16 Aralık 2018 04:08

Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay neden çark etti?

Seyit Aslan yazdı: Çünkü iktidar ve sermaye güçleri, işçi hareketini kontrolde tutmak için her zaman iş birlikçi bir sendikal anlayışa ihtiyaç duyar.

Fotoğraf: Halil Sağırkaya/AA

Paylaş

Seyit ASLAN
DİSK/Gıda-İş Genel Başkanı

Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplantısı sonrası yaptığı açıklamada, ‘Böyle ne kadar gider? Önümüzdeki günlerde göreceğiz. Ne kadar gider? İşte gördük Fransa’da gitmediğini. Üç gün sonra bizim burada görür müyüz görmez miyiz? Bize bağlı’ demişti. Peki Ergün Atalay haksız mıydı? Değildi. Çünkü, ülkede yaşanan ekonomik kriz, işçi ve emekçilerin boğazını sıktıkça sıkıyor. Tüm atraksiyonlara rağmen enflasyon düşmüyor, işsizlik önlenemiyor. İşsizlik Sigortası Fonu yağmalanıyor, kıdem tazminatına göz dikiliyor, bir kez daha zorunlu bireysel emeklilik dayatılıyor. Öte yandan işten atmalar yaygınlaşıyor.

İflas eden işyerleri, konkordato sırasına giren işletmeler, art arda gelen zamlar, derinleşen yoksulluk, yaşanan ağır çalışma koşulları ve önlenemeyen iş cinayetleri... Bu kadar yoğun saldırı ve sorunlara karşın; mücadelenin mayalandığı, hoşnutsuzlukların çeşitli biçimlerde dışa vurduğu, arayışların olduğu da bir gerçek. Gelişmeler iktidarı zorlarken, sendikal bürokraside ise kaygıları artırıyor.

SON SÜRAT GERİ ADIM

Dünyada yoğunlaşan baskılar, işsizlik, yoksulluk, saldırılar karşısında işçi ve emekçilerin taleplerini elde etmek üzere başvurdukları meşru eylemler artıyor. Fransa’daki ‘Sarı Yelekliler’in eylemleri de dünya işçi ve emekçilerinin mücadelesinin bir parçası olarak devam ediyor. Bu mücadelenin Türkiye’ye sıçramasından korkan iktidar ve avaneleri her taşın altında bir bityeniği arıyorlar. Fransa’da olduğu gibi, Türkiye’de de işçi ve emekçilerin birikmiş çokça sorunu var. Bu sorunların çözüm yolunun mücadeleden geçtiği –henüz zayıf da olsa- bir eğilim olarak kendisini göstermektedir. Gerek sendikal bürokrasi, gerek iktidar bunun fazlasıyla farkında.

Fransa’daki gelişmeler henüz sıcak ve tazeyken, Ergün Atalay’ın sözleri de havuz medyasında infial ve tepkiyle karşılandı. Bu sözlerle işçi ve emekçilerin sokağa dökülmek istendiği bolca propaganda edildi ve taarruza geçildi. Her şeyi ile iktidara destek veren bir sendika yöneticisi olmasına rağmen, Atalay’ın ‘sokak çağrısı’ yaptığı ve ülkeyi karıştırmak, iktidarı yıkmak istediği iddia edildi. Havuz medyası, her meselede olduğu gibi, yine üzerine aldığı vazifeyi harfiyen yerine getirme gayreti içinde.

Peki, vazifesini yerine getiren sadece havuz medyası mı? Hayır. Hak-İş’e bağlı Enerji-İş Sendikası başkanı daha ileriye giderek, Atalay’ın söyledikleri hakkında suç duyurusunda bulundu ve savcıları göreve çağırdı. İşte bu sebeplerle Atalay, “Bizim sırtımızda ne sarı, ne de kırmızı yelek olur”  diyerek bir önceki sözlerinden çark etti. Bu geri adımdan sonra kendisine destekler de geldi. Meclis Başkanı Binalı Yıldırım ve TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu Atalay’ı ziyaret ettiler. BBP Genel Başkanı Mustafa Destici de açıklama yaparak Atalay’a sahip çıktı. Panik ve telaşla Atalay’ın “Ülkesini seven, yerli ve milli bir sendikacı” olduğu anlatıldı, övgüler dizildi. Atalay da söylediklerinin çarpıtıldığını, milletin ve milli iradenin yanında olduğunu açıkladı.

‘HAİN ADAM’DAN VAZGEÇİLMEZ ADAMA

Peki, bir günde hain ilan edilen Atalay için, neden ertesi gün vazgeçilmez adam denildi?

Çünkü iktidar ve sermaye güçleri, işçi hareketini kontrolde tutmak için her zaman iş birlikçi bir sendikal anlayışa ihtiyaç duyar. Ergün Atalay da iktidara en yakın sendikacılardan biridir. En kritik zamanlarda patron örgütleriyle bir araya gelerek, işçi ve emekçiler aleyhine ortak tutum almaktan çekinmemiştir. Kimi zaman sessiz kalarak, kimi zaman da doğrudan iktidarın yanında sermayeyle kol kola girerek, işçi ve emekçilerin mücadelesine engel olmuştur. İktidar da böylece; sermaye ve sendikal bürokrasi ile iş birliği içinde işçi ve emekçilerin hak almasının önüne geçmiştir. Sendikal bürokrasi kimi dönemlerde ve işçi mücadelesinin zorlamasıyla doğru tutumlar alsa da bunlar uzun sürmedi, kararlardan çabuk çark edildi. Çünkü iktidar tümüyle kendisine biat edilmesini istiyor, dayatıyor. ‘Tek adam rejimi’ne itiraz istenmiyor. Bu yüzden talebini dile getiren, iş bırakan, greve çıkan, direnişe geçen işçiler zorbalığa maruz kalıyor.

BU HEP BÖYLE GİDER Mİ?

Emekçi sınıflar için sorunların bu denli büyüdüğü noktada gerçekler gizlenemez. Fransa’da ‘Sarı Yelekliler,’ kendi tarihlerinden öğrenerek yeni kazanımlar ve haklar elde etmektedir. Günlerdir süren bu mücadele sonuç vermeye başladı. Başta asgari ücretin artırılması, fazla mesailerden vergi alınmaması, tüm çalışanlara yıl sonu ikramiyesi verilmesi, akaryakıta yapılan zammın geriye çekilmesi kazanımlar hanesine yazıldı. Ama Fransa işçi ve emekçileri diğer talepleri için de mücadeleyi sürdürmekte kararlı. Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve sermayesi de işçilerin kararlı mücadelesi karşısında  zor durumda.   

Fransa’daki son mücadelenin gösterdiği ve işçi sınıfı mücadele tarihinden bildiğimiz üzere; kapitalistler hiç bir zaman işçi ve emekçilere haklarını kendiliğinden vermemiştir. Alınan her hak, mücadelenin sonucunda ve bedeller ödenerek kazanılmıştır. Bu mücadele bugün de bazen durağanlaşarak, bazen hareketlenerek devam etmektedir. Ülkemizde de kriz derinleştikçe işçi ve emekçilerin mücadelesi, hak arayışları hızlanacak ve kitleselleşecektir. Sermayenin ve onların temsilcisi iktidarların bu mücadeleleri çarpıtması, terörize etmesi ise mücadelenin meşruluğuna ve haklılığına gölge düşürmez.

Fransa’daki ‘Sarı Yelekliler’in mücadelesi uluslararası emek hareketine güç vermektedir.  2015 yılında baş gösteren “metal fırtına” (metal grevi), sonrasında 16 kente yayılan sayacıların direnişi, bugün hâlâ onlarca yerde süren fabrika önü direnişleri, Makel ve Mercedes işçilerinin eylemleri ile birlikte Türkiye’de de mücadele farklı biçimlerde mayalanmakta ve daha kitlesel mücadelere işaret etmektedir. Bu nedenle iktidar bloku, yandaşları, havuz medyası, sermaye ve sendikal bürokrasi korkularında ve kaygılarında bir yanıyla haklıdır(!) Çünkü işçi sınıfının kaybedeceği bir şey yok ama kazanacağı bir dünya vardır. Sendikal bürokrasi de bu gelişmeyi ancak bir yere kadar durdurabilir. İşçi sınıfı bu türden engelleri aşmasını da öğrenecektir.

ÖNCEKİ HABER

Yalnız değiliz biliyorum ama...

SONRAKİ HABER

Dr. Naci Ekşi Anadolu Lisesinin imam hatibe dönüştürülmesine tepki

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa