamen Brexit’e karşı olduğunu düşünürken, üçte biri kararsız kaldığını ve onda biri ise İşçi Partisinin Brexit politikalarını bilmediğini beyan etmiş. (...)

Sürekli erken seçim çağrısı yapan İşçi Partisinin, bir erken seçim kararı alınması durumunda Brexit’e dair ne tür bir tutumunun olacağı da belli değil. İkinci bir referandum için açıktan destek sunacak mı? Geçici de olsa Ortak Pazar’da kalmaya destek verecek mi? Parlamentoda tarihi bir yenilgi alan Therasa May karşısında iktidar olmak için tarihi bir fırsat yakalayan Jeremy Corbyn, bu şansını yukarıda bazılarına değindiğimiz can alıcı konularda bir netlik sağlayamadığı için artık kaçırdı. May’in Başbakanlık Konutu’ndaki davetini önce reddeden Corbyn, İngiltere Sendikaları TUC’nin Genel Sekreteri Frances O’Grady, UNITE ve UNISON sendikalarının genel sekreterlerinin May ile görüşmelerinin ardından Başbakanlık Konutu’nun yolunu tuttu. May’in davetini kabul etmek için “Anlaşma olmadan ayrılma olması” seçeneğinin masadan kaldırılmasını talep eden Corbyn’in ayak diretmesi bu konuda verilen önergenin ardından boşa düştü.

Referandum sürecindeki performansı ile partinin başına geçmesini bir türlü kabul etmeyen İşçi Partili milletvekillerine güven oylamasına gitmesi için büyük bir fırsat veren Jeremy Corbyn, 2016 referandumu dışındaki tüm zamanlarda Avrupa Birliği’ne ve Ortak Pazar’a karşı çıktı. 1975 Referandumunda Avrupa Ekonomik Topluluğu’ndan çıkmak için oy kullanan, Avrupa Birliği’nin kurulmasına, Lizbon Anlaşması’na karşı oy kullanan Corbyn, 2016 referandumunda AB’de kalmak için kampanya yürüttü. Tarihi mirasına ve mücadelesine, başbakanlık koltuğu uğruna sırt çeviren Corbyn, gelinen süreç içerisinde de yakaladığı fırsatları değerlendiremedi. Corbyn, çok yaklaştığı iktidar koltuğundan uzaklaşırken, May çok kaygan bir zemine rağmen koltuğunun altından kaydırılmasını engelleyerek yerini bir miktar sağlamlaştırmış görünüyor. 

FRANSA: ÖZGÜRLÜK KISITLAYAN DÖNEMSEL BİR YASA

Henri Leclerc*
Humanite

“Gösteri esnasında şiddeti engelleme ve faillerinin cezalandırılması” yasası gibi bu kadar kısa süre içinde bir lakap edinen bir yasa bulmak çok nadirdir: Kırıcı/yakıcılara karşı bir yasa. Bu damga 8 Haziran 1970 yasası ile bağını da ortaya koyuyor. O da dönemsel bir yasaydı, ’68’ler sonrası ajitasyonlara cevap vermeye yönelik bir korku yasasıydı. Sol o dönem Mecliste azınlık olmasına rağmen, başta François Mitterand olmak üzere buna karşı mücadele etti. Bu temel yasa gelen on yıl içinde büyük zararlar vermiş olmasına rağmen, muhalefetin gelişmesini engelleyemedi. Tam tersine sol ve aşırı sol partilerinin; sendika, insan hakları savunucusu derneklerin bölünmüşlüğünü aşarak bir araya gelmelerini sağladı. Dolayısıyla ekim 1981’de sol iktidara gelir gelmez bu yasa da derhal geri çekildi. Hukukçular içerisinde herkes hemfikir, bu yasa dönemsel bir yasaydı, tıpkı Mecliste şimdi onaylanan yasa gibi. İsterse Sayın (İçişleri Bakanı) Castaner herkesin bildiğini kabul etmesin, ama dönemsel yasalar, ister korku, teessür isterse de iktidarın telaşlanmasına dayansın kötü yasalardır.

1893-1894’de, hükümet kamuoyunu sarsan bombalı eylemlere dayanarak önlemler almıştı. Fakat anarşiyi yenen bunlar değil, bir asır boyunca baskı altında tuttuğu işçi hareketinin örgütlenmesi oldu. 1955’de Cezayir’deki isyanın doğurduğu teessür hükümetin Olağanüstü Hal Yasası’nı onaylatmasına neden olmuştu, bu ise “özel yetkiler” verilmesinin yolunu açtığı gibi işkencenin genelleştirilmesine ve ardından da Charonne’daki gösterinin şiddetli bir şekilde bastırılmasına neden olmuştu**, bu OHAL yasasını François Hollande tekrar gündeme getirmiş vatandaşlıktan çıkarma önlemi ile anayasallaştırmaya çalışmıştı. Ardından her terör saldırısı yeni yasaları gündeme getirmiş ve nihayetinde bunlar büyük oranda 30 Ekim 2017 ceza yasasına dair edildiler. Bu kırıcı/yakıcılara karşı yasa aslında “Sarı Yeleklilere karşı yasa” olarak adlandırılabilinirdi, fakat cumartesinden cumartesiye kendisini ifade eden isyanı bitirmede etkili olamaz. Kuşkusuz bu isyanı baskı altına alabilir, fakat herkesin de bildiği gibi öfkenin dışa vuran yüzüne saldırarak öfke yok olmaz. 70. yılı kutlanılan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini hatırlayalım, burada ekonomik ve sosyal hakları da içeren haklara saygı gösterilmediğinde insanların isyana mecbur bırakıldıkları belirtilir. Valilerin -yani iktidarın- yetkilerinin arttırılması, adaletin sadece cezaların ilan edicisi bir role indirgenmesi ancak kısa bir süre önce onaylanan ve kamu özgürlüklerini iktidara devreden, bağımsız bir adalete özgü olan cezalandırma süreci yasasının yerine geçen iç güvenlik yasasını daha da güçlendirir.

Gösteri hakkı temel bir özgürlüktür. Kimse bunun sınırsız bir hak olduğunu belirtmiyor. İfade özgürlüğü gibi kötüye kullanılması belirlenebilir, sınırları netleştirilebilir. Fakat demokratik bir toplumda gerekli olan bu sınırlar sadece bağımsız bir adaletin denetimine bırakılmalıdır. Oysa ki bu yasa bu ilkelere saygı göstermiyor, sadece dönemsel bir yasa değil, yanı sıra özgürlükleri kısıtlayan bir yasadır.

*Avukat, İnsan Hakları Ligi Onursal Başkanı
** 8 Subat 1962’de Cezayirlilerin savaşı protesto etmek için düzenlediği bu gösteride 9 gösterici öldürülmüştü.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

CİMER’den Başkan Mustafa Tuna’yı zora sokacak yanıt

SONRAKİ HABER

RTÜK: Medya kuruluşları gazetecilikle ilgili değil

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa