16 Aralık 2018 03:50

Yalnız değiliz biliyorum ama...

Adnan Gerger, Ankara tren kazasını yazdı: Benim zoruma giden başka bir yön daha var; bu tür facialarda olayın boyutunu küçültmeye çalışmak…

Fotoğraf: DHA

Paylaş

Adnan GERGER

Buse Çetiner: “Bu ülkede ölüm değil, yaşamak tesadüf değil mi zaten? Düşündükçe olanları çıldıracak noktaya geliyor insan. Nasıl bunca acıya dayandığımızı bilmeden geçiyoruz günleri. Her an biraz daha düşüyor omuzlarımız, umut biraz daha fakirleşiyor.”

Sevgi Can Yağcı Aksel: “İki trenin birbirine çarpmamasını sağlamak kimin sorumluluğu? Bunu bile becerememek neyle açıklanabilir? İyi ki biz değildik, sevdiklerimiz yoktu diye teselli buluyoruz utanarak. Evet biz de ailecek haftada iki düzenli o trenle gidip geliyoruz. Cem bazen haftada dört kez biniyor. Öldüler işte. Bitti. Birileri işini doğru yapmadı diye. Birilerinin istihdam politikaları doğru olmadığı için, işletme anlayışları insan odaklı olmadığı için. Bu insanlar yaşamı sevenlerini bırakıp gitmek zorunda kaldı. Hava buz gibiydi. Trene oturunca sıcak içlerini ısıtmıştır eminim. Son kez sıcağı duyumsadılar, son kez korkuyla sarsıldılar. Biz de hep o saatte gidiyoruz. Hep o yolculardan biriyiz. Nefes alamıyorum. Devasa AVM içindeki YHT garına yapılan yatırım keşke insan hayatına yapılsaydı. Keşke…”

Beş ay önce Çorlu’daki tren kazasında yaşamını yitiren dokuz yaşındaki Oğuz Arda Sel’in annesi Mısra Öz Sel: “İçim parçalanıyor. Bu ülkede ölen her can için yüreğime bir anne yüreğinin acısı daha eklenip, birlikte ağıtlar yakıyor! 5 ay oldu Çorlu Tren Faciası olalı! İhmalle ortada, suçlular ortada, yargılanan yok! Bugün aynı acı yine yüreklerde! İn o koltuktan TCDD Genel Müdürü İsa Apaydın.”

Özgür Akbaş: “Gazeteciliğin zor kısmıdır bu tür facialar… Olay yerine ilk sen gidersin, yaşanan can pazarını anbean yaşarsın ama sakin kalman gerekir. Çünkü kamuoyunu bilgilendirme gibi kutsal bir görevin vardır. En can acıtıcı kısmı ise facianın geride bıraktıklarıdır. Dokuz canın yaşamını yitirdiği bu kazada da yürek burkan görüntüler kaldı geriye. Ölümü bize yaşatan enkaza dönmüş vinçlerin yardımıyla çıkartıldı, kimisinin son notları vardı, kimisinin cep telefonu, atkısı, paltosu… Üzgünüm, hak etmiyoruz tüm bunları ne diyeyim.”

Ankara’da tren kazasından sonra arkadaşlarımın sosyal medyadaki paylaşımlarıydı. Bunları paylaşmamın nedeni, bu tür olaylarda medyaya yansıyan sadece resmi açıklamalar ve bilgilerdir. Duyarlı ve vicdan sahibi insanlar üzerinde yarattığı etkiler medyaya pek yansımaz. Bu nedenle bu arkadaşlarımın duygularını paylaşmak istedim. Demek istediğim bir olay meydana geldiğinde sadece o olayda yaşamını yitiren ve yaralananların yakınları o acıyı hissetmez, sorumluluk sahibi ve kendisini birazcık siyasi biat kültüründen arındırmış ve insanca duyguları benimseyen insanlar da o acıyı aynen yaşar. Bu nedenle bu tür olaylar sorgulayan toplum bireylerinde çok derin yaralar açar. Yine arkadaşım Buse Çetiner’in dediği gibi, yalnız olmadığımızı biliyoruz ama üstümüze çöken kara bulutlardan da kurtulamıyoruz. O kara bulutlar ülkenin üzerinden dağılmadıktan sonra ya da dağıtılmak istenmezken nasıl kurtulabilirsin ki… Bir düşünün… Çok değil bir yakın zaman öncesinde ne felaketler yaşadık. Üstelik tüm bu felaketlerin önlenebilir ve ihmalkarlıktan kaynaklandığını artık Mısır’daki sağır sultanın bile duyduğu facialar olduğu gün gibi ortadayken… Örneğin Pamukova ve Çorlu’daki tren kazası, Soma’da ve diğer madenlerde gelen kazalar, işçi cinayetleri… İnsanın zoruna giden bu faciaların olduğu kadar bu facialardan sonra devletin takındığı tavır... Umursamaz ve ceza verilmez tavrı toplumun vicdanını sızlattığı gibi kızgınlıklara, travmaya ve güvensizliğe de neden oluyor. Elhak, bakanlıktan tutun da en alttaki memuruna kadar böyle bir facia karşısında gözlerini kapamaları, kulaklarını tıkamaları ve dilsiz olmaları kadar ustaca yaptıkları bir iş yok. Çünkü onlar da biliyorlar ki ne de olsa siyasi yönetim kendilerinden yana olacak, ne de olsa medya bu olayları gereği gibi irdelemeyecek hatta medyaya yayın yasağı bile konulabilecek, ne de olsa kamuoyu sessiz ve bazıları da sessiz kalmayacak kıyamet kopsa da kendilerini savunacaklar… Bunlar adet geleneksel yönetim biçimi oldu. Bunları biliyorlar. Bildikleri için de ne istifa ediyorlar ne de görevden alınıyorlar… Şimdi hal böyle böyleyken toplumsal bunalım yaşanmasın da ne olsun. İhmalkarlıktan oluşan facialarda sorumlulardan hesap sorulmaması; bir ülkenin geleceğini etkileyeceğini ve travmaya yol açacağının görmezden gelinmesi bence bu faciaların üzerine eklenen yeni facialardır.

Benim zoruma giden başka bir yön daha var. Bu tür facialarda olayın boyutunu küçültmeye çalışmak. Böyle facialarda can ve yaralı sayısını azaltmak, olayın nedenlerine değişik kılıflar bulmak sanki olayı küçümseyerek, “Önemli değilmiş” gibi hava verilmeye çalışılmasına da ifrit oluyor. Haydi devlet büyüklerini anladım da medyanın da (Medya kalmadı derken bunu kastediyorum işte…) aynı devlet ve siyasi iktidar yanlıları gibi bir olay karşısında onu normalleştirmeleri ya da görmezden gelmeleri… Oysa medyanın görevi bir can olsa dahi, orada vurdumduymazlık varsa bir yanlışlık varsa onu bulup ortaya çıkarmaktır. Ama nerdeeee… Bakın bu örnek bile ne kadar vahim bir şekilde yaşadığımızı göz önüne seriyor. Ankara’daki tren kazasına dair yapılan ilk açıklama ve düzeltmelerde, Anadolu Ajansı,  yüksek hızlı trenin (YHT) üst geçide çarptığı haberini duyururken Ankara Valiliği, YHT’nin üst geçide değil banliyö trenine çarptığı açıklamasını yaptı. Ya Ulaştırma Bakanlığı? Ulaştırma Bakanlığı da YHT’nin banliyö trenine değil kontrol lokomotifine çarptığını duyurdu. Tüm bu çarpık açıklamaların tek nedeni, olayı gizleme çabası, olayı örtbas kaygısı… Bunun başka açıklaması olamaz. Ya Ulaştırma Bakanı Cahit Turhan’ın gazetecilerin sorularına teşekkür etmesine ne buyurursunuz? Gazeteci soruyor, “Sinyalizasyon çalışıyor mu?”. Bakan yanıt veriyor, “Teşekkür ederim.” Gazeteci soruyor, “Lokomotifle hızlı trenin aynı rayda ne işi vardı, efendim?”. Bakan yanıt veriyor, “Teşekkür ederim.”. Gazeteci soruyor, “Efendim Sinyalizasyon…” Bakan yanıt veriyor, “ Teşekkür ederim.”  Bakanın bu tavrı sadece kamuoyunu ciddiye almamak değildir, kendisini oraya getiren siyasi iradeyi de ciddiye almamaktır, aynı zamanda. Hatırlar mısınız? Tarım Bakanı Bekir Pakdemirli de kendisine ihale haberini soran muhabiri azarlamıştı. Çünkü onlar, kendilerine önceden hazırlanmış sorulara yine önceden hazırlanmış cevaplarla bakanlık yapılacağını sanıyorlar. Ne de olsa kim ne yapıyorsa yanına kâr kalıyor. Kâr kalıyor da ölenler giden gelmiyor. Bu ülkede yaşayan insanlara ne geçim derdi sıkıntısı ne de bu faciaları yaşatmaya kimsenin hakkı olmadığını herkesin bilmesi gerekiyor.

ÖNCEKİ HABER

İşkence edilmiş halde bulunan kedi tedavi altına alındı

SONRAKİ HABER

Hindistan'daki selde ölü sayısı 136'ya çıktı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa