13 Aralık 2018 04:00

Kapattıkları Paşabahçe fabrikası değil bizim evimizdi!

Fotoğrafta görünen çatısı çökmüş ev, bizim evimizdi… Çocukluğumun geçtiği... İşçi semtiydi, hepsi gecekonduydu. Birine bir şey olsa herkes koşardı.

Fotoğraf: Umut Yolcu / Evrensel

Paylaş

Umut YOLCU
Lüleburgaz

Fotoğrafta görünen çatısı çökmüş ev, bizim evimizdi… Çocukluğumun geçtiği... Zamanında az mı kavga edildi zabıtalarla. Babamın, amcamların işe gitmesini bekliyorlardı evleri yıkmak için. Tabi geldiklerinde de annemler, yengemler küreklerle, biz çocuklar taşlarla püskürttüğümüz olmuştu, evin önünden zabıtaları. Bizim mahallenin dışında bir site yapılmıştı… Bir gün mahalledeki çocuklarla toplanıp dövüşmeye gitmiştik. Sanıyorduk ki; bizim evimizi orada oturanlar yıktırıyor!.. Hatta bu ev bir kere yıkılmış ve tekrardan yapılmıştı. İşçi semtiydi, hepsi gecekonduydu. Birine bir şey olsa herkes koşardı. Birlik vardı, gücümüz de vardı!

16-17 yıl oldu, çıkalı bu evden. Şimdi ise yanına yapılan rezidanslar göz kamaştırıyor. Gecekondu işte; gece toplanılıp imece usulü yapılan 4 duvarlı, kutu gibi evlerden… Bahçesinde gül ağacı, elma ağacı, armut ağacı, biraz soğan ve nane. Ha bir de sokak köpekleri ve kedileri... Bazen pazardan özenerek alınan civcivler!.. Babamın, 12-8 vardiyasından gelip ağaçların altında kahvaltı yaptığımız bahçe... Çok tüy döktüğü için babamın keseceği ağaca, "Baba, ya kanı akarsa” dediğimde, babamın ağacı kesmekten vazgeçmesi!..  Babamın grev veya direniş zamanlarında, eve 10-20 gün sonra geldiğindeki yorgunluğu ve bitkinliği… Ama o yüzündeki sevinci!.. Grevlerde fabrikaya giderken babamı tanıyamaz gibi olmam!..

FABRİKAYI KAPATACAKLAR

Sonra bir gün koskoca Şişecam Paşabahçe fabrikasını kapatacaklar diye duyduk. Herkesde bir çaresizlik uyandı, ne yapacağız şimdi? Elde avuçta olan buydu, başka yoktu; birkaç göz odalı tapusuz gecekondu ve yılların güzellikleri… Ama bu çaresizlik fazla sürmemişti!..

DİRENİŞ ALANINA GİDEN GİZLİ YOL

Şişecam'ı Şişecam yapan Paşabahçe işçisiydi ve bu böyle bitemezdi. Şişecam işçisi direnişe geçti. Fabrikayı işgal etmişlerdi. Kimse giremiyordu içeri, taş duvar olmuştu, işçiler etrafında. Belediye otobüsü fabrikanın belli bir yerine kadar gelirdi, jandarma izni yoktu. Biz aileler öyle bir organize olmuştuk ki... Otobüsten inince jandarmalar ve sivil polisler, anlamasınlar diye bütün aileler misafirliğe bir yere gidiyormuş gibi ayrılırlardı. Direniş günlerinden bir gün yine fabrikanın yolunu tutmuştuk. Otobüsten indik ve yürümeye başladık… Yolda yürürken bir işçi yanımızdan geçerken, “sağa dönün” dedi! Biz dönünce köşeden gelen başka bir işçi, “sola dönün” dedi!.. Ama bunu hızlıca yürürken, çaktırmadan söylüyordu işçiler… Bir evin önüne çıktı yolumuz ve hiç tanımadığımız yaşlı bir kadın bizi çağırdı, “Buyurun hoş geldiniz” dedi! Ben şaşırmıştım, çünkü tanımıyordum ve neden buraya yönlendirildiğimizi anlamaya çalışıyordum. Ama annem kendinden emindi ve evin içine girdik. Evin içinden arka bahçeye ve bahçe kapısından da başka bir yere çıktık. O an daha da şaşırmıştım!.. Çünkü kadının bahçesinin duvarı yıkılmıştı ve orada bir işçi bekliyordu bizi... Anneme, “yenge buyur buradan” dedi. Ben sürekli nasıl oluyor, neden oluyor diye sorguluyorum kendi içimde, çocuktum daha... Kapılardan, bahçelerden, kanallardan geçiyorduk ve her yerde bir işçi vardı ve bize yolu gösteriyordu. Kanaldan çıktık, bir baktım ki fabrikanın önündeki alanındayız.

Diğer çocuklardan, fabrikanın içine gizli kanallar ve kapılar açarak ailelerin giriş yerlerini şeker, çikolata vererek öğrenen jandarmalar vardı. Annem sık sık, “fabrika alanına giriş yerlerini jandarmalara söylersen, bacaklarını kırarım” dediği için, her jandarma gördüğümde kaçardım!..

DİGER MAHALLELERDEN GELEN DESTEK

Etrafındaki mahallelerden her gün bir mahalle desteğe gelirdi. Kadın, çoluk çocuk, yaşlı, genç, toplanıp gelirlerdi. İşçi mahallelerinin, mahalle olduğu zamanlardı... Biz çocuklar tabi en öndeydik; “Babalar işsiz, çocuklar aç”, “Babama iş, bana ekmek” diye sloganlar atar, bağırırdık... Hiç unutmam; babam bir gün beni yüksek bir yere çıkardı… O aşağıdan söyledi, ben de işçi abilere, amcalara slogan attırdım!.. “İşte”, diyorum şimdi, “Umut o idi, güç, birlik o idi, kararlılık vardı, korku yoktu.” Oradaki güç hiçbir şeyden korkmuyordu.

Tabi yılların yılı Şişecam işvereni “burada EKMEK YOK size” demişti ve kapatmışlardı fabrikayı.

‘ZENGİN Mİ OLDUK?’

Tekrar bir ekmek kapısı, ama başka memlekette... Akrabalarından, mahallenden gidiyordun… Lüleburgaz’a geldiğimizde babam bir apartman dairesinin beşinci katını tutmuştu. Ben o zamana kadar hiç o kadar yüksek yere çıkmamıştım. Balkon vardı evde, çok şaşırmıştım!.. Bizim Paşabahçe’deki mahallenin dışında olan apartmanlar gibi yüksekti!.. ‘Zengin mi olduk yoksa’ diye düşünmüştüm... Ama kimse yoktu, kimseyi tanımıyordum ve eski mahalledeki çok sevdiğim arkadaşlarım yoktu. Misket oynamak, akşamları saklambaç oynamak yoktu.

Acıların, kavgaların, gülmelerin, sevinçlerin, yaz akşamları toplanıp çay içmelerin olduğu zamanlardı.

‘GÜCÜ GÖRMÜŞTÜM’

Yıllar geçti ve ben de bir Şişecam işçisi oldum. Şimdi bu sinmişliği, bu korkuyu, bu haksızlığı, bu adaletsizliği kendime yediremiyorum. Çünkü bu gücü ben görmüştüm, korkusuzluğu, birliği görmüştüm. Mücadele edilmişti, haklar alınmıştı, panzerin altına yatmıştı kadınlar, bu yürek bu cesaret vardı. Korku rastlamamıştı… Bir işçi ve işçi çocuğu vazgeçer mi ekmeğinden, kim caydırabilir korkutmayla, sindirmeyle bizi.

Beynime, kalbime kazınmış duruyor ve özlüyorum.

ÖNCEKİ HABER

İsveç'te Sosyal Demokrat İşçi Partisinden Demirtaş'a destek

SONRAKİ HABER

Meclis Başkanlığı ‘Kürt kentleri’ ifadesini ‘kaba ve yaralayıcı’ buldu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa