08 Şubat 2019 11:45

HDP’li Beştaş: Adli Tıp Kurumu objektifliğini yitirmiştir

HDP Milletvekili Meral Danış Beştaş skandal raporlarla gündeme gelen Adli Tıp Kurumu hakkında Meclis araştırması istedi.

HDP’li Beştaş: Adli Tıp Kurumu objektifliğini yitirmiştir

Fotoğraf: MA

Paylaş

HDP Milletvekili Meral Danış Beştaş Adli Tıp Kurumu’nun taraflı davrandığını, resmi bilirkişi olma özelliği ve tek yetkili olmasının sakıncalı olduğunu belirterek, kurumun yapısı ve yarattığı sonuçlara ilişkin Meclis araştırması talep etti.

Beştaş Meclis Araştırması talebinde, Adli Tıp Kurumunun uzunca bir süredir artan bir biçimde yazılı ve görsel medyada genellikle ‘skandal’ olarak nitelendirilen haberlere yoğun bir şekilde konu olduğunu vurgulayarak; “Kamuoyuna yansıyan ve toplumun önemli bir kesiminde de kaygı uyandıran sorunların başında kuruma yapılan atamalar, cinayet ve çocuğa cinsel taciz olayları ile çeşitli işkence ve sağlık durumu değerlendirmeleri gibi olaylar hakkında kurumun verdiği raporlar basın-yayın organlarında çokça tartışılmış ve eleştirilmiştir. Kurumla ilgili temel eleştiriler ihmal, teknik eleman eksikliği, aşırı iş yükü, objektif ve tarafsız olmama, siyasi iktidarın güdümünde hareket etme gibi noktalarda yoğunlaşmaktadır” dedi.

Kurumun hasta mahpusların durumuna dair verdiği raporlarda siyasi iktidarların etkilerinin görüldüğünü ifade eden Beştaş şunları söyledi:

“Kurum, cezaevi koşullarında hastalıkları iyice ağırlaşan hasta tutsaklara ya rapor vermemekte ya da kanser gibi tedavisi ev ortamında bile mümkün olmayan hastalıkların cezaevi koşullarında tedavi edilebileceğine yönelik raporlar vermektedir. Adalet Bakanlığı verilerinden de anlaşılacağı üzere Adli Tıp Kurumu’nun kötü uygulamaları nedeni ile infazı geri bırakılmayan ağır hasta mahpuslar cezaevinde yaşamını yitirmekte ya da tahliye olduktan birkaç gün sonra yaşamlarını yitirmektedirler. Bunun en güncel örneği 85 yaşındaki hasta mahpus Sise Bingöl’e ilişkin olan rapordur. Mersin Üniversite hastanesinin, Sise Bingöl’e ilişkin ‘yaşını dahi bilmediği, dün yediğini hatırlamadığı, hangi yılda olduğunu ve ayları bilmediği, birlikte yaşadığı insanların isimlerini hatırlamadığı, gece gündüz ayrımı yapamadığı’ şeklindeki bulguları tespit etmiş ve Bingöl’ün diğer hastalıklarına ait yapılan değerlendirmede bedeninde yüzde 97 fonksiyon kaybı olduğunu, cezaevinde kalmaya devam etmesinin açıkça hayati risk içerdiğinin dile getirmiş olmasına rağmen; ATK raporunda,  Bingöl hakkında ‘Kendini kötü gösterme çabası içinde olduğu düşünüldüğü…’nün ifade edilmiş olması son derece vahim bir tabloyu ortaya çıkarmaktadır. Yine Sise Bingöl’ün Türkçe bilmemesi nedeniyle oryantasyon muayenesinin yapılmamış olması ise mevcut ayrımcılığı ifade etmektedir.”

Adli Tıp Kurumunun, yanlı raporlarının yalnızca hasta mahpuslara ilişkin olmayıp cinsel istismar mağduru kadın ve çocuklar için de söz konusu olduğunun altını çizen Beştaş; “Pek çok kadın ve çocuk, ATK’nin cinsel istismar ve tecavüz vakalarında ‘rıza’ olgusu gerekçe gösterilerek erkek failler lehine kararlar çıkmıştır. Bunun son güncel örneği ise katledilen öğrenci Şule Çet davasında mevzubahis olmuştur. Adli Tıp Uzmanı Mehmet Nuri Aydın imzalı raporda “Bir kadın bir erkekle tenha bir yerde içki içmeyi kabul etmişse cinsel ilişkiye rıza göstermiş sayılır” ifadelerinin yer alması kurumun bakış açısını ortaya çıkarması açısından son derece önemlidir. Tecavüzü meşru göstermeye çalışan raporu yazan Mehmet Nuri Aydın’ın 1989’da işkencede kolu kırılan Kutay Merinç’e sağlam raporu verdiği için Ankara Tabip Odası tarafından 9 ay meslekten men edildiği ve bu cezasının da TTB Merkez konseyi disiplin kurulunca onandığı da bu rapor sayesinde yeniden gündeme gelmiştir” dedi.

Adli tıp hizmetlerinin 1982 yılında 2659 sayılı yasa ile Adli Tıp Kurumu'nun resmi bilirkişilik görevini yerine getirmesi için yeniden düzenlendiğine işaret eden Beştaş şu ifadeleri kullandı:

“Bu düzenleme ile adli tıp hizmetlerinin verilmesinde yaşanan sorunların giderilmesi amaçlanmış ise de Adli Tıp Kurumu merkezi yapılanmayı güçlendirmiş ve adli tıp alanında bilimsel gelişmeyi sağlayıcı, çelişkili ve yetersiz kabul edilen kararları çözüme bağlayıcı özelliği ile birlikte bilimsel niteliğini de yitirmeye başlamıştır. Bilirkişiliğin esası bilimsel görüşün özgürce sunulabilmesidir. Ancak Kurum; 12 Eylül rejiminin etkisinde yapılmış düzenlemelerin ruhunu yansıtmaktadır. Kurumun resmi bilirkişilik yapmak üzere kurulduğu ve Yargıtay içtihatlarında son kararın verildiği merci olarak değerlendirildiği düşünüldüğünde buradan alınacak hizmetin nitelikli olması da esastır. Ayrıca, Kuruma yapılan atamalarda siyasi iktidara göre yaşanan değişim de sorunların başka bir yönünü teşkil etmektedir.Mevcut bu durumun sakıncalarını ise tüm toplum yaşamaktadır. Kurumun acilen bilimsel, çağdaş ve özerk niteliğe kavuşturulması için işbu meclis araştırması zorunlu görülmüştür.” (HABER MERKEZİ)

ÖNCEKİ HABER

Hamile olan 14 yaşındaki çocuğu dayısının istismar ettiği ortaya çıktı

SONRAKİ HABER

EMEP'in desteklediği bağımsız adaylar: Halk meclisleriyle yönetelim

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa