Kıraç toprakları bereketlendiren bir geleneğin temsilcisinin ardından…

Kıraç toprakları bereketlendiren bir geleneğin temsilcisinin ardından…

Batı'yı hemen her konuda taklit eden, taklit ederken de trajikomik durumlar yaşayan Türkiye’nin kültür ve sanat dünyası, caz ve opera bağlamında da bu huyundan yıllarca vazgeçmemiştir.Bu tür müziklerin keyfini sürebilmek için her sene, Batı’sından bir ismi davet eden, konserini fahiş fiyatla, belirli bir çevre

Mehmet Akif Ertaş

Bu tür müziklerin keyfini sürebilmek için her sene, Batı’sından bir ismi davet eden, konserini fahiş fiyatla, belirli bir çevreye dinleten bu dünya, ancak son yirmi yılda, cazı ve operayı anlamak için önce bu topraklardan yola çıkmak gerektiğinin farkına varabilmiştir.
Yolunu Orta Anadolu’ya; Hacı Taşanların, Çekiç Alilerin diyarına nihayet düşüren bu dünya, Orta Anadolu’da, karasal iklimi boyundan aşırarak yaşayan Kırşehir’de bir babanın ve oğlunun kıraç toprakları, operaya ve caza örnek verircesine bereketlendirdiğine tanık olmuştur.
Baba Muharrem Ertaş; bu iki türe, özgün deneylere girişerek, “Atonal Müzik”in öncülerinin ruhlarını şenlendiren örnekler sıralamış, oğul Neşet Ertaş da, babasının tekniğinin izini sürerek kendi alanını açmıştır.
Türkiye’nin folklor araştırmacıları, seslerini Orta Anadolu’dan Türkiye’ye ve dünyaya duyuran bu isimleri, son yirmi yıla kadar, “bozlak yorumcuları”olarak tanımlamışlarsa da, bu tanım, iki binli yıllarda bünyesine sözü edilen iki müzik türünü de almıştır.
Babasını 1984 yılında sonsuz yolculuğuna çıkaran Neşet Ertaş, “bozlak” dışındaki ezgilere can ve ruh verirken de babasının, tekniğe sırtını çevirmeyen “icracı” tavrını bir kambur gibi taşımayarak, özümseyerek müzikal kültürünü iki binli yıllara kadar getirebilmiştir.
Ertaş’ın amacı, sadece babasının ve diğer değerlerin duruşlarının temsilcisi olmak değildir. “Garip” mahlaslı dizeler de kaleme alan ve dizelerini notaya taşıyan Ertaş, Karacaoğlan, Dadaloğlu gibi şairlerle beslenen kültürün taşıyıcısı olarak da kendisini kabul ettirmiştir.
“Gönül” kelimesini o, taşıyıcısı olduğu kültürün derin hoşgörüsünü vurgulamak için sıklıkla kullanmıştır.
Onun dizelerinde “gönül” sadece duygusallığın değil, önce kendi devrimini ve muhalefetini gerçekleştirmenin katalizörüdür. Ertaş, bu katalizöre saygıda kusur etmediğini, kendisine sunulan “Devlet Sanatçısı” unvanını reddederek gözler önüne sermiştir.
Ertaş bu tavrıyla, yıllarca işletilen “ötekileştirme” mekanizmasını da umursamadığının altını çizmiştir.
Orta Anadolu’nun diğer mihenk taşlarının, babasının ve kendisinin ezgilerini, kendi anlayışına göre notaya aktarırken dejenere eden insanların bağlı bulunduğu gücün sözüm ona duyduğu saygının, içtenliğine doğallığına inanmayarak unvanı iade eden Ertaş, taşıdığı kültürü nasıl sahiplendiğini belgelemiştir.
Eserleri, “popüler”, “popülist” olsun olmasın birçok isim tarafından seslendirilen, “popülist” anlayışın vitrin işgalcileri tarafından önce dışlanan sonra özür dilenen Neşet Ertaş, 25 Eylül 2012 tarihinde sonsuzluğa kanat açarken arkasında, her türlü zorluğa rağmen, kendi devrimini ve muhalefetini gerçekleştiren bir miras bırakmıştır.
Onun, dairesinde bulunduğu gelenek; sadece ezgiler seslendirilerek değil, geleneğin kaynağına “gerçek” anlamda inen çalışmalar yoğunlaştığında, geleneğin sırtını yasladığı kültür “gerçek” anlamda özümsendiğinde kuşaktan kuşağa aktarılabilecektir.

www.evrensel.net