1 Ekim’den önce bir şey yapmalı!

1 Ekim’den önce bir şey yapmalı!

BDP Milletvekillerinden bazılarının dokunulmazlıklarının kaldırılmasının Meclis’in açılmasının ardından gündeme gelecek ilk konulardan biri olduğu konuşulurken, böyle bir tutumun Kürtler için ne anlama geldiği sorusunun yanıtını Diyarbakır’da aradık. Edindiğimiz izlenimler dokunulmazlıkların kaldırılması halinde Kürtler a

Fatih Polat

BAYDEMİR ENDİŞELİ

Diyarbakır’da Musa Anter Ödül Töreni sonrasında görüştüğümüz Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, 1 Ekim’de Meclis’in açılmasının ardından BDP’li vekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması eğilimini çok güçlü gördüğünü söylüyor. Daha önce de sık sık, birarada yaşama duygusundan kopuşun hızlanmasına vurgu yapan Baydemir, BDP’li vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılmasının ardından Kürtler açısından bunun iyiden iyiye hızlanacağını dile getiriyor. Baydemir, bölgede süren operasyonların ve askeri yığınağın boyutlarının da çok üst düzeyde olduğunu belirterek, “Bu bize kış operasyonlarına bir hazırlık olarak gözüküyor” diyor. Baydemir, BDP’lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılacağına inandığını vurgularken, bunun en temel göstergesinin de bölgedeki kışı da kapsamak üzere gerçekleştirilen askeri yığınak olduğunu söylüyor. Osman Baydemir, ülke halklarına felaket getireceğini düşündüğü bu ihtimalin gerçekleşmemesi için, demokrasi ve barıştan yana güçlerin ortaya koyacağı tutumun önemli olacağını dile getiriyor. Baydemir, savaşın durması ve müzakerelerin başlaması için hükümete baskı yapılması gerektiğine özel bir vurgu yapıyor.

‘SİLAH GÜVENCE’ VURGUSU

19 Eylül ve 21 Eylül tarihleri arasında Diyarbakır’da ve Mardin Nusaybin’de, bölgenin nabzını ölçmek için yaptığımız gözlemlerde, Irak’ta bölgesel Kürt yönetiminin inşasından sonra Suriye’nin kuzeyinde Kürtlerin kendilerini yönetme imkanı bulmasının Türkiye Kürtlerinde de ‘statüsüz yaşam kabul edilemez’ duygusunu güçlendirdiğini gördük. Buna ek olarak, Abdullah Öcalan’ın da İmralı’dan yaptığı açıklamalara bağlı olarak 2000’li yılların ortalarına kadar ‘ortak vatan’da birarada barışçıl çözüm düşüncesi devrede iken, bugün artık bu yöndeki beklentilerin ciddi düzeyde irtifa kaybettiğini söyleyebiliriz. Bölgedeki Kürtler, tukuklu sayısı 10 bini bulan KCK operasyonları ve BDP’li vekillerin sürekli hedef halinde olması, AKP Hükümeti’nin kendi Kürdünü yaratma dışındaki tüm ihtimalleri tasfiye etmeyi düşünmesi gibi gerekçelerle bugün artık farklı bir noktadalar. Tüm bunlar eşliğinde düşünüldüğünde Şemdinli ve Hakkari’de ‘alan tutma’ diye de ifade edilen direniş süreci dikkatle izlenirken, “silahlı mücadelenin desteği olmazsa Kürtleri parlamentoda bir dakika tutmazlar” düşüncesi dile getiriliyor. Batıdan Diyarbakır’a gelmiş olan ve bir süredir Diyarbakır’da yaşayan deneyimli bir gazeteci arkadaşımız, “Daha önce silahlı mücadelenin aşılması gerektiğini düşünenler bile, bugün artık silahlı mücadeleyi Kürtlerin temel bir güvencesi olarak görüyor. Ayrıca yakın coğrafyamızdaki bölgesel gelişmelerde Kürtlerin artık statüsüz yaşamama isteğini güçlendirmiş durumda” diyor.

Diyarbakır’da görüştüğümüz isimlerden biri de, DTK Daimi Meclis Üyesi Seydi Fırat. Hatırlanacağı gibi Seydi Fırat, Öcalan’ın çağrısı üzerine 1999’da 8 kişilik bir grupla birlikte Türkiye’ye gelen 1. Barış Grubu’nun üyelerinden. O tarihte bu yana Kürt sorununun barışçıl çözümü için çeşitli çalışmalar içinde bulunan Fırat, PKK’lilerin 2009’da Habur’dan girişini de organize eden isim olarak öne çıkmıştı.
Seydi Fırat, bir süredir bölge illerinde dolaştığını anlatıyor. Örneğin iki hafta önce Van’daymış. Ayrıca Yüksekova’ya da gitmiş. Seydi Fırat, Siirt’te Selim Sadak’ın yaptığı bir halk toplantısında, Türkiye’nin bölünmesinin yolaçacağı endişeleri dile getirken yaşlı bir annenin, “bunları bırakın” dediğini aktarıyor.
Fırat, KCK tutuklamalarının vardığı boyuta da dikkat çekerek, “Artık bazı söylemler topluma anlamsız geliyor. Bedel ödemeye hazır bir ruh hali var. Bu açıdan son bir buçuk yıldır Kürtler için çok şey değişti. ‘Birbirimize postamızı koyalım, kozlarımızı paylaşalım’ düşüncesinin hakim olmaya başladığını görüyoruz” diyor. “Habur süreci doğruydu ve Kürt sorununun çözümü için çok önemli bir adımdı” saptamasını yapan Fırat, şöyle devam etti: “Sonrasındaki gelişmelere baktığımızda aslında devletin ve hükümetin kapsamlı bir çözüme hazır olmadığını ve gelişen tepkileri de bu süreçten dönülmesi için kendisine vesile ettiğini gördük. 1999’da başlayan bu sürecin zirvesi Oslo idi. Kürtler 1999’dan 2011’e kadar eylemsizlik sürecinde durdular. Ancak, tarihte belki gerek uluslararası koşullar, gerekse iç koşullar açısından hiçbir hükümetin bugüne kadar sahip olamayacağı böylesi uygun bir zemini AKP berhava etti.”
Kürtlerin Irak’tan sonra Suriye’de kendi kendilerini yönetme imkanına kavuşmasının ardından, Türkiye’de Kürtler’e yönelik olarak “Kürtlerin ayranı kabardı” diye düşünülmesinin doğru olmadığını dile getiren Fırat’a göre, Türkiye’de Kürt sorunun çözümü için iki büyük tarihsel imkan söz konusu idi. Bunlardan birisi Cumhuriyet’in hemen başında Kürtlerin de temsilcilerinin bulunduğu 1. Meclis ve 2010’a doğru yaşanan süreç. Hükümetin bu süreci çok kötü harcağını dile getiren Fırat, yakın bir dönemde bu tutumun değişeceğine dair bir iyimserlik taşımadığını söyledi. (Diyarbakır/EVRENSEL)


Diyarbakır’da görüştüğümüz isimlerden biri de BDP Kars Milletvekili Mülkiye Birtane idi. Türkiye’nin kültürel mozaiğini temsil eden bir ilin milletvekili olduğunu dile getiren Mülkiye Birtane, Kars’taki Kürtlerin bölge illerindeki gibi çatışmalı bir coğrafyada yaşamıyor olmalarına rağmen, son gelinen süreçte artık Kars’taki Kürtlere bakışın da değişmeye başladığına vurgu yapıyor.
Köylere gittiklerinde kendilerine Suriye’de Kürtlerin kendilerini yönetme iradesini ele aldıklarını hatırlatarak, “Siz bu konuda bize ne söylüyorsunuz?” diye sorulduğunu, kendilerinin barış mesajı vermeleri karşısında da, bunun beyhude bir çaba olduğu yanıtı ile karşılaştıklarını anlatıyor.
Dokunulmazlıklar konusundaki fikrini sorduğumuz BDP Kars Milletvekili Birtane, “Bize zaten hep dokunuluyor. Seçildiği halde cezaevinde tutulan milletvekili arkadaşlarımız var. Hukuk ayaklar altında” diyerek söze başlıyor. PKK’liler ile kucaklaştıkları gerekçe gösterilerek dokunulmazlıklarının kaldırılması için adeta kampanya yürütülen BDP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının 1 Ekim’den sonra kaldırılmasına kesin gözü ile baktığını dile getiren Mülkiye Birtane, şöyle devam etti: “Başbakan Erdoğan’ın eğitimde 4+4+4 sistemine geçişten bahsetmesini ardından AKP kurmayları hemen nasıl ilgili yasayı hazırladılarsa, dokunulmazlık meselesine dair de aynı olacak. ‘Yargıya gereğini yapmasını söyledik’ diyen Başbakanın sözlerinin sonuçları Sebahat Tuncel olayında görüldü, Meclis açıldıktan sonra da dokunulmazlıklar konusunda görülecek.”


KCK ana davasının tutuksuz sanıklarından biri olan BDP Muş Milletvekili Demir Çelik ile de Diyarbakır’da görüştük. 30 yıldır devam eden çatışmalı sürecin sonunda bugün AKP’nin bir çözüm projesi bulunmadığını dile getiren Demir Çelik, “Bugün Kürt yapılarını kuşatma ve çözme planı devrede” vurgusunu yaptı. Zaman zaman liberal aydınları yanına çekerek çözüm umudu yaratan AKP’nin bugün artık bunu bir kenara bıraktığını dile getiren BDP Milletvekili Demir Çelik şöyle devam etti: “Askeri operasyonlarla gerillayı yok edeceğini, siyasi operasyonlarla da BDP’yi yok edeceğini düşünen bir zihniyet hakim. Kemal Burkay örneğinde görüldüğü gibi kendi muhatabını yaratmaya çalışan, Leyla Zana örneğinde olduğu gibi, örgütlü Kürt yapılarının dışında muhataplar yaratmaya çalışan bir AKP var. Ama bunlardan bir şey çıkmadı, çıkmaz da.”
18 yıl önce BDP Milletvekillerinin enselerinden tutularak Meclis’ten çıkarıldığını hatırlatan Demir Çelik, “Bunun çözüm olmadığı görüldü. Ancak o kadar yıl sonra tüm bunlara rağmen bugün, bazı vekillerimizin PKK’lilerle kucaklaşması bahane edilerek dokunulmazlıklarının kaldırılması halinde, Blok vekillerinin sayısının grup oluşturmanın altına düşürülmesi durumunda; biz de başka şeyleri değerlendirmek durumunda olacağız” diyor. BDP Milletvekili Demir Çelik, eğer arkadaşlarının dokunulmazlıkları kaldırılarak grupları düşürülürse o zaman belediye yönetimleri de dahil bütün yerel yönetimlerden de çekilmeyi değerlendirdiklerini dile getirerek, şu vurguyu yapıyor: “Bu durumda siyaset sadece AKP’ye ait bir enstrüman haline gelir. Bunun sonuçlarını da demokratik kamuoyunun vicdanına bırakıyoruz.”

www.evrensel.net