17 Aralık 2018 16:53

İstanbul Kısa Film Festivali | Kısa film, sinemanın parasız yatılısı

Ayşegül Tözeren, kurmaca, deneysel, belgesel ve animasyon kısa filmleri izleyiciyle buluşturan İstanbul Uluslararası Kısa Film Festivalini yazdı.

29. İstanbul Uluslararası Kısa Film Festivalinin afişi

Paylaş

Ayşegül TÖZEREN

14-21 Aralık tarihlerinde dört farklı seansta, 13, 15, 17 ve 19’da, izleyiciyle kurmaca, deneysel, belgesel ve animasyon kısa filmleri buluşturan festival, 1978 yılından beri yapılıyor. İlkin ulusal kapsamda yapılan festival daha sonra uluslararası alana genişlemiş. Uzun yıllardır aralıksız süren festival, geçen sene yapılamamış.Bunun da temel nedeninin destek eksikliği olduğunu düşündüm. Oysa Sinemacı Hilmi Etikan’ın eşi Yıldız Hanım’la sırtladığı festivale gözü gibi bakmalı kent, kenti yönetenler de… Önümüzdeki yıl kentin, otuzuncu kez İstanbul Uluslararası Kısa Film Festivalini düzenleme onurunu görkemli bir biçimde kucaklayacağına inanmak istiyorum.Ulusal kapsamda yapılanlarını da hesaba katarsak, kırkıncı…

Festivalin ilk günü, günün son seansı olan 19 seansı başlamadan önce, Hilmi Etikan kısa bir konuşma yaptı. Seans öncesinde Etikan’larla tanışma şansına sahip olmuştum. Hilmi Bey, eşiyle, gösterim sırasında ileriki günlerde gösterilecek filmlerin alt yazılarını bir kez daha kontrol etmeleri gerektiğini konuşuyordu. Tam bağımsız bir festivalin filmlerini izleyeceğimi o an düşündüm. Film festivallerin yüksek bütçeli olmaları bir bağlamda iyidir, büyük salonlarda gösterilirler, yine yüksek bütçeli tanıtımlarıyla festivalin meltemi kentte eser. Ama bu durum da kendi içinde çelişkiler barındırır. Birinci soru yüksek bütçe ayıran destekçiler, festivalde gösterilecek işlere sansür uygularlar mı acaba? İkincisiyse, evet, sansür uygulamayabilirler, ancak bir bankanın desteklediği bienalin duvarlarında Bertolt Brecht’in sözcüklerini okursunuz, “Banka soymak nedir ki banka kurmanın yanında?” Çelişkiler dünyası deyip, gülümser geçersiniz. Kısa Film Festivali, bu çelişkilerden uzak bir bağımsız festival.

FESTİVAL HER YIL YENİDEN BAŞLAYACAK

Her şeyi eleştirme güdüsü içeren ruhum; festivalin ulusal ve uluslararası olarak toplamda, otuz dokuz yıldır Hilmi Etikan’ın ekibiyle sürdüğünü duyunca acaba değişmeyen bu yapı muhafazakar bir anlayışa yol açmış mıdır, diye de düşünmeden edememişti… Muhafazakar, deyince sinemanın yenilerine kapalı olmaktan söz ediyorum. Ancak deneysel işlere de yer verildiğini duyunca bu düşüncemden vazgeçtim. Bundan beni asıl vazgeçiren ise, Hilmi Etikan’ın seansın başında yaptığı kısa konuşmaydı. Etikan, uzun uzun festivalin tarihçesinden söz edebilirdi, etmedi. Sadece otuz dokuz yıldır bu festivali düzenlediklerini, önümüzdeki yıl kırkıncı yılını düzenleyeceklerini söyledi. Kırkıncı yıldan sonra ne olacağını bilemeyeceklerini söyleyince, izleyici dalgalandı ve Hilmi Etikan tarzınca sürdürdü: “Belki önümüzdeki yıllarda festival kodlanacak rüyalarınızla birlikte izleyeceksiniz.” Bunlar, ancak daima genç bir ruhtan dökülebilecek sözlerdi. O sırada arkalardan bir izleyici yüksek sesle konuştu: “Daha yeni başlıyoruz!” Ben de içimden aynı cümleyi kurdum, her yıl yeniden başlayacak belli ki festival.

KISA FİLM, SİNEMANIN MİNÖR ALANI

Sinema, hem sanatın bir kolu, hem de kitlelere birçok sanat türüne göre daha yaygın ve hızlı erişebildiği için bir yanıyla da iletişim mecrası… İkinci özelliğiyle, ideolojilerin, farklı düşüncelerin yayılması için de bir araç olarak görülebilir. Yanı sıra geniş kitlelerle buluşan filmler, çoğunlukla uzun metrajlı olanlar. Kısa filmse, sinemanın minör alanının bir temsilcisi… Tanımlarında yer aldığı gibi talep edilmese de, kendi kendini arz ve talep eden bir tür, kısa film. Bundan dolayı zarif, bundan dolayı ele avuca sığmıyor. Öykü nasıl, edebiyat türleri içinde, farklı bir yere koyuluyorsa, kısa film de öyle… Kısa film de, sinemanın parasız yatılısı. Ancak video paylaşım sitelerinin ve sosyal medyanın yaşamımızda ağırlığını hissettirmesiyle birlikte kısa film hem yaygınlaşıyor, hem de güçleniyor. Hız çağında yaşamak zorunda kalan bizler, dikkat süremiz de azaldıkça, sanatın hızla vurup kaçan türlerinden daha çok etkileniyoruz. Özce, kısa film kültürünü, hem teknolojinin hızlı değişimi ve gelişimiyle, hem de kitle iletişim araçlarının çağın hızını aşırı ivmelendirmesiyle yaşamımızda daha çok hissedeceğiz ve çağın bize dayattığı hıza, belleksizleştirmeye yanıt olan kısa filmleri merakla bekleyeceğiz.

ELE AVUCA SIĞMAYAN KISA FİLMLER

İstanbul Uluslararası Kısa Film Festivali’nin ilk gününde gösterilen bir film dikkatimi çekti. Sarah Heitz de Chabaneix’in”Annemin Eteğinin Altında” isimli Fransız kurmacasıydı. Kısa film, kızını ABD’de ziyarete gelmiş ya da kızının babasıyla, yani eşiyle birlikte oraya yerleşmeye karar vermiş, ancak iyi İngilizce bilmeyen Fransız annenin ve orada uzun süredir yaşadığı belli olan kızının arasındaki kadın cinselliğine ilişkin sohbetteki ironiyle örülüydü. Sohbet bir jinekoloji kliniğinin bekleme salonunda başlıyordu. Ancak satır aralarında anneyi muayene edecek doktorun Trump taraftarı olduğu anlaşılıyordu. Film boyu gülümsüyordunuz, ancak filmde bir yerde son derece şefkatli görünen doktorun, anne kıza, “Fransa’ya sağlıcakla gidin,” demesi, zihninize mıh gibi çakılıyordu. Başka nasıl Trump taraftarlarının göçmen karşıtlığı bu kadar vurucu anlatılabilirdi? Ona göre Amerikalı değillerse, bir gün gitmeleri gerekliydi! Belki kısa film tam da budur. Ele avuca sığmayan ve uzun hikayelerin kısaca da anlatılabileceğini gösteren… Kısaca dünyayı.

Evet, İstanbul Uluslararası Kısa Film Festivali başladı ve hâlâ fırsatınız var: Bir kışa kısa filmlerle hazırlanmaya.

ÖNCEKİ HABER

Tren kazasında gözaltına alınan 3 TCDD görevlisi tutuklandı

SONRAKİ HABER

Adalet Bakanlığı istismar verilerini açıklamadı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa