18 Aralık 2018 04:13

Gelir vergisiyle ücretler neredeyse sözleşme öncesinin gerisine düştü

Gebze’de farklı iş kollarında çalışan işçiler 1000 lirayı aşan gelir vergisi kesintilerinden şikayetçi.

Fotoğraf: Pixabay

Paylaş

Gebze’den bir işçi

Gebze’de petrokimyadan metale çeşitli iş kollarında, çoğu sendikalı işyerlerinde çalışan işçiler gelir vergisi kesintilerinden şikayet ediyor. İşçilerin yılın başında ellerine geçen ücretle yılın sonunda ellerine geçen ücret arasında 1000 lirayı aşan bir fark bulunuyor. Aradaki farkı kapatabilmek için fazla mesaiye kaldıklarını belirten işçiler “Hem para alırken hem para verirken vergi veriyoruz. Hangi patronun gelirinin yarısı vergi olarak kesiliyor” diyerek vergide adalet istiyor.

Otomotiv yan sanayiye iş yapan bir petrokimya fabrikasında çalışan bir işçi, “Fabrikada 10 yıldır çalışıyorum, sendikalıyım. Beyaz yakalı, sözleşmeli dahil toplam 700’e yakın çalışan var. Şu an ortalama saat ücretlerimiz brüt 12-14 lira arasında. Sosyal haklarımız metal iş kolundaki arkadaşların aksine maaşın içinde değil, zamanı gelince alıyoruz. Mesela yıllık 4 ikramiye var, 3’er aylık dönemlerde alıyoruz” dedi. Son aylarda kriz ve artan baskılar nedeniyle çok sayıda işçinin “gönüllü” çıkışının verildiğini anlatıyor: “Son 2 ayda 70 sözleşmeli işçi kardeşimizin sözleşmesi yenilenmeyerek çıkışları verildi. 80’e yakın sendikalı kadrolu işçi arkadaşımız da tazminatlarını alarak işten ayrıldı. Toplam kardeşimiz işten ayrılmış oldu. Ama şu an aynı işi daha az işçiyle yapmaya zorlanıyoruz. Birçok işçi arkadaşımızın da üretimde görev yerleri değiştiriliyor.”

Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de vergi kesintileri yapıldığını belirten işçi, “Vergi kesintileriyle ücretlerimiz en az 500-600 lira azalıyor, bu bizi ayrıca sıkıntıya sokuyor. Patronların bizim kadar vergi vermediğini biliyoruz. Hangi partiye oy verirse versin fabrikada işçi arkadaşlarımızın hepsi bu vergi soygununa karşı. Bunun bir adaletsizlik olduğu konusunda buluşuyoruz. Ama bu vergi soygununa karşı bir şeyler de yapmamız gerekiyor” diye konuştu.

VERGİ YOLUYLA EMEĞİMİZ ÇALINIYOR

Gebze Organize Sanayi Bölgesi’nde bir metal fabrikasında çalışan bir işçi, “Sendikalı olarak 18 yıldır çalışıyorum. Fabrikaya ilk girdiğim yıllarda fabrikamızda sendika yoktu. O dönemlerde maaş dışında sadece yılda 2 ikramiye alıyorduk. Başka bir şey yoktu. Uzun mücadeler sononda fabrikamızda sendikal örgütlülüğü sağladık” dedi.

Özellikle nisan-mayıs aylarından sonra fabrikada konuştukları konunun vergi kesintileri olduğunu söyleyen işçi şöyle devam ediyor: “Çay saatlerinde, öğlen aralarında, servislerde en çok konuşulan konuların başında geliyor. Hele ki eylül ayından sonra bu konuşmalarımız yakınmalara dönüyor. Brüt maaşımızın neredeyse yarıya yakını vergi diye devlete kesiliyor. Yılın başındaki net maaşı alabilmek için daha çok fazla mesai yapmak zorunda kalıyoruz. Yani biz fazla mesaiyi vergi kesintilerinin artması nedeniyle düşen net maaşımızı karşılamak için yapıyoruz. Ama yine de elimize geçen maaş habire azalıyor. Bizim alın terimizden, ekmek paramızdan daha cebimize girmeden vergi kesiliyor. Aslında vergi yoluyla bizim emeğimiz, ekmeğimiz çalınıyor. Hangi patron kârının, gelirinin yarıya yakınını vergi olarak veriyor. Vergiyi aslında biz işçiler, çalışanlar ödüyoruz. Zenginin servetinden vergi alma, onların vergi borçlarını sıfırla, affet. Bizim 3 kuruş maaşımızdan kademeli artarak vergi al, buna vergi adaleti denir mi?”

‘NET ÜCRETİMİZİN İÇİNDE SOSYAL HAKLAR VAR!’

Sözleşmelerinin bu yıl imzaladığını belirten işçi, “Şu an brüt saat ücretleri 13 ila 17 lira arasında, ortalama 15 lira. Ben 18 yılı geçtim benim saat ücretim brüt 16 lira. Bizim maaşımızın içinde 4 ikramiye ve yakacak parasının aylık tutarı da var. Ben yılın ilk 3 ayında sendika aidatı da kesildiği zaman net 3 bin 300 lira alıyorum. 3 çocuğum var AGİ ile birlikte 3 bin 550 lira alıyorum. Bir daha söylüyorum, bu net 3 bin 550 liranın içinde 4 ikramiye de yakacak parası da dahil. Vergi dilimiyle birlikte mayıs ayında toplam 3 bin 300, aralık ayında ise 2 bin 950 lira alıyorum. Peki benim sosyal haklar hariç gerçek brüt ve net ücretim ne kadar, onu da söyleyeyim. Brüt 3 bin 600, net 2 bin 500 artı 300 lira AGİ. Bu ekim ayından sonra 2 bin 450 liraya kadar düşüyor. Bir de metalde patronlar işçi ücretleri yüksek diye feryat figan ediyorlar. 18 yıl çalıştığım fabrikada gerçek ücretim aslında 2 bin 800 lira. Yalanım varsa bordroya bakalım. Ha unutmadan, 18 yıl önce 1 olan fabrika sayısı bugün 3 oldu. Acaba nasıl oldu?”

‘YÜZYILIN SÖZLEŞMESİ’YLE ÜCRET 2 BİN 230 LİRA!

MESS kapsamındaki bir fabrikada çalışan bir metal işçisi de “Çalıştığım firmanın Gebze’de 3 fabrikası var. 3 fabrikada yaklaşık üç bin işçi çalışıyor. Sendikalıyız, otomotiv sanayiye iş yapıyoruz, yabancı sermayeli fabrikada çalışıyoruz” diyor. Metal işçisi, MESS’le imzalanan “yüzyılın sözleşmesi”ni hatırlatıyor: “Yüzyılın sözleşmesi diye reklamı yapıldı. Birçok fabrikada pastalar kesilerek kutlamalar yapıldı. Sözleşmenin 2 yıllık yapılması bizim için önemliydi, kıdem zammı önemliydi. Bunlar tamam ama sözleşmenin ilk aylarında olumlu karşılanan ücret zamlarının şimdi düşük olduğunu anladık. Olumlu karşılandı çünkü ücretlerimiz neredeyse asgari ücret seviyesindeydi. 10 yıllık çalışan bir işçinin saat ücreti 10.80 lira idi. Sözleşme sonrası brüt saat ücreti 13 ila 16’ya geldi. Benim şu anki saat brüt ücretim 13.85 lira. Yani net maaşım AGİ hariç 2 bin 230 lira. Bence biz maaşlarımızı konuşurken yanlış bir şey yapıyoruz. Maaşımızı söylerken ikramiyeli ve yakacaktan geleni de hesaba katarak söylüyoruz. O zaman da çok ücret alıyormuşuz gibi anlaşılıyor. Hatta asgari ücrete çalışan birçok işçi arkadaşımız ‘Siz iyi para alıyorsunuz’ diyor. Oysa hiç de öyle değil. 10 yıldır büyük bir fabrikada çalışıyorum, aldığım net maaş ortada.”

Krizle birlikte temel tüketim maddelerine yapılan zamları hatırlatan işçi, “Bu zamları da hesaba katarsak maaşlar neredeyse sözleşme öncesinin daha gerisine düştü. Yani pazar pahalı, maaş aynı duruyor. Ben bekarım ama evli arkadaşlar çarşıda pazarda önceden aldıklarının yarısını alarak geçinmeye çalışıyorlar” dedi.

Krizin yansımalarını son 3 aydır hissettiklerini belirten işçi, şunları anlatıyor: “İşler azaldı, siparişlerde düşüş var denilerek cumartesi çalışmaları iptal edildi. Çalışmadığımız günler yıllık izinlerimizden düşüldü. 2 aya yakın bu uygulama yapıldı. Bir de verimliliğin düşük, çok viziteye çıkıyorsun, rapor alıyorsun diye 70 yakın işçi arkadaşımız işten çıkarıldı. Fabrikada bel ve boyun fıtığı olmayan işçi arkadaşımız neredeyse yok ama bize hastalanmak bile yasak. Derdi bir olanların bir araya gelmekten başka çaresi var mı? Peki biz nasıl bir araya geleceğiz onu düşünmeliyiz.”

FAZLA MESAİ, GECE ZAMMI, SOSYAL HAKLAR DAHİL 3 BİN 200 LİRA

Bir metal işçisi de çalıştığı bakır tel üreten fabrikanın, Türkiye’de her zaman 50 büyük firma içerisinde yer aldığını söylüyor. İşçi, “Hatta Nasa’ya bile bakır tel gönderiyoruz. Ben söylemiyorum bizim fabrika borsaya açık bir şirket” diyor. Firmanın 2018’de 9 aylık net kârının 102 milyon olduğunu söyeyen işçi, “Peki benim saat ücretim ne kadar? Brüt 12.93. Yani sosyal haklar hariç benim net maaşım AGİ ile birlikte 2 bin 250 lira. 6 yıldır bu fabrikada çalışıyorum bu maaşı alıyorum. Gebze’de çalıştığım fabrikayı söylediğim zaman ‘O sen çok para alıyorsundur’ diyor birçok arkadaş. Maaşı söylediğim zaman neredeyse kimse inanmıyor. Üstelik bu para MESS sözleşmesinden sonra aldığımız. Ben bile geçinebilmek için fazla mesai yapmak zorunda kalıyorum. 30 saat mesai yapmışım, sosyal haklar ve gece zammı dahil aldığım para 3 bin 200 lira. Üstelik bir de artan vergi kesintileri maaşımızı kuşa çeviriyor.

‘ALDIĞIMIZ ZAMMI BORDRODA FARK ETMEDİK’

Sendikasız bir işyerinde çalışan bir gıda işçisi şunları söylüyor: “2018’in başında bize 2.5 ikramiye vereceklerini söylediler, sonra kriz var deyip bunu 1.5 ikramiyeye düşürdüler. ‘Çalışan çalışır kapı orada’ deniyor. Biz neredeyse hafta içi 12 saat çalışıyoruz. Hafta tatilimiz bile neredeyse yok. Zor şartlarda çalışmak zorunda kalıyoruz. Ağustos ayında sözde zam aldık, saat ücretine 17 kuruş zam geldi, aylık 50 lira bile değil. Bordromuzda fark etmedik bile, zam bunun neresinde. Biz de saat ücretlerimizin büyük çoğunluğu brüt 11 lirayı geçmiyor. Biz asgari ücrete çalışıyoruz aslında. Bu yüzden asgari ücret artışı bizleri yakından ilgilendiriyor. Bence sendikalı işyerlerinde çalışan işçi arkadaşlar da asgari ücret bizi ilgilendirmiyor dememeli, onlar da asgari ücrete karşı duyarlı olmalı. Bir de asgari ücret vergi dışı olmalı.”

HEM GELİRİMİZDEN HEM GİDERİMİZDEN VERGİ ALINIYOR, BU NASIL BİR SİSTEM?

EMİS kapsamındaki bir fabrikada çalışan bir işçi son sözleşmeyle birlikte saat ücretinin 18 lira civarında olduğunu vurguluyor. İşçi, “Sosyal haklar dışında tutulursa brüt maaşım 4 bin 50 lira. 1 çocuğum var AGİ 175 lira. Toplam 3 bin 70 lira net maaş alıyorum. Sosyal haklarla birlikte brüt maaşım yaklaşık 5 bin 400 lira oluyor. Elime 4 bin lira geçiyor. Ama bu net maaşı sadece yılın ilk 4 ayında alabiliyorum. 8. ve 9. aydan sonra vergi diliminin artmasıyla 700 lira kaybım oluyor” dedi. Bu seneki toplusözleşme taslağında vergi dilimleriyle ilgili taleplerinin de yer aldığını ifade eden işçi şöyle devam etti: “Bu iyi bir gelişmeydi ama pek gündeme gelmedi. Fabrikada birçok işçi arkadaşımız duyarlı olmakla birlikte masada pek seslendirilmedi. Bu sadece EMİS fabrikalarındaki işçileri ilgilendiren bir durum değil aslında. Ama hepimiz bu vergi soygunundan rahatsız oluyoruz. Hangi fabrika olursa olsun hepimizin ekmek parası vergiye gidiyor. Hem nasıl oluyor biz işçiler hem gelirimizden vergi ödüyoruz hem giderimizden vergi ödüyoruz? Ekmek alıyoruz, bir avuç kıyma alıyoruz, elektrik kullanıyoruz, çocuğumuza bir defter kalem alıyoruz kısaca en hayati ihtiyaçlarımızda bile KDV adı altında vergi ödüyoruz. Bu nasıl bir düzen ki işçinin, çalışanın, yoksulun hem cebine vergi alınıyor. Yetmiyor, yediğinden içtiğinden vergi alınıyor. Bence sadece maaşımızdan kesilen vergiler değil, bizlerin insani harcamalarındaki giderlerdeki vergiler de kaldırılmalı. Devlet gitsin zenginden alsın, ama yok, onlara dokunma vergi kırbacını bizlerin sırtında şaklat. Bunun için o sendika bu sendika o fabrika bu fabrika sendikalı sendikasız demeden bu vergi soygununa karşı birlikte olmamız gerekiyor. Ne bileyim bunun için imza kampanyaları yapılabilir, panaller yapılabilir, Gebze’de sendikalar birlikte hareket etmeli temsilcilerimiz daha duyarlı olmalı, bunun için bir araya gelmeliyiz.”

Sendikalı işyerlerinde işçilerin asgari ücrete yönelik umursamaz davrandığını ifade eden işçi “Nasıl olsa biz asgari ücret almıyoruz, sendikalıyız bizim sözleşmemiz var diyebiliyoruz. Ama asgari ücrete bence böyle bakmamalıyız” dedi.

Öte yandan krizin etkilerini de şu şekilde anlattı: “Tulumları giyip bir trafonun içine girip havasız yerde 1 saat çalışıp çıktığımızda terden sırılsıklam oluyoruz. Giydiğimiz çizmelerden şarıl şarıl su akıyor, hiç abartmıyorum. Ekmeğimizi kolay kazanmıyoruz. Kriz var siparişler azaldı deyip 135 işçi arkadaşımızın çıkışları verildi. Şimdi işler açıldı, mesailer serbest bırakıldı, yeter ki siparişler yetişsin. O zaman neden arkadaşlarımızı işten attılar? Şu an neredeyse 3 kişilik iş yapmak zorunda kalıyoruz. Fabrika yönetimi şu 60 trafoyu zamanında yetiştirelim sizlere 500 lira prim vereceğiz, aileniz için özel sağlık sigortası yapacağız diyor. Peki neden o zaman ilk fırsatta kapı önüne konuyoruz. Hastalanmak yasak, rapor almak yasak o zaman verimsiz işçi oluyorsun.”

AYRIM YAPMADAN BİR ARAYA GELELİM

Bir petrokimya işçisi de yaşadıkları tüm sorunların çözümü için tüm işçilere birlik çağrısı yapıyor: “Birimizin canı yandığında, hepimizin canı yanıyormuş gibi duyarlı olabilseydik. Birimizin burnu kanadığında hepimizin burnu kanıyor gibi hissedebilseydik. Ah keşke birleşe birleşe direnip mücadele edebilseydik. Ancak o zaman emek düşmanlarıyla, açlıkla, yoksullukla mücadele edebiliriz. Bunu başaramazsak gözünü para ve kâr hırsı bürümüş patronların kucağına daha acımasızca atacaklar bizleri. Unutmayalım ki patronların artan servetleri bizim yoksulluğumuz, canımız, kanımız pahasınadır. Bunun için ekmek kavgası başka hiçbir şeye benzemez. Emeğin, işçinin, emekçinin, alın terinin değerini bilen herkes bu mücadeleye katılmalı, destek vermeli. Şimdi biz hepimiz Gebze’de değişik çeşitli fabrikalarda çalışıyoruz. Gelin Gebze’nin metal işçileri, gıda işçileri, petrokimya işçileri, belediye işçileri, lojistik işçileri, tekstil işçileri, cam işçileri, yetmez Gebze’nin eğitim ve sağlık emekçileri, mühendisleri, emekçi kadınları, gençleri, emeklileri, küçük esnafları biz bir araya gelelim. Hep birlikte biz Flormar işçileriyiz diyelim.”

ÖNCEKİ HABER

İstanbul'da maç nedeniyle bazı yollar trafiğe kapatılacak

SONRAKİ HABER

KPSS Alan Bilgisi 3. oturumu tamamlandı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa