14 Ocak 2019 02:59
Son Güncellenme Tarihi: 15 Ocak 2019 09:12

Bahçesinde büyüdüğümüz yazar Sabahattin Ali'nin kitapları Kor Kitap'ta

Kor Kitap, Sabahattin Ali’nin eserleri üzerindeki telif süresinin kalkmasıyla birlikte Sabahattin Ali’nin kitaplarını yayımlamaya başladı.

Bahçesinde büyüdüğümüz yazar Sabahattin Ali'nin kitapları Kor Kitap'ta

Kor Kitap Sabahattin Ali kitaplarını yayımladı. 

Paylaş

Ege KARACAN 
İstanbul

Sabahattin Ali; klasikleşen eserleriyle, yaşamıyla, yaşamdan koparılmasıyla, mücadelesiyle  her yaşta ve her dönemde yeniden keşfedilen, tekrar tekrar tat alınan, güncelliğini kaybetmeyen bir yazar olarak edebiyatımızda kuşkusuz özel bir yere sahip. Eserleri üzerindeki telif süresinin kalkmasıyla birlikte birçok yayınevi ocak ayının ilk haftalarında Sabahattin Ali’nin kitaplarını yayımlamaya başladı. Toplumcu yayıncılık anlayışını benimseyen Kor Kitap da bunlardan biri... Sabahattin Ali kitaplarını 50 kuşağının en önemli öykücülerinden Adnan Özyalçıner’in titiz yönetimi altında yayıma hazırlayan editoryal ekibin çalışması ve deneyimleri üzerine sohbet ettik. Adnan Özyalçıner, Hakkı Zariç, Onur Öztürk ve Kübra Yeter’in anlattıkları bir bakıma, ‘Hangi Sabahattin Ali?’ sorusuna yanıt oluşturuyor.

Eserlerinin koruma süresinin dolmasıyla Sabahattin Ali kitaplarının birçok yayıncı tarafından basılacağı belliydi. Neden bu kadar çok yayıncı basıyorken Sabahattin Ali basıyorsunuz? Siz nasıl bir süreç geçirdiniz?

Onur Öztürk: Toplumcu yayıncılık geleneğini sürdürmekteki iddiamız ve ısrarımız neden Sabahattin Ali yayımladığımızın da yanıtı; Sabahattin Ali kısa hayatının büyük eserleriyle ve bir bütün olarak yaşantısıyla sistemin yanlışlarıyla, çelişkileriyle hesaplaşmış, bunun bedelini de en ağır şekilde ödemiş bir yazardır. Bu anlamda ürettikleriyle ezilenlerin sesi olmuştur. Onlarca yayıncının Sabahattin Ali yayımlamasının temel nedeni okuyucular tarafından özellikle son yıllarda çok ilgi görmesidir denilebilir ve bu yanlış olmaz. Fakat bizim nedenimizin çok satması olmadığını söylemeliyiz. Yayımladığımız kitaplara bakılacak olursa bu net bir şekilde görülebilir. Örneğin Sadri Ertem’in Çıkrıklar Durunca romanını neden yayımladıysak ve Mahmut Yesari’nin Çulluk romanını neden yayımlayacaksak Sabahattin Ali kitaplarını aynı gerekçelerle yayımlıyoruz.

Adnan Özyalçıner: Sabahattin Ali’nin tüm yönlerini ortaya koyabilmek, edebi görüşünü daha belirgin kılmaktı amacımız. Kitaplarının ilk basımlarını elden geçirip günümüz okuru açısından ihtiyaç olan yerlere notlar çıkarma ve yeniden düzenlenme işini ben üstlendim. Hayattayken yayımlanan bütün eski baskıları okudum tek tek, notlar çıkardım. Sabahattin Ali’nin çok iyi, çok yalın bir dili var o zamana göre. Ama bu yalın dilinin yanında gene de o dönem kullanılan birtakım kavramların, Osmanlıcası kullanılan bazı bilimsel, tıbbi, adli kavramların açıklanması gerekiyordu. Bu sayede o yalın dil daha kesin, daha doğru bir biçimde ortaya çıkmış oldu ve Sabahattin Ali’nin edebiyatının derinliği de görünür hale geldi. 

Sabahattin Ali’yi çağdaşı yazarlardan ayıran şey sizce nelerdir?

A.Ö: Sabahattin Ali modern edebiyatın en güçlü yazarlarından biri. Biz zamanında sanıyorum ki o gözle değil, daha çok gerçekçi Sabahattin Ali diye bakmışız. Anlatım biçimine, edebiyatçı yönüne pek bakmamışız. Gerek mekan betimlemeleri, gerek insanı anlatışı, diğer yazarlara kıyasla daha ilginç bence. İnsanları salt davranışlarıyla değil ruhsal yönleriyle de ortaya koyduğu için bütünsel bir şey yapıyor. O zamanın görsel gerçekçiliğinden eleştirel gerçekçiliğine ve daha da ileri giderek toplumsal gerçekçiliğine giden bir yönü var. Bir öyküsünde Erenköy’den yola çıkıyor Anadolu’ya gitmek için. Bu ne getirir sizin aklınıza? Memleketimden İnsan Manzaraları’nı getirir. Tıpkı Nâzım’ın Haydarpaşa’dan başlayan yolculuğu gibi.

İDDİALI BULUNMASI ÇOK DOĞAL

Bir röportajda ‘Sabahattin Ali’nin kitaplarını yayımlamakla toplumcu yazar evine döndü gibi hissediyoruz’ demiştiniz, bu iddialı bulundu, ne dersiniz bu yoruma?

Hakkı Zariç: İddialı bulunması çok doğal, çünkü edebiyattan ziyade bir meta olarak düşünülmesi de var işin içinde haliyle. Adnan abinin yazdığı ön sözler, son sözler, yapılan tüm okumalar, aynı zamanda bizim olan bir yazarı, bahçesinde büyüdüğümüz, yazdıklarıyla biçim bulduğumuz bir yazarı, kendi okurumuza sunmak çabasıydı. Telifi düşen birçok yazar var, üstelik bunlar da nitelikli yazarlar, Türkiye ve dünya edebiyatından olsun telifi düşmesine rağmen bizim basmayı tercih etmediğimiz ya da başka yayınevleri tarafından basılırsa memnun olacağımız ama yayın çizgimizle çok da akraba görmediğimiz yazarlar var. Tabii ki bunlar da edebiyatımızı zenginleştiriyor, fakat bizim basmayı tercih ettiğimiz, edeceğimiz yazarlar Sabahattin Ali gibi, Nâzım, Orhan Veli, Sait Faik gibi edebiyatımızın toplumcu damarını düstur edinmiş yazarlar. Kapitalist sermayenin ve bankacı yayınevlerinin bu işe neden kalkıştıkları çok anlaşılır. Bizimse toplumcu edebiyatı temsil etmek gibi bir iddiamız varken toplumcu bir yazarı yayımlayarak, evet evine döndü diyebiliyoruz. 

Farklı yönleriyle de olsa hem yazıldıkları dönemde, sonrasında ve hâlâ da çok tartışılıyor Sabahattin Ali’nin eserleri. Her dönem güncel olmasına dair ne söylersiniz?

A.Ö: Bu vesileyle yeniden okudum Sabahattin Ali’yi ve aslında o günlerden çok günümüzü anlattığını gördüm, hemen her metninde günümüze göndermeleri hissettim. Güncel kılan en önemli neden bu olsa gerek. Örneğin çok ilginç bulduğum bir öyküdür Sırça Köşk. Eskiden de öyleydi ama bugün Sırça Köşk’ü yaşıyoruz, bu yüzden de gündeme cuk diye oturan bir öyküdür. Diğer masalları da adeta günümüzü düşünmüş de yazmış gibi. 

Kübra Yeter: Tüm bunlar neden uzun yıllar yasaklı kaldığını ve baskı gördüğünü de gösteriyor. Keza ‘Arabalar Beş Kuruşa’ öyküsü de bugünün sesi gibi... 

A.Ö: ‘Arabalar Beş Kuruşa’ çok ilginç bir öykü, ön sözde de belirttim. Sabahattin Ali’nin çocuk işçilerden bahsettiği iki öyküsü var, biri ‘Arabalar Beş Kuruşa’ diğeri de ‘Apartıman’. Fakat ‘Arabalar Beş Kuruşa’, çocuklar arasındaki sevginin, birlikteliğin kapitalizm tarafından nasıl yok edildiğini gösteren bir öykü bence. Kapitalizm o sevgiyi, o saf birlikteliği nasıl pat diye ortadan kaldırıyor, yok ediyor ve yalnızlaştırıyor. 

H.Z: Çağdaşlarının önünde ve daha modern bir romancı. Genel olarak bir kent kurgusu var romanlarında. Kuyucaklı Yusuf küçük bir kasabada geçiyor ama kaymakamın oğlu söz konusu aynı zamanda. İçimizdeki Şeytan’ın, Kürk Mantolu Madonna’nın kentin içinde geçen bir kurgusu var ve o şehrin insanının yabancılaşması, yalnızlaşması, içine kapanıklığı söz konusu. Çağdaşlarından önce kentin romanını kaleme aldığı için belki döneminde çok ilgi görmemiştir ama şimdi eserlerin çok daha iyi okunmasını sağlıyor. 

ROMANTİK, GERÇEKÇİ, MASALCI, MİZAHÇI...

(Soldan sağa) Onur Öztürk, Hakkı Zariç, Adnan Özyalçıner, Kübra Yeter, Olcay Geridönmez. | Fotoğraf: Evrensel

Sabahattin Ali kitapları uzun zamandır ‘çok satanlar’ arasında. Bunda genç kuşakların ilgisinin ve sosyal medyanın rolü büyük. Bunca popüler kılınan, ‘Aşk romanı yazan’ Sabahattin Ali’yi aynı metinleri basarak nasıl farklı kılmayı düşünüyorsunuz? 

K.Y: Genç bir okur olarak şu ağırıma gidiyordu, yıllarca Sabahattin Ali bir aşk yazarı, romanları birer aşk romanı gibi aktarıldı, öyle değil. Sabahattin Ali toplumu, bireylerin ruh halini, koşullarını; sistemin içinde işçilerin, köylü kadının, küçük bir çocuğun, fakirin fukaranın ahvalini anlatıyor. Ustamız romantik mi, evet ama sadece bu değil, kaleminin ucunda bireyin ve toplumun acıları var. Öne çıkardıklarımız ve vurguladıklarımız, Sabahattin Ali’ye yaklaşımımız bizi ayıran nokta olacaktır. Yazdığı eserlerin şimdi hayatta nasıl sınandığını, olan bitene karşı nasıl hâlâ ayakta durabildiğini ve bunun da arka planını okura anlatmak prensibimiz ve sorumluluğumuzdur. 

O.Ö: Etkinliklerle Sabahattin Ali’yi ve eserlerini anlatmayı çok önemsiyoruz; bu mücadelesinin ve siyasi cinayetin de daha görünür kılınması demek. Çukurova Kitap Fuarında sene boyunca yapacağımız etkinliklerin startını verdik, söyleşimizin başlığı ise “Hangi Sabahattin Ali?” idi. Aslında Sabahattin Ali nasıl okunuyor ve nasıl okunmalı gibi soruları da gerektiriyor tüm tartışmalar. 

A.Ö: Evet Sabahattin Ali romantik, gerçekçi, masalcı ve sonuna kadar mizahçı bir yazardır. Müthiş bir alaycılığı var. Onun mizahı toplumsal çelişkileri daha da derinleştirmesi açısından çok önemli. Bütün yazarlarda gerekli olan o mizahtır. O mizah olmasa o derinliği hiçbir yazar sağlayamaz. 

H.Z: Üretim ilişkilerinin de farkında, bence politik ekonomi de okumuş, toplumsal bilinçle yazmış demokrasi sorununu, dünün bugünün değil her zamanın meselesi olanı. Dolayısıyla sadece romantizmle açıklamak, büyük haksızlık Sabahattin Ali’ye...

SİYASİ BİR FAİLİ MEÇHUL

‘Sabahattin Ali’nin siyasi bir cinayete kurban gitmesi buna karşın farklı yönleriyle popülerleştirilmesi aslında siyasi kimliğinin, muhalif kişiliğinin de önüne geçiyor’ gibi bir eleştiriye ne dersiniz? 

O.Ö: Tüm faili meçhuller gibi failleri ‘belli’ şekilde katledildiğini düşünüyorum. Son yıllarda hem çok satıyor olması, hem de genç kuşaklarca bu kadar ilgi görmesi elbette olumlu. Ama onun kitaplarına bu derece ilgi gösterip de yaşadığı zorlukları, koşulları, siyasi baskıyı görmeyen, bilmeyen çokça genç okur olduğunu söylemeliyiz. 

H.Z: Cinayeti işleyen Ali Ertekin idamla yargılanıyor, sonrasında duruşma 20 yıllık bir cezayla devam ederken birdenbire 4 yıllık hapis cezasıyla bitiriliyor, çıkarken de adam teşekkür ediyor heyete. Açıklamasını hepimiz biliyoruz, vatani duygular vs. Politik bir cinayet olduğunu insanlar bilmiyor. Politik koşullar bir yazarı niye Bulgaristan sınırına çekti ve ülkesinden kaçmak zorunda kaldı, Fahri Erdinç’lerin gitmesi gibi, bunlar bilinmiyor, çünkü o toplumsal arka plandan haberi yok, olsa bunu tartışabilecek. 

A.Ö: Gördüğü baskının yanında yaşam mücadelesi de var. Kürk Mantolu Madonna para kazanmak için tefrika yapılıyor, çarpıcı da bir hikayesi var. Ağırnaslı anlatıyor sanıyorum aklımda kaldığına göre. Bunlar askerdeler. Tan’a Kürk Mantolu Madonna’yı yetiştirmeye çalışıyor, maaş yetmiyor, Filiz de doğmuş, aileye para göndermesi lazım. Fakat kolu kırılıyor attan düştüğü için. Kırık kolunu sıcak su dolu kovada tutup diğer koluyla romanını yazıyor. Kamyonculuk yapıyor... Nedir buna iten? Böyle bir Sabahattin Ali’yi de öğrenmesi lazım okurun. 

İçimizdeki Şeytan’ın her görüşten dönemin önemli yazarlarınca kritiği yapılıyor. Hakaret ve hedef göstermeye vardıranlar dahi oluyor örneğin. Bu olan biten siyasi cinayeti ve koşullarını hazırlamış olabilir mi?

A.Ö: Sabahattin Ali’nin politikasının, solculuğunun karşıtlarının ona çok kinlenmesine neden olduğu söylenebilir. Aydınların onu tartışması sağcı kesimin iyice üstüne gitmesine neden olmuş. Sabahattin Ali için de, bugün nasıl işaret ediliyorsa “Bu komünisttir üstüne gidin, bunu yakalayın” denildi. 

O.Ö: Bu da cinayeti Ali Ertekin’in milliyetçi hezeyanlarla ve öfkeyle değil tam da Sabahattin Ali’nin bu kadar hedef haline getirilmesiyle işlediğini gösteriyor.

H.Z: O yüzden de aynı duygularla, bir başkası gelip Hrant’ı sokağın ortasında vurabiliyor. Bir taraftan da İçimizdeki Şeytan’da bahsettiği kişiler sağcılar değil solculardır diye tartışanlar var. En iyi onları tanıyor çünkü onlara yakındı falan diye. Hedef gösterip günah keçisi haline getiriyorlar adamı.

TİTİZ BİR ÇALIŞMA YÜRÜTTÜK

Kübra sen işin daha çok mutfağındasın. Yayıma hazırlama sürecini en iyi bilenlerden biri olarak neler söylersin?

K.Y: Adnan Abi’yle birlikte bu işin ve ekibin parçası olmak çok kıymetli ve öğretici. Sabahattin Ali’yi emek harcamadan basmış değiliz, araştırdık, karşılaştırmalı okumalar yaptık... Bağlaçlar, ekler güncellendi, eski kullanımlar, şapka kullanımları vs. günümüze uyarlandı. Günümüzde yaygın kullanılmayan, unutulmuş ama sözlükte var olan kelimeler dönemin ruhunu ve Sabahattin Ali’nin kalemini yansıttığı için güncellenmedi. Misal çırçıplak, çırılçıplak olmadı. Bazı eserlerinde Sabahattin Ali’nin ölümünden önce yapılmış iki basım vardı. Biz ilk basımları tercih ettik. Ali’nin kaleminden çıkan bir harfe dahi zarar getirmeme titizliğiyle çalışma yürüttük. Tüm bu hazırlık süreci ve sonrası bizim için Sabahattin Ali okulu gibi oldu aslında... 

A.Ö: Tam anlamıyla Sabahattin Ali okulu oldu. Daha önce okuduğumda görmediğim birçok şeyi gördüm. Bir kez daha edebiyat dersi aldım Sabahattin Ali’den. 

O.Ö: Sohbetimiz siyasi cinayetle ne kadar büyük bir yazardan yoksun kaldığımızı gösteriyor, umarız eserlerinin yaygın şekilde yayımlanması yeni Sabahattin Alilerin, toplumcu anlamda yeniden güçlü bir edebiyatın çıkmasına da vesile olur.

KAPAK TASARIMLARI FARK YARATIYOR MU?

Kapak tasarımlarına ilişkin de bir tartışma başladı, fark yaratacak şeyin kapaklar olduğu söyleniyor, bunu nasıl değerlendirirsiniz?

K.Y: Kapaklar ortaya çıkarken hem dönemini anlatıp hem de günümüze yakınlaşmasını istedik; hem Sabahattin Ali’yi hatırlatacak hem de eserin içeriğine uyumlu olacak görseller kullanmak istedik. Devrim Koçlan tasarımları yaparken bu noktaya dikkat etti. Gördüğümüz kadarıyla çoğunlukla Sabahattin Ali’nin kendi görselleri tercih edilmiş, biz bunu tercih etmedik.

A.Ö: Bizim kapaklar Sabahattin Ali’yi ifade eden görseller, Seçme Öyküler’de kullanılan daktilo, İçimizdeki Şeytan’daki pipo da Sabahattin Ali aslında. Kürk Mantolu Madonna’nın kapağı kendi içinde başarılı bir illüstrasyon. Kuyucaklı Yusuf’un kapağındaki desende bir şey daha olması lazımdı belki diye düşünüyorum. Çok önemli bir olaydır Kuyucaklı Yusuf biliyorsunuz, bir Anadolu kasabasının yöneticileriyle halkı arasındaki çatışmayı anlatır ki o yanı çok önemlidir. 

YENİ KİTAPLAR YOLDA 

2019 Sabahattin Ali yılı oldu denebilir. Bütün yıl tartışmaya yol açacağı da belli. Sabahattin Ali’ye ilişkin Kor Kitap neler yayımlayacak?

O.Ö: Asım Bezirci’nin Sabahattin Ali monografisini, ayrıca Seçme Öyküler içindeki seçkinin yapıldığı öykü kitaplarının tümünü ayrı ayrı hazırlayacağımızı buradan duyurmuş olalım. Bir de Sabahattin Ali çevirisi var; İgnazio Silone’nin Fontamara’sı... 

ÖNCEKİ HABER

Baraj kapakları açıldı, Tarsus’ta tarım alanlarını su bastı

SONRAKİ HABER

BUDO ve İDO'da sefer iptalleri (16 Şubat)

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa