İşsiz çok iş yok!

İşsiz çok iş yok!

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, geçenlerde yaptığı açıklamada, Türkiye İş Kurumu (İş-Kur) verilerine dayanarak, açık iş sayısının 100 bine yaklaştığını söyledi. Çelik, işsizliğin bir nedeninin de “işsizlerin kendilerine sunulan fırsat ve imkanları yeterince değerlendirmemesi” olduğunu

Onur Bakır

RAKAMLAR NE DİYOR?

Oysa, rakamlar başka bir gerçeği işaret ediyor…

Türkiye İş Kurumu 2012 yılı Temmuz Ayı İstatistik Bülteni’ne göre, işverenlerin işçi bulmak üzere İş-Kur’a yaptıkları başvurular neticesinde, 2012 yılı Temmuz ayı sonu itibariyle 82 bin açık iş bulunuyor. Ancak sadece 2012 yılı Temmuz ayı içinde iş bulmak için İş-Kur’a başvuran işsiz sayısı 112 bin 390. Yani sadece Temmuz ayında İş-Kur’a başvuran herkes yarın itibariyle işe yerleştirilse dahi, yaklaşık 30 bin kişi daha açıkta kalacak.

İş-Kur’a iş bulmak için başvuran ancak hala işsiz olan kişi sayısı ise 1 milyon 925 bin 939. Bu durumda açık iş sayısı, İş-Kur’a kayıtlı toplam işsiz sayısının yalnızca yüzde 4.3’ü. Yine tüm mevcut açık işlere, işsizler yerleştirilse dahi, İş-Kur’a kayıtlı işsizlerin yüzde 95.7’si yine istihdam edilmemiş olacak.
Tek başına bu veriler bile, Bakanın gerçeği nasıl ters yüz etmek istediğini gözler önüne seriyor. Bakan, İş-Kur istatistiklerinden yalnızca birini seçerek, bunun üzerinden değerlendirme yapıyor ve işsizliğin faturasını işsizlere kesiyor. Türkiye’de uygulanan ekonomik politikaların istihdam yaratmadığı, işsizliğe çözüm bulmadığı gerçeğini ört bas etmek için, işsizleri kendilerine sunulan imkân ve fırsatları değerlendirmemekle suçluyor.

İŞVERENE TAKDİM

Bu noktada bir gerçeğin daha altını çizmekte yarar var. İş-Kur, kendisine iş aramak için başvuran işsizler ile işçi aramak için başvuran işverenleri buluşturma işlevi görüyor. Başvurulardaki “yapılacak iş ve vasıflarda” eşleşme durumlarında, İş-Kur İl Müdürlükleri (kendi deyimleri ile) iş arayan kişiyi, işverene “takdim” ediyor ve iş arayan işverenle, işyerinde görüşme yapıyor. Bu durumda taraflar (işveren ve iş arayan) anlaşırlarsa, iş arayan, işe yerleştirilmiş oluyor. Dolayısıyla, işe yerleşmek, sadece iş arayanın kendi iradesine bağlı değil. İş arayan istese dahi, işverenin de iş arayanı işe kabul etmesi gerekiyor.
Ancak Bakan Faruk Çelik, yaptığı açıklamada, sanki işsizler iş beğenmediği için 100 bin açık iş olduğunu ima ediyor ve işsizleri, “ne iş olsa yapmam” düşüncesi ile hareket etmekle itham ediyor. Bakan, açık işlere işe yerleştirmenin ancak işverenin kabulüyle gerçekleşebileceğini göz ardı edince, yandaş basın da hiç çekinmeden “iş var işçi yok” diye haber başlığı atabiliyor.

Oysa Türkiye İş Kurumu 2011 yılı İstatistik Yıllığı’ndaki veriler, gerçekleri gözler önüne seriyor. 2011 yılında İş Kur tarafından yapılan takdim sayısı 2 milyonun üzerinde, ancak toplam işe yerleştirme sayısı 363 bin 672 kişi. Yani işveren ve işçi ile yapılan yaklaşık her beş görüşmeden yalnızca biri işe yerleştirme ile sonuçlanıyor. Diğer dört görüşmenin neden başarısız olduğuna; işçinin mi işi, işverenin mi işçiyi istemediğine dair bir veri yok. Dolayısıyla, “iş var ama işçi beğenmiyor” diyebilmek için herhangi bir dayanak mevcut değil. Ancak ülkedeki işsizlik gerçeğini göz önünde bulundurursak, işçilerin değil işverenlerin “ince eleyip sık dokuduğunu” rahatlıkla söyleyebiliriz.

Dahası yalnızca 2011 yılı içinde, iş aramak için İş-Kur’a yaklaşık 1 milyon 400 bin kişi başvurdu. Ancak aynı yıl içinde İş-Kur tarafından alınan açık iş sayısı 660 bin civarında. Bir başka deyişle, İş-Kur verilerini esas alacak olursak, iş arayanların sayısı, iş olanaklarının iki katından daha fazla.

Hal böyle iken, “iş var işçi yok” demek, gerçekleri inkar etmek, gerçekleri ters yüz ederek, toplumu kandırmaya çalışmaktan başka bir anlam taşımıyor. (Ankara/EVRENSEL)


İŞGÜCÜNE KATILIM VE İŞSİZLİK

Türkiye’de istihdam ve işsizliğin durumuna biraz daha yakından bakalım. Türkiye’de işgücüne katılım oranı, yani, istihdam edilenler ile işsizlerin, çalışabilir yaştaki nüfusa oranı yüzde 49.9. Yani çalışabilir yaştaki her iki kişiden yalnızca biri çalışıyor. Oysa Dünya genelinde bu oran yüzde 65, gelişmiş ülkelerde ise yüzde 60 düzeyinde. Türkiye’de işgücüne katılım, dünya ölçeğinde en düşük işgücüne katılım oranının olduğu Orta Asya ülkeleri ile aynı seviyede. Öte yandan 2005-2011 yılları arasında çalışabilir yaştaki nüfus, 5 milyon 234 bin kişi arttı, ancak istihdam edilen kişi sayısındaki artış ise 1 milyon 655 binde kaldı. Dolayısıyla yeterli istihdam üretmeyen bir ekonomiden bahsediyoruz.
Öte yandan işgücüne katılım bu kadar düşük olmasına rağmen, işsizlik oranı oldukça yüksek. Türkiye’de son 10 yıldır, işsizlik oranı yüzde 10 düzeyine adeta kazık atmış durumda. Yıllara göre işsizlik oranı yüzde 10 civarında seyrederken, kriz dönemlerinde yüzde 14’e kadar çıkabiliyor. Son olarak açıklanan yüzde 8 oranı bu eğilimi değiştirmemektedir. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2011 yılı itibariyle işsiz sayısı 2 milyon 615 bin kişi. İşgücüne katılımın bu kadar düşük, buna rağmen işsizliğin bu kadar yüksek olduğu bir ülkede, İş-Kur’da 80 bin açık iş olmasından hareketle, “iş var işçi yok” demek, işsizlerle alay etmek değilse nedir?


YETERSİZ/EKSİK İSTİHDAM GERÇEĞİ

Öte yandan Türkiye’de ciddi bir “eksik istihdam” gerçeği de bulunuyor. “Zamana bağlı eksik istihdam edilenler” ile “yetersiz istihdam edilenler”, istatistiklere işsiz olarak değil, istihdam edilen nüfus olarak yansıyor. Toplamda haftada 40 saatten az çalışan ancak tam zamanlı ya da daha fazla süre çalışmak istediğini belirtenler, “zamana bağlı eksik istihdam” kategorisinde yer alıyor. 2011 verilerine göre tam 617 bin kişi bu kapsamda. Yani tam zamanlı istihdam ve yeterli gelir olanaklarından yoksun biçimde çalışıyor.
Tam zamanlı çalışmayanlar ile çalıştığı işten memnun olmadığı için işini değiştirmek ya da ek iş bulmak isteyenler ise “yetersiz istihdam” kategorisinde yer alıyor. Yetersiz istihdam edilen kişi sayısı ise 2011 yılı itibariyle 391 bin kişi. Dolayısıyla toplamda yaklaşık 1 milyon kişi, resmi verilere, “istihdam edilen” olarak yansısa da, aslında yetersiz ve eksik istihdam koşullarında çalışıyor. İşsizlerin işsizlikte geçirdikleri sürelerin her geçen yıl daha da artması, istihdam edilen her iki kişiden birinin kayıt dışı olması, özel sektördeki her üç işçiden birinin kayıt dışı çalıştırılması ise bu yapbozun diğer parçaları. Kayıtlı çalışanların büyük çoğunluğunun da olumsuz çalışma koşullarında, sendikal örgütlenmeden mahrum biçimde ve düşük ücretle çalışması ise cabası!


İRADİ İŞSİZLİK YAPISAL İŞSİZLİK

Öte yandan Bakan Çelik, “100 bin açık iş” meselesinden hareketle “iradi işsizlik olgusu” sonucuna varıyor. Yani iş olanakları olduğu halde, işsizlerin mevcut işleri beğenmediği için ortaya çıkan isteğe, iradeye bağlı işsizlik durumu. Bakan, “İradi işsizlik olgusu, ülkemizde işsizliğini hala daha yüksek oranlarda seyretmesinin nedenleri incelenirken dikkate alınmalıdır” diyor. Bir başka deyişle, işsizliğin yüksek olmasını “iş beğenmemeye” bağlamaya çalışıyor.
Oysa Türkiye’de işsizlik sorunu, iradi değil, yapısaldır. Sorunun kaynağı ne işsizlerin iş beğenmemesi ne de iş bulmak için yeterli vasıflardan yoksun olmasıdır. Sorunun kaynağı, mevcut ekonomi ve istihdam politikaları ile çalışma koşullarıdır, daha da derine inecek olursak kapitalizmin bizatihi kendisidir.


RESMİ VE GERÇEK İŞSİZLİK

Kaldı ki, Türkiye İstatistik Kurumu verilerine “işsiz” olarak girebilmek için, “son üç ay içinde iş arama kanallarından en az birini kullanmış ve 2 hafta içinde işbaşı yapabilecek durumda olmak” gerekiyor. Yani “çeşitli nedenlerle iş aramayan ancak çalışmaya hazır olanlar” ile “iş bulma ümidi olmadığı için iş aramayan ancak çalışmaya hazır olanlar” işsiz olarak değerlendirilmiyor. Oysa 2011 yılı itibariyle Türkiye’de iş bulma ümidi kırılmış, dolayısıyla aktif olarak iş aramayan, ancak işbaşı yapmaya hazır olan tam 678 bin “ümitsiz işsiz” var. 2005-2012 döneminde ümitsiz işsizlerin sayısının yüzde 40 artmış olması da cabası! Öte yandan iş aramayıp çalışmaya hazır olan kişi sayısı ise 1 milyon 267 bin kişi. Toplamda ise yeterli ve sağlıklı istihdam olanaklarının olduğu koşullarda iş başı yapmaya hazır olan 1 milyon 945 bin kişi, işsizlik rakam ve oranlarına yansımıyor. Bu nüfusu da işsiz olarak değerlendirecek olursak, Türkiye’de işsiz sayısı 4 milyon 560 bin kişiye, işsiz oranı ise yüzde 15.9’a çıkıyor…


BAKAN NE DEMİŞTİ?

Bakan Faruk Çelik, Türkiye İş Kurumu (İş-Kur) verilerine dayanarak, açık iş sayısının 100 bine yaklaştığını söylemişti. Çelik, işsizliğin bir nedeninin de “işsizlerin kendilerine sunulan fırsat ve imkanları yeterince değerlendirmemesi” olduğunu öne sürerek, “iradi işsizlik olgusu”nun dikkate alınması gerektiğini belirterek, iş var ama çalışan yok anlamına gelecek ifadeler
kullanmıştı.

www.evrensel.net