10 Aralık 2018 14:51

Basın üzerindeki baskıların sonucu insanlar sosyal medyaya yöneliyor

İHD Adana Şube Başkanı Avukat İlhan Öngör, ifade özgürlüğüne dönük baskı ve kısıtlamalara dikkat çekti.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Volkan PEKAL
Adana

İnsan Hakları Haftası kapsamında İHD, bu yıl ifade özgürlüğü konusunu öne çıkardı. İHD Adana Şube Başkanı Avukat İlhan Öngör ile ifade özgürlüğünün geldiği noktayı konuştuk. İfade özgürlüğü söz konusu olduğunda akla ilk basın üzerindeki baskıların geldiğini ifade eden Öngör, basın özgürlüğü önündeki engellerin sonucu olarak ve muhalif olan kurum ve kişilerin kendini ifade edebileceği basın organları giderek azaldığı için insanların kendini sosyal medyada ifade ettiğini belirterek “Sosyal medyaya erişim hakkının engellenmesi temel ifade özgürlüğü hakkının da ortadan kaldırılmasıdır” dedi.

‘11 BİN 744 SOSYAL MEDYA SORUŞTURMASI VAR’

Son dönemde ifade özgürlüğü bağlamında en çok tartışılan konuların başında sosyal medyada paylaşımları nedeniyle açılan soruşturmaların olduğunu dile getiren Öngör, “Sosyal medyada Cumhurbaşkanına yönelik en ufak bir eleştiri dahi ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçu olarak değerlendirilmiş, ve bu dönemin ifade özgürlüğü bağlamında en çok Cumhurbaşkanına hakaret suçu tartışma konusu olmuştur.  Şu anda 3 binin üzerinde Cumhurbaşkanına hakaret suçu nedeniyle devam eden yargılamalar söz konusu olup, binlerce kişi ise mahkumiyet almış ve cezaevinde kalmıştır. İçişleri bakanlığı verilerine göre sosyal medyadaki paylaşımlar nedeniyle hakkında soruşturma açılan kişi sayısı 11 bin 744 kişidir. Bu rakam içerisinde sadece sol, devrimci çevreler değil, önemli sayıda ülkücülerin de olması dikkat çekicidir” dedi.

‘İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ YAŞAM HAKKI İLE EŞ DEĞERDİR’

İfade özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya gelmesi ile ilgili sorumuzu yanıtlayan Öngör, ifade özgürlüğünün hiçbir koşulda devredilemez, engellenemez, alınamaz temel haklardan olduğunu belirterek “Bu nedenle yaşam hakkı ile eşdeğerdir. Burada bir çatışma değil, ancak; ifade özgürlüğünün sınırı konusu bir tartışma yapılabilir. Burada İnsan hakları literatüründe temel kriter; ifade özgürlüğü temel haktır ve bu hakkın sınırlanmasının tek nedeni en basit haliyle başkasının şeref onur ve haysiyetine, yaşamına müdahale etmediği takdirde her şart altında korunması gereken bir hak olarak değerlendirilmektedir” dedi.

‘EN UFAK ELEŞTİRİ TERÖR SUÇLAMASI İLE KARŞILAŞABİLİR’

Türkiye'de en can yakıcı konunun ifade özgürlüğü ve Türkiye'nin Türk tipi olarak tanımladığı terör tanımı olduğunu belirten Öngör, “Terörle Mücadele Kanunu (TMK) baz alındığında yapılan en ufak bir eleştiri dahi propaganda veya örgüt adına eylem yapmak suçu ile karşı karşıya kalabilir. Oysa ki; uluslararası belgelerde ve BM’nin terör tanımında ifade özgürlüğünü korumak amacıyla keskin bir ayrıma gidilmiş ve terörü, sivillere karşı yapılan silahlı şiddet eylemleri olarak tanımlamıştır. Ancak; Türkiye'de örneğin Devlet görevlilerinin yaptığı şiddet ve kötü muamele, işkenceyi dahi eleştirdiğinizde terörist suçlaması ile propaganda suçundan yargılanabilirsiniz” dedi. 30 Nisan 2013 tarihinde  4’üncü yargı paketi olarak kamuoyuna sunulan ve TMK’de yapılan değişiklikle şiddet unsurunun propaganda suçunun temel unsuru olarak yasada yer bulduğunu söyleyen Öngör, “Maalesef Kürt sorununda çözüm sürecinin bitmesi ve OHAL sürecinin devreye girmesi ile uygulamada eski akıl ve pratiğin tekrardan hayata geçtiği bir döneme girmiş bulunuyoruz. Bu nedenle TMK ve bir tarafta uygulamanın daha da katı şekilde olması ifade özgürlüğü önündeki en büyük engeldir” dedi.

‘BEN YAPTIM OLDU ANLAYIŞI DEVAM EDİYOR’

HDP eski genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta  olmak üzere toplamda 11 milletvekilinin tutuklu olduğunu hatırlatan Öngör,  “Türkiye'nin gündeminde olan AİHM'nin Selahattin Demirtaş ile ilgili verdiği kararda sadece Selahattin Demirtaş'ın hukuki durumu değerlendirilmemiş adeta Türkiye'nin mevcut yönetim anlayışı mahkum edilmiş ve ifade özgürlüğü bağlamında bir manifesto niteliğindedir. Ancak; ‘ben yaptım oldu’ hukuku ile tüm bu antidemokratik yönetim anlayışında ısrar edilmektedir” dedi.

‘İFADE ÖZGÜRÜĞÜ ÖNÜNDEKİ DİRENÇ ÖRGÜTLENMENİN DE ÖNÜNDE ENGELDİR’

Hükümetin emekçiyi açlığa mahkum eden ekonomik paketlerini eleştirmenin dahi suç haline getirilmeye çalışıldığını söyleyen Öngör, “Özellikle OHAL döneminde çıkarılan grev yasağı kararı ve Hükümetin, işverenlere ‘biz bu grev yasağını sizin için çıkardık’ demesi hükümetin ekonomik politikasının somut itirafıdır. Buna karşın bu arzu edilen ekonomik modeli talep eden ve direnç gösterecek olacak olanlar toplumsal muhalefet ve işçi örgütleridir. Ancak; bu noktada, ifade özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğü önündeki iktidar direnci, yine bu toplumsal muhalefetin önündeki en önemli engeldir. Netice itibariyle talep edilen sosyo-ekonomik hakların, hak temelli yapılacak bir mücadele ile ancak; kazanılması mümkündür” dedi.

ÖNCEKİ HABER

İnsan Hakları Haftası eylemleri: İnsan hakları araçsallaştırıldı

SONRAKİ HABER

2019 YKS sonuçları açıklandı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa