14 Aralık 2018 03:10

İşçi mektubu: Biz seyrettiğimiz sürece böyle devam edecek

Ford Otosan işçisi mektup yazdı: Zenginler şatafatlı yaşamlarına devam ediyor hatta krizde kârlarını artırıyor.

Fotoğraf: Pixabay

Paylaş

Ford Otosan işçisi
Kocaeli

Gün geçtikçe daha kötüye giden koşullara mı, yoksa bizlere çizilen pembe tabloların aldatmacasına mı... İyiye giden hiçbir şey yok biz emekçiler için. Tabi bizler bu koşulları seyrettiğimiz sürece bu koşullar böyle devam edecek. 

Zenginler şatafatlı yaşamlarına devam ediyor hatta krizde kârlarını artırıyor. Ekonomik krizin faturası da bizlere çıkarılıyor. Kriz bize zam ve vergi yükü olarak geri dönerken, işverenlere vergi indirimi geliyor. Bizim işverenlerimiz vergi yükünden bahsediyor. İşsizlik fonunda biriken paralar işsiz kaldığımızda yararlanmamız için kurulmuşken, bu fondan işverenler nemalanıyor, bize kırıntıları kalıyor. Geçtiğimiz ay enflasyon düşüşe geçmiş! Üstelik ne hikmetse bu düşüş asgari ücret görüşmeleri öncesi gerçekleşiyor. Ücretlere yapılacak zammı minumumda tutmak için hayali bir düşüş bu. Bizim mutfaklar yangın yeri. Geçenlerde bir marketin önünden geçerken bir yaşlı amca yanaştı, elinde bir kağıt, kağıdı bana uzatarak evinde yiyecek hiçbir şeyin kalmadığını, elindeki listeden mümkünse bir şeyler almamı istedi. 

O an insanlığımdan utandım. İnsanlar sefalete düşerken hiçbir şey yapmadığımı fark ettim. Alışmışız, hak aramak ne bilmiyoruz. Bize verdikleri kırıntılarla yetinmeyi, halimize şükretmeyi biliyoruz. 

BİZ NE ZAMAN BU HALLERE DÜŞTÜK?

Ama elimizi, kolumuzu taşın altına sokmuyor, seyirci kalıyoruz. İşte bu yüzden utandım. Aradan zaman geçti. Bir başka marketin önünden geçiyorum. Bir kadın iki çocuğuyla. Bunlar dilencilere de benzemiyor. Kadın yanından geçenlere biraz mahçup bir sesle “çocuklarım aç” diyor. “Onlar için yiyecek bir şeyler alabilir misiniz?” diyor. Birçoğu duymazdan gelip geçiyor. Yardım edemiyorum, benim cepte delik, para yok, pul yok. Kredi borcum var, bir de yıl sonu vergi binmiş tepemize aldığımız maaş yetmiyor. Allah razı olsun arkadaşlardan borç alarak çeviriyorum işlerimi. Düşündüm bu durumları gördükten sonra, biz ne zaman bu hallere düştük diye. Geçenlerde bağlı bulunduğum Türk Metal Sendikası bir klip yayınladı. Gülsek mi, ağlasak mı bilemedim. Bizim sendika yöneticilerimiz ne kullanıyor, neyin kafasını yaşıyor diye merak ettim. Ya da bu adamlar hangi Türkiye’de yaşıyor? Tabi, arkadaşların maaşı astronomik olunca; ne bilsin senin, benim halimi. Klibin özeti yerli malı kulanın ya da ürettiğinizi tüketin. 

Ben Ford Otosan’da çalışıyorum. Abilerim, ablalarım bir otomobil kaç para? Benim maaşımla ev ancak dönüyor araba almak hayal. Bir de bizim kendimizin ürettiğini almak hepten hayal. Öte yandan klip sonunda şirket isimleri yazıyor. Bakıyorum yabancı ya da yabancı ortaklı şirketler var. Sadece iş gücü yerli. Bizim sendika tutmuş ürettiğinizi tüketin, krizi aşalım diyor. Bunun dışında da biz işçiler için ne diyor, hiçbir şey dediği yok. Patronlara, hükümete yaranmaktan başka yaptığı bir şey yok. 

SEYİRCİ KALMANIN SONUÇLARI

Adamlar krizde bile kârlarını artırsın, krizin faturası bize kalsın. Sendikamızda patronların yanındayız desin. Sen bizim haklarımız için ne yapıyorsun ey Pevrul Kavlak (Türk Metal Genel Başkanı) derler adama. Daha dün Türk-İş Başkanı bir çıkış yaptı, sonra çark etti.  Lastik-İş Genel Başkanı Abdullah Karacan yanındaki temsilcilerle birlikte bir işçiyi döverken kendi silahı ile vurularak öldürüldü. Sendika odasında kavga gürültü var, o esnada oradan geçen işçiler de var ama hepsi bu durumu görmezden gelip, geçiyor. Olay kamera kayıtlarına takılıyor, işçi kaçmaya çalışıyor, bu adamlar işçiyi döverek içeri sokuyor ve olay meydana geliyor. 

Bizim toplum ölenin arkasından konuşulmaz adabıyla yetiştirilmiş olsa da bu olayı gören her işçi, vuran arkadaşın nefsi müdafa yaptığını düşünüyor. Ama herkes bir konuda da birleşiyor. Görmezden gelenler, bu olaya duyarsız kalıp oradan geçip giden işçiler bu olaya müdahale etseydi, biri mezara, biri hapse girmemiş olacaktı. Seyirci kalıp kalmamak arasındaki fark iki insanın hayatını da değiştirdi. 

Gelelim EYT’ye (emeklilikte yaşa takılanlar). Yasa değişiyor, birçok emekçi bu yasadan mağdur duruma düşüyor. Yasayı değiştiren partilerden olan MHP, dönüyor bizlere bu mağduriyeti kaldıracağız diyor. Ya arkadaş, sen bu değişiklik yapılırken koalisyon hükümetinde değil miydin? Sen de bu mağduriyetin ortağısın şimdi kalkıp şov yapıyorsun. Meclise öneri veriyor, sonrasında çekimser oy kullanıyor. Asgari ücretten vergi alınmasın diyen yine MHP sonra yine çekimser oy kullanan MHP. Bu partinin ne diye Mecliste olduğunu ben anlayamadım. 

Yani sözün özü kardeşim;

Biz bu olaylara seyirci kaldığımız sürece, birileri gözümüzün önünde kendi yazdıkları tiyatroyu kendileri oynar, bizler de seyrederiz. Fransa’yı da görün bir artık. Diyorsunuz ya “elin gavuru” işte o “elin gavuru” bize göre ufacık olan şeye bile birlikte tepki gösteriyor ve geri adım attırıyor. Tepemizdeki yöneticilerimiz sırtımızda kamburdan başka bir şey olmuyorlar. Artık bu gidişata emekçiler olarak bizler dur diyelim. Bir gün bir milletvekiliyle konuşma şansım olmuştu ve ben ona bizi ne zaman kurtaracaklarını sordum. O da bana “Siz işçiler ne zaman uyanırsanız o zaman kurtulursunuz” demişti.

ÖNCEKİ HABER

İşçi mektubu: Seçimi bırak asgari ücrete bak

SONRAKİ HABER

Çanakkale'de AKP'li vekillerin inkar ettiği ağaç katliamı görüntülendi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa