30 Aralık 2018 04:20

Doğa ve direniş

'Direniş değişimi tetikliyor. Güvendikleri hukuk düzeninin zengini koruduğunun ortaya çıkması hiçbir sözün anlatamayacağını anlatıp kavratıyor...'

Fotoğraf: Ferdi Uzun/AA

Paylaş

Özer AKDEMİR

2018’in Mart ayında Bergama Ovacık Altın Madeni’nin 3. atık havuzu ile ilgili açılan davada bilirkişi keşfine gidenler madenin girişinde demir kapı ve gerisindeki silahlı özel güvenlikler tarafından karşılandı. Yaklaşık 30 kişilik gruptan davacı kurumları temsilen birkaç kişi dışında hiç kimsenin maden sahasına sokulmaması emrini almıştı özel güvenlikçiler. Dediklerine göre hakim bu yönde karar vermişti. Ege Bölgesinde ve hatta ülkedeki ekolojik yıkımın, talanın sembollerinden birisi olan bu altın madeninin yarattığı doğa tahribatı demir kapılar ve yamaçlara yığılan, üzeri çimlendirilmiş tümseklerle gözlerden gizlenmeye çalışılıyordu. Demir kapının ötesinde iki tane siyanürlü atık barajı, tepe haline gelmiş pasa yığınları ve döne döne yerin derinliklerine ilerleyen cehennem çukuru denilen bir açık maden ocağının korkunç görüntüsü gizleniyordu.

Yaşamı savunmak için yıllardır ısrarla direnenleri, madenin girişindeki demir kapının tam üzerinde boy vermiş sarı bir çiçek karşıladı. Yaşam, talan edildiği yerde, talan edenleri kendilerine karşı gelenlerden ayıran demir kapının üzerinde filizlenmişti. Doğa herşeye inat direniyor, ‘siz de direnin, yaşam kazanacak’ mesajı veriyordu.

Aydın kent merkezine 10 kilometre uzaklıktaki Kızılcaköy’lüler de yeni yıla direnişle girecekler. İncir, zeytin bahçelerinin ortasında yapılmak istenen jeotermal santraline karşı kurdukları çadırda nöbetteler. Nöbet aslında dört ayı aşkındır sürüyor ama yılın bu son ayı polis, jandarma, şirket güvenliği ile adeta göğüs göğüse bir mücadele şeklinde geçti.

Kızılcaköyün kadınları bu direnişin öncüsü. Direniş, daha birkaç ay öncesine kadar siyasi iktidar ve onun destekçisi partiye oy vermiş köylülerde ve özellikle kadınlarda önemli bir siyasi değişimi de getirdi. Kurulduğundan bu yana AKP’ye oy verdiğini söyleyen 70 yaşındaki Zehra Doğrul Cumhurbaşkanına seslenerek “Haram olsun ona verdiğim oylar” diyordu. Leyla Çiyanşen ise kendisini TBMM’ye davet eden bir siyasi parti liderine “Meclise gitmeliyim tamam da çıkıp kürsüye halkın anlayacağı dilden konuşmalıyım. Ben konu mankeni miyim?” diye yanıt veriyordu, kameralar karşısında.

Direniş değişimi tetikliyor. Devletle halkın göz göze gelmesi, kendi vergileriyle beslediği askerin, polisin kendilerini itmesi, kakması, dövmesi, güvendikleri hukuk düzeninin zengini koruduğunun ortaya çıkması hiçbir sözün anlatamayacağını anlatıp kavratıyor...

Ülkedeki hukukun geldiği bu nokta nedeniyle İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin ÇED Raporu bu yılın son ayında iptal edilince hemen hiç kimse “tamam bu iş bitti” demedi. Diyemedi çünkü ÇED süreçlerinin ve bunlara karşı açılan davaların artık hukuken bir çıkmaz yol olduğu yaşanan onlarca örnekle görülmüştü. Yıllarca süren ÇED davalarının ardından çeşitli risklere dikkat çekilerek bu raporlar mahkemece iptal edilse bile, şirket 2009/7 Genelgesine dayanarak hemen bu riskleri kağıt üzerinde gidereceğine dair revize bir ÇED dosyası ile başvuruyor, bir ay dolmadan yeni ÇED’ine kavuşuyordu.

İzmir Körfez Geçişi projesinde de böyle bir durum yaşanabilir elbette. İzmirlilerin şu an için tek güvendikleri şey ise ekonomik kriz! Zaten birçok yorumda ekonomik krizin bu projeyi durdurduğu yönünde. Hemen hepsi yandaş sermaye gruplarına rant aktarmak olan bu “çılgın projeler”de ekonomi iyi kötü kapitalist ilişkiler içerisinde döndüğünde geçerli oluyor sonuçta.

Bu yılın başında, 2018 Ocak ayında ÇED süreci başlatılan Sinop Nükleer Santrali ile ilgili yıl sonunda gelen haberin de içinden geçilen kriz ortamından bağımsız olduğunu söylemek zor. Japon Nikki Gazetesi tarafından bu ay içerisinde gündeme getirilen Japonya’nın Sinop’ta Japon - Fransız ortaklığıyla inşa edilmesi planlanan nükleer santral projesinden çekildiği iddialarından bahsediyoruz.

AKP’nin çılgın projelerinden İstanbul Havalimanında da işler hiç iyiye gitmiyor. Hemen her yağışta sular altında kalan havalimanı, tüm uyarılara rağmen bir ekoloji ve emek cehennemi yaratılarak yapılmış, İstanbul’un kuzey ormanlarının ve sulak alanlarının üzerine kurulmuştu.

Sürekli büyümek ve tüketmek zorunda olan sistemde ürettiği elektriğin neredeyse üçte birini tüketemeyen ülkenin yeni termik santral, nükleer, RES, JES, GES gibi enerji yatırımlarına soyunması, dağı taşı zehirleyerek, alt üst ederek vahşi madencilik projelerine geçit vermesi, doğal ve kültürel varlıkların talanına zemin hazırlayan yasa yönetmelikleri çıkarmasının ardındaki neden işte sistemin bu ‘çaresiz’ döngüsünde.

Ekoloji gündemi ülkenin diğer tüm gündemleri kadar etkileniyor her gelişmeden. Ekolojik sorunlar da buna karşı verilen mücadeleler de doğal olarak artıyor. Ekonomik kriz ekolojik krizle paralel ilerliyor. Ekonomik krize karşı emekçilerin tepkileri, yaşam alanlarını koruma mücadelesi veren halkın direnişiyle bütünleştiğinde asıl o zaman AKP’nin ve kapitalizmin krizi başlayacaktır. Buna onların krizi, doğanın ve emeğin kurtuluşunun başlangıcı demek gerekiyor.

Doğa, nasıl altın madeninin demir kapısı üzerinde açan çiçekle direniyorsa, yaşam da yıkıma karşı bir yolunu bulur. Yaşamın doğası direniş üzerine kuruludur. Doğa ise direnişin ta kendisidir...

 

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

2018'den 2019'a işçi hareketi: Tahtakuruları temizlenecek mi?

SONRAKİ HABER

Sılo Qız

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa