15 Aralık 2018 04:35

Avrupa'nın bu hafta gündemi: Sarı Yelekliler ve Brexit anlaşması

Fransa’da ‘Sarı Yelekliler’in 5 haftadır süren mücadelesi Macron hükümetini sıkıştırmaya devam ederken İngiltere’de Brexit tartışmaları sürüyor.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Fransa’da ‘Sarı Yelekliler’in 5 haftadır süren mücadelesi, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve hükümetini sıkıştırmaya devam ediyor. Hareket ilerledikçe ve talepler genişledikçe, hükümet verdiği vaatlerde geride kaldı ve hareketi bir türlü bitiremedi.

Pazartesi ulusa seslenen Macron’un tüm özlemlere cevap vereceği belirtiliyordu, fakat dağ fare doğurdu. ‘Sarı Yelekliler’in yanı sıra öğrenciler, emekliler, sendikalar da giderek artan bir oranda mücadeleye atılmaya başladılar. Dün sendikaların önemli bir grev ve mücadele günü yaşandı ve bugün de birçok yerde -Strasbourg’daki saldırıdan sonra mücadelenin bitirilmesi yönünde çağrılar olmasına rağmen- eylemler gerçekleşecek.

Bu arada ‘Sarı Yelekliler’in isyanı AB’nin diğer devletlerini de endişelendirdi. Almanya’da sermayenin yayın organlarından Handelsblatt, “Tedbir alınmazsa bizim de başımıza gelebilir” endişesini dile getirdi. 

İNGİLTERE’DE BREXIT ÇIKMAZI

İngiltere’de ise Brexit tartışmaları devam ediyor. İngiltere Başbakanı Theresa May’in AB ile yaptığı anlaşmanın salı günü Avam Kamarasına sunulması bekleniyordu, ama oylamayı kaybetmesine kesin gözüyle bakıldığı için, oylama son anda iptal edildi. Aynı hafta Başbakanın kendi partisi içinde 48 milletvekili May hakkında “güven oylaması” talep etti ve çarşamba günü oylama gerçekleşti. May, partisinden 200 milletvekilinin desteğini alarak oylamayı kazandı ama 117 milletvekili May’e karşı oy kullandı. Parlamento içinde büyük çatlaklık giderilmiş değil ve mevcut Brexit anlaşmasının parlamentodan geçmesi halen imkansız göründüğü için Başbakan May, parlamentoyu ikna edecek bir anlaşma sunabilmek için Brüksel’den yardım istiyor, ancak bu da pek mümkün görünmüyor.


MACRON ÖFKEYİ SÖNDÜREMEDİ

Julia HAMLAOUI
Ludovic FINAZ
Olivier MORIN
Humanite

Bir sürprizle hareketi dindirebilmek için her şey iyice hazırlanmıştı. Pazartesi günü Emmanuel Macron’un konuşmasını dinleyen 23 milyon seyircinin önünde, asgari ücretle çalışanlar için ilan edilen 100 avro artışın bu etkiyi yaratması bekleniyordu. Aynı anda sokaklarda konuşmayı dinleyenler ise “Bizleri keriz yerine koyuyor” diye tepki gösterdiler. ‘Sarı Yelekliler’in birçoğu mücadeleye devam etmeye kararlı.

17 Kasım’dan bu yana, Loches kentinde bir döner kavşağa yapılan küçük kulübedeki Sarı Yelekliler de, 100 avro aldatmasının ne olduğunu doğru gördüler.

Mangalın üzerindeki lahana çorbasını ve kuskus yemeğini karıştıran Michel, “Yoksuldan alarak yoksula verecekler” diyerek durumu özetliyor. 14 yıl çiftlikte çalıştıktan sonra mantar toplayıcılığı yapan ve emekli olmadan önce de fabrikada çalışan Michel, hayatında ilk defa sokaklara bu vesileyle inmiş. “46 yıl çalışmadan sonra 1080 avro emekli maaşım var. Ay sonunu getiremiyoruz” diye çekinerek söylüyor.

HİKAYE OLDUĞUNU BİLİYORDUM

Patronun keyfine bırakılan yıl sonu primi de ikna etmedi. Bir çağrı merkezinde çalışan Laure’a göre “10 yıllık bir süreden sonra yıl sonu primi olarak sadece 10 avro veriliyor. İnanmıyorum ama arttırılsa bile fazla bir şey değişmez.”

Yüzlerce kilometre kuzeyde de Emmanuel Macron’un açıklamaları sıcak karşılanmadı. Bir gıda fabrikasında işçilik yaparken sakatlanan Patricia, “Bakmıyorum bile ona (Macron’a), artık tiksindim, bakamaz oldum. Hikaye anlatacağını biliyordum. Tüm öfkemiz onun üzerinde yoğunlaşıyor, zira en fazla nefret ettiğimiz şeyleri o temsil ediyor. Her yerde insanların acı çektiğini görüyoruz” diyor.

Kuzeyde, Somain kentinin Quatre-Chemin döner kavşağında onunla birlikte mücadele eden Sebastien, iki aydır işsizmiş ve söze atılarak şunları belirtiyor: “O meşhur primi herkes alamaz. Örneğin ayda 1350 avro kazananlara verilecek mi? Oysa ki onlar da geçim sıkıntısı yaşıyor. Çözüm aylıkları artırmaktır, saat ücretini arttırmaktır”. Burada mücadele edenlerin kararlılıkları tamamen aynı.

Yıl sonunda emekliğe ayrılacak Gilbert “Kimi insanlar yaşamak ve beslenebilmek için kredi alıyor, yoksulluk almış başını gidiyor. Ama artık koyunlar uyandı. Ve çok iyi oldu” diye söze atılıyor.

BEŞİNCİ EYLEME KATILMA ÇAĞRISI

İktidar partisinin temsilcileri, vaatlerin savunmasını yaparken geri kalan sağcılar ise olaydan faydalanmaya çalışmaya devam ediyorlar. Fakat mesai saatlerinin vergiden muaf tutulması Sarkozycilerin ceplerinden çıkartılan ve 2007’de “Daha fazla kazanmak için daha fazla çalış” sloganını anımsatırken, bunu yapmak kuşkusuz kolay bir iş değil. Hatta Cumhurbaşkanının konuşması Göçmenlik ve Ulusal Kimlik Bakanlığının hayaletini canlandırırken, hareketi ikna etmek o kadar da kolay olmuyor.

“5. eylem gününün sokakta değil, masada” olmasını savunan (orta yolcu) Modem Partisi Sözcüsü Sarah El Haïry gibi (sağcı) LR de bu fikre katılıyor. Sarkozy’nin Eski Bütçe Bakanı EricWoreth’e göre, “Kavşaklardan artık ayrılmak ve normal hayata tekrar dönmek lazım”.

SOL NE DİYOR?

Solda ise tam tersine “Zenginlerin Cumhurbaşkanı”nın hak ettiğini bulduğu belirtiliyor. Jean Luc Melenchon’a (Boyun Eğmeyen Fransa Partisi) göre “Tüm önlemler vatandaşlar ve sigortalı çalışanlar tarafından ödenecek, en zengin ve en fazla kâr elde edenlerin hiçbir katkısı olmayacak”. (Yeni Antikapilist Partiden) Olivier Besancenot’ya göre “Açıklamalar hem çok geç hem de kandırmaya yönelik” yapıldı.

Fransa Komünist Partisi ve Boyun Eğmeyen Fransa Partisi milletvekillerinin verdiği gensoruyu son anda destekleyen Sosyalist Parti Genel Sekreteri Olivier Faure’a göre ise, “Rota değiştirilmiyor. Vadedilen yeni dünya ‘Geçmişe tekrar dönme’den başka bir şey değil.”

Mücadelenin devam etmesini isteyen FKP’li Fabien Roussel’e göre, “En düşük seviyede emekli maaşı alanlara getirilen vergi artırımının geri çekilmesi Cumhurbaşkanının ilk defa geri atmasıdır. Bu bile mücadelenin belirleyici olduğunu artık kanıtlamıştır.”

Karşı tarafta olan (patronlar örgütü) Medef’e göre ise “Artık işe geri dönme zamanı.” İşçi sendikaları ise aynı görüşte değil. CFDT sendikası “En yoksullar için sunulan bu ilk cevabı” selamlayıp “Cumhurbaşkanının belirttiği ulusal ve bölgesel tartışmalardan sonra yeni adımların atılmasını” istiyor, fakat Solidaires ve CGT sendikaları daha eleştirel bir tavır ve mücadeleci bir çizgi savunuyorlar.

SENDİKALAR NE DİYOR?

CGT Genel Sekreteri Philippe Martinez’e göre “(Macron’un) pişman olduğunu belirttiği şu küçük sözleri bir iletişim hatası değildir. Fransızların sorunlarının anlamıyor, ay sonu getirememe sorununu, işsizlik sorunlarını anlamıyor”. Bundan dolayı “Günlük yaşamda büyük zorluklar çekenler için bir anlam taşımayan bir konuşma” olduğunu teşhir ediyor. Emekçileri “14 Aralık’ta iş yerlerinde grev ve gösteriler düzenleyerek mücadele etmeye devam” çağrısı yapıyor.

Solidaires sendikasından Eric Beynel’e göre “Sosyal ezilmişliğe Macron’un sunduğu tek cevap hoş sözler ve kırıntı” oldu. Beynel, 14 Aralık’ta greve ve 15 Aralık’ta ‘Sarı Yelekliler’in mücadelesine katılma” çağrısı yaptı. Dokuz emekli sendikası da 18 Aralık’ta sokaklara inme çağrısında bulundu. Bir Sarı Yelekli olan Christophe Couderc “Bizleri asgari ücreti arttırdıklarına inandırabilmek için istedikleri kadar küçük önlemler alsınlar, gerçek şu ki sosyal ödentilerden çalıyorlar (…)Ülkedeki tüm Sarı Yelekli yoldaşlarım gibi ben de cumartesi günü Paris’te 5. eylem gününü gerçekleştirme çağrısında bulunuyorum” dedi. Görülen o ki Macron mücadeleden daha kurtulamadı.

(Çeviren: Deniz Uztopal)


MACRON’UN YAŞADIKLARI AVRUPA’YA KORKUYU ÖĞRETMELİ

Thomas HANKE
Handelsblatt

Fransız kentlerinde bina duvarlarında enteresan çağrılar okunuyor. “Giyotinleri getirin!”, hatta “Macron’un kafasını uçurun!” Ve ahlaklı aile babaları, “İster seçilmiş olsun ister olmasın, o bizim başkanımız değil” diye bağırıyorlar.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, sözde umut olarak iktidara geldi ama kısa süre içinde toplumun kaybedenlerinin nefret ettiği biri oluverdi. Pazartesi gecesi, ‘Sarı Yelekliler’ hareketini kırmak için milyarlık tavizler verdi. Bunlar ilk tavizleri değildi, ve öncekiler gibi bunlar da tatmin edici olmayacak. Macron’un ulusal sorunu üç nedenden ötürü tüm Avrupa’nın sorunu haline geliyor.

1. AVRO İSTİKRAR KURALLARI

Fransa, 2019 yılında planlanan bütçe açığının yüzde 2.8’de kalmasını sağlayamayacak. Macron ve Başbakanı Edouard Philippe’in verdiği sözler bütçeye milyarlık yük getirecek. Ek olarak, protestolar nedeniyle zayıflatılmış ekonomik durum gayrisafi milli gelirin düşmesine neden oldu. Hükümet, şuradan alıp buraya vererek işi düzeltmeye çalışsa da Brüksel’in dayattığı istikrar programının gerçekleştirilmesi imkansızdır.

Kısa süre önce İtalyanlara akıl veren Macron şimdi aynı sorunla karşı karşıya. Bu, onunla alay edilmesine neden olmamalı, çünkü yazdıklarımızın gerçekleşmesi AB içindeki popülistlere karşı oluşan cepheyi zayıflatır.

2. REFORMLAR VERİMLİ DEĞİL

Macron’un Fransa’yı reformlar yoluyla ekonomik olarak güçlendirme, böylelikle AB içinde reform isteklilerini arttırma stratejisi olacak gibi değil. ‘Sarı Yelekliler’, bilerek veya bilmeyerek sadece vergi artışlarını durdurmadılar. Fransa’da hiç kimse Macron’un radikal emeklilik reformu veya işsizlik sigortasında bir değişiklik yapacağına inanmıyor. Başkan hâlâ programını kurtarmaya çalışıyor. Başkan yarı yolda tekrar sıkışırsa, Fransa Avrupa’nın hasta adamı haline gelir: Aşırı işsizlik, yüksek kesintiler ve ölmekte olan sanayi. Artan servetin adil dağılımını değil, zenginlerden dökülen kırıntıların savaşını veren bir ülke.  Ekonomik zayıflığı siyasi istikrarsızlığa yol açan bir ülke.

3. MACRON’UN ENDİŞELERİ AVRUPA’NIN ENDİŞELERİDİR

Şu anda Fransa sokaklarında yaşananlar diğer AB ülkelerinde de yaşanabilir. On yıllardır kimsenin umursamadığı, ilgilenmediği, kendilerini kaybedenler, toplumun yıkıntıları olarak görenler ayaklanıyor. Fransa sokaklarındaki ‘Sarı Yelekliler’den en fazla duyulan; “Biz devlet sadakası istemiyoruz, işimizle insanca yaşamak istiyoruz” cümlesi. Bu cümle, işsiz veya sosyal yardımla yaşayanlardan gelmiyor, “düşük verimli düşük vasıflı” olarak adlandırmayı sevdiğimiz insanlar bunu söylüyor. Birçoğu lise veya en az üç yıl teknik yüksek okul diplomasına sahip. Yine de sadece asgari ücretin biraz üzerinde kazanıyorlar. Diğerleri, aldatmaca olarak “kendi kendisinin patronu” olarak adlandırılan düzensiz işçiler. Onlar ise ölmeyecek kadar kazanıyorlar. Macron’un tavizleri onlara bir yarar sağlamıyor.

Fransa’da uzun süreden beri var olan öfke, yalnızca küreselleşmenin kaçınılmaz sonuçları ile açıklanamaz. En zengin Fransızların sıralamasına bir göz atmak yeterli: Kaybedenlerin bu patronları ilk 500’e ulaştı.

Fransa’nın alt orta tabakası buna uzun süre ses çıkarmadı, artık tahammül etmek istemiyor. Aynı durum başka ülkelerde de olabilir: Ölmeyecek kadar çok, insanca yaşayamayacak kadar az para kazananlar, toplumun dışına itilenler AB’nin başka ülkelerinde de ayaklanabilirler.  Bunların seçeneği sağ veya sol popülistler arasında seçim yapmak ya da sokağa çıkıp tüm ülkede hayatı durdurmaktır. Hiç kimse kendini güvende hissetmesin, Macron’un sorunları, hızlı bir şekilde Avrupa’daki diğer ülkelerin sorunları haline gelebilir.

(Çeviren: Semra Çelik)


İNGİLTERE’DE MAY’IN OTORİTESİ YERLERDE

John REES
Counterfire

Başbakan Theresa May’in partideki liderliğini korumak için 159 Tory (Muhafazakar Parti) milletvekilinin desteğine ihtiyacı vardı. İhtiyacından sadece 41 oy daha fazla aldı ve bu sayının içinde May sayesinde hükümet içinde iş sahibi olanlar vardı. Partisinin üçte birinin May’den kurtulmak istemesi, hiç de güçlü ve sabit bir zeminde liderlik etmediğini gösteriyor. Ucundan sıyırdığı bu galibiyeti bile elde etmek için Theresa May bir sonraki genel seçimden önce istifa edeceğini açıklamak zorunda kaldı.

Başbakanın yaptığı diğer işler gibi, bu gelişmeyle de sadece biraz daha zaman kazandı ama hükümeti tehdit eden hiçbir sorunla yüzleşmiyor.

En bariz sorundan bahsedersek: Parlamentoda Brexit anlaşmasından yana bir çoğunluk olmadığı için liderlik yarışı başladı. Sert Brexit yanlıları bir ok atıp hedefi kaçırmış olabilirler, fakat politik söylemlerin ötesinde May’in liderliğine daha sıcak bakmalarına yol açmayacaktır.

Hatta partinin iç mekanizmalarını kullanarak May’den kurtulamazlarsa, Avam Kamarasında ona sırt çevirip, May’e daha büyük bir darbe vurabilirler.

ASIL PROBLEM ÇÖZÜLMÜŞ DEĞİL

Ve tüm problemlerin arkasındaki asıl problem hâlâ çözülmüş değil: Referandumda çoğunluk AB’den ayrılmaktan yana oy kullandı fakat Avam Kamarasında milletvekillerinin çoğu AB içinde kalmaktan yana. Tüm politik düzen bu yüzden felç olmuş durumda, ve May’in zorla elde ettiği galibiyet bu gerçeği değiştirmiyor. Hatta, birkaç saatlik sahte mutluluğun dışında, May’in sunduğu Brexit sözleşmesi, Avam Kamarasına yeni yılda sunulduğunda yenilmeye mahkum.

Politik sistemin karar verebilmesi için -ne kadar olanaksız görünse de- ya milletvekillerinin tercihlerinde çok büyük bir değişim yaşanması ya da dışardan bir şok etkisi gerekiyor.

Mesela, Avam Kamarasında May’in anlaşması reddedilir ve sonra sterlin ve piyasalar kötü bir şekilde etkilenirse, milletvekilleri başka bir çözüm bulmak zorunda kalabilirler.

İŞÇİ HAREKETİ İÇİN TAM ZAMANI

Fakat kesin olan bir şey var, o da işçi hareketinin ve parlamento dışı güçlerin şu anda büyük bir rol oynamasının tam zamanı. Politik düzen bu durumdayken sokaklar konuşabilir.

İşçi Partisinin liderleri May’e karşı aceleden bir güven oyu harekete geçirmemekle haklı çıktı. Bunu isteyenlerin bir çoğu, İşçi Partisinin içindekiler dahil, güven oyunun başarısız olmasını ve ikinci bir referanduma yol açmasını istiyordu. Böyle bir hareket yakın bir zamanda genel seçimi olanaksız kılardı.

Fakat kemer sıkma politikalarının sona ermesini sağlayacak en büyük umut ancak bir genel seçim olabilir. Bir tek genel seçimle nitelikli bir değişim programı başlatılabilir.

ERKEN GENEL SEÇİM İHTİYACI

Şimdi bütün çabaların genel seçim çağrısını zorlayacak büyük bir kampanya için yoğunlaşması lazım. Elimizdeki en acil görevlerden birisi bu. Tory hükümeti ve siyasi egemen sınıf, ülkeyi çoğunluğun çıkarı için yönetemeyeceklerini gösterdiler. Emek hareketi ve genel olarak işçiler, gerçekleşen araba kazasının, yani düzen siyasetinin, izleyicileri olmamalı, aksine sürece müdahale etmek zorundalar.

Ülkeyi bu hale getiren çıkmazın önünü ancak bu tür bir hareket aşabilir.

(Çeviren: Çınar Altun)

ÖNCEKİ HABER

Hesaplaşmalar eşliğinde sevgiyi keşfetmek

SONRAKİ HABER

ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey Ankara'da

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa