‘Yağmur yağmıyor, kokuyordu…’

‘Yağmur yağmıyor, kokuyordu…’

Şair yazar Akif Kurtuluş’un son kitabı Mihman’ı elime alıp okumaya başladığımda ilk olarak kapak fotoğrafı sardı beni, içine aldı bıraktı. “Burası neresi?” diyecekken arka kapakta buldum olduğum yeri. Tam da o noktayı anlatıyordu yazar okuduğum satırlarda. Sonra arka kapaktaki yazıların altında duran kitaba ve yazara övgülü s

Aynur Uluç

SORULMASI GÜÇ SORULARI SESLENDİRİYOR
Bilirsiniz derin acılar yeniden yeniden canımızı yakar. Her ölümde yeniden yoğrulur içimizde büyüyen isyan. Yeniden kabarır hamuru. Göz göz olup patlar omurgamızda. Karnımızda kramp olur, çözümsüz bir yumak. Aslında bambaşka bir yerden bakabilsek konuya… Hani Einstein’in ünlü bir sözü vardır:“Problemleri, onları oluşturan düşünme şekliyle  çözemezsiniz” der. Hepimizi yıldıran savaştan değil, dingin bir barıştan yana olacak bakışlara ihtiyaç olunan bu dönemde Mihman bizi annelerin göğsüne davet ediyordu. Oradaki ortak acıyı tanımaya... Ve bunu yaparken, işte buyurun buradan girin diye işaret etmeden konunun bütünselliği içinde ülkenin yaşanmışlıklarını birbirine kararak veriyordu. Evet, okumaya devam ettikçe görüyordum neden bazı kahramanların ismi var bazılarının yoktu başta. Görüyordum neden başlarda aklımda bazı sorular oluşmalıydı ki ilerdeki açılmayı tek tek çözebilsin zihnim. Kitap birbiri içinde ayrışıp karışan örgülerle sürdükçe, farklı özleri nasıl tek tek işlediğini görüyordum. Öyle ince nüanslarla örülmüştü ki okurun da düşünmesini gerekli kılıyordu. O yüzden siz de okurken romanın bir parçası oluyor, sadece okuyan olmaktan çıkıp olayın içinde bazı parçaları bizzat çözen kişi oluyordunuz. Nasıl bu ülkenin gündeminde kendinizi sadece seyreden olarak tanımlayamazsanız roman da size minyatürize edilmiş bir şekilde bunu hissettiriyordu. Okuduğunuz gazetelerin, dinlediğiniz haberlerin satır aralarında başka bir gerçeğin saklı olduğunu ve onu sizin bulup çıkarmanız gerektiğinin ipuçlarını sunuyor ve eğer o ipuçlarını görebiliyorsanız yaşamdaki karşılıklarını da çözmeniz için imkân sağlıyordu bir anlamda. Sorulması güç soruları seslendiriyor, yanıtlarıyla yüzleştiriyordu okuru. Geçmişle bugünü ayırırken, bugünde yeniden geçmişi kurup sözcüklerin doğusuyla batısını birleştiriyordu. Kitaptaki her kimliğin yaşamda karşılığı vardı. Bu nedenle bütün karakterler iyisiyle kötüsüyle okurun yakınlık kuracağı mesafedeydi. Ve yazar her karakteri kendi ağzından konuşturduğu için hepsine eşit mesafede duruyorduk. Hepsinin korkularını, kederlerini, aşklarını, tutkularını görüyorduk ayrı ayrı. Böylece okudukça her karakterle ayrı özdeşleşip içimizde büyüttüğümüz dikenlerle birlikte birbirimize ve kendimize koyduğumuz engellerin de farkına varıyorduk.
MARCOS GİBİ DOLANDIM PENCERELERDE
Romandaki avukat kendinden kaçarken aslında belki de en çok kendine kaçıyordu. Dinlediği şarkı “Aşksız kalma umutsuz kalma, umut hayattır ey yar, aşk hayattır” diyordu ama bunca kuşatılmışlık içinde ne kendini yaşamak mümkündü ne de aşkını. Mihman’ı okurken yer yer güldüm hiç ummadığım anda karşıma çıkan ince mizahla, yer yer buruldu içim, yer yer köpürdü. Yolculuğa katıldım, bitimsiz kan izlerini dokusunda taşıyan tişörtün üstündeki Marcos gibi dolandım tek tek pencerelerde. Mihman oldu yüreğim katlandı acıları, dağların mihmanı gibi “teşekkür” etti ince bir çizginin ötesine. Bir çanağa doldurdu algım tüm biriktirdiklerini. Mihman’da bütün içinde parçayı, parça içinde bütünü görmekten hoşnut oldu gözlerim. Ve sustum bihakkın duymak için. Çünkü romanın yazarı Akif Kurtuluş kitabın son yaprağında söylemişti söyleyeceğini: “Yazdıklarımın hepsi gerçektir. Kişiler kurumlar olaylar… Hepsini ben yarattım.”

Mihman Akif Kurtuluş
İletişim Yayınları, 2012
271 sayfa

www.evrensel.net