Sarı Yelekleri Kuşanarak...

Fotoğraf: EPA-EFE/Etienne Laurent/AA

Sarı Yelekleri Kuşanarak...

Mustafa Yalçıner yazdı. 'Sınıf mücadelesi kuşkusuz sürüyor. Hem fabrikada hem fabrika dışında. Eskiden de böyleydi.'

Mustafa YALÇINER

Kent planlamacısı G. E. Haussmann, en başta dar sokaklarında kolaylıkla kurulan barikatlardan kurtulmak isteyen III. Napoleon’un talimatıyla Paris’i yeniden inşa eden sıkı bir burjuva gericidir. Büyük kentsel dönüşümlerin ilkini gerçekleştirmiştir. Geniş meydanları ve bulvarlarıyla günümüzün Paris’i onun eseridir.

Bu yenilenmeye rağmen Napoleon, 1870 Savaşını kaybedip Almanlar Paris’in kapılarına dayanınca ayaklanan proletaryanın barikatlarını yeniden kurmasını önleyememiştir.

O günden bugüne Paris, emekçilerin ayağa kalkışlarına tanıklık etmeyi sürdürmüştür. Paris işçilerininki, uluslararası işçi sınıfının emek ve halk karşıtı gericilik karşısında en gelişkin duyarlılık, hızlı tepki verme, talep etme ve ayağa kalkma geleneğidir. Fransa mali sermayesinin eğitimden geçirilmiş “şirin çocuğu” Macron’un “çevre vergisi” ardına gizlenmiş son petrol zammı, yine işçi ve emekçilerden sert yanıt almıştır.

“Nasıl işçi bunlar?” denmiştir, denecektir. Öyle ya! İşçi sınıfı ya “kalmamış, tarihe mal olmuş” ya da “nitelik değiştirmiştir”! “Sınıf mücadelesi de nereden çıktı?” denecek, “Yeniden mi hortladı?” diye sorulacaktır. Sonradan görüş değiştirse bile “Fukuyama ‘tarihin sonu’ dememiş ve sınıf mücadelesi bitmemiş miydi?” diye düşünen yok değildir.

Gösterilerin ortaya çıkışı ve gelişmesi bu tür düşünenleri haklı kılacak gibidir. Örneğin eylemlerde sınıf mücadelelerinin patlak verdiği fabrikalar hiç görünmemiştir. Mavi tulumlarıyla işçiler de yoktur. Ne ücret ne çalışma koşulları pazarlığı. Sadece ayağa kalkıp meydanlarla sokakları dolduranlar. Onlar için de yok “Le Pen’in adamları” yok “eylemleri Ulusal Cephe destekliyor” türünden tevatür üretilmiştir.

Bizde de Gezi için benzer düşünceler dile getirilmemiş miydi? Gezide de ne fabrika ne de talep ve tulumlarıyla işçileri vardı. Şimdi Paris’te ayağa kalkanlar için söylenenlere benzer yorumlar dolaşıyordu ortalıkta. Macron’un “Le Pen’ciler” demesi gibi “faiz lobisinin işi” ya da HDP’yi bile etkileyip kapsamına alacak denli “darbeciler” diyenleri bir yana koyalım. “Ne proletaryası” denerek eklenen “yeni orta sınıf”ın kendisini açığa vuruşu ve “yeni orta sınıf hareketi” vurgusunu herkes hatırlayacaktır.

Modern revizyonizmin elinde SSCB’nin uluslararası işçi sınıfı ve örgütlerini maddi ve manevi olarak etkileyen çöküşünün yanında Althusser’den Samir Amin’e türedi Marksizm yorumcularıyla İ. Wallerstein ve M. Bookchin gibi burjuva liberalleri ve anarşizanlarca revizyonizmin oluşturduğu kafa karışıklığı ve bulanıklığın koyulaştırılmasının ürünüdür günümüzdeki ideolojik karmaşa. Bizde “radikal demokrasi” savunuculuğuyla birleşen, Birikim’den biriktirerek AKP destekçiliğine kadar ilerlemiş “yetmez ama evet”çi liberalizmin tuzu boldur “çorba”da. Bakın Gazete Duvar’a; biri HDP diğeri CHP vekili iki yetmez ama evetçi liberal, ikisi de devletçiymiş ve “yönetici kurumları” savunuyorlarmış diye AKP’yi SBKP’ye benzetiyor. Ne sosyalizm ve dinciliğin ne de burjuvaziyle, hem de tekelcisiyle işçi sınıfının karşıtlığı önem taşıyor beylerimize göre!

Fabrikalarda mücadele yok değil. Gazetemize burjuvaziyle proletaryanın fabrikalardaki kapışmalarının yansımadığı gün yok! Her gün sınıf mücadelesinin farklı taleplerle şu ya da bu yerelde patlak verişine tanık oluyoruz. Ne bitmesi ne nitelik değişmesi... Sadece ülkemizdeki işçi sayısı 15 milyonun üzerinde.

Sınıf mücadelesi kuşkusuz sürüyor. Hem fabrikada hem fabrika dışında. Eskiden de böyleydi. Mücadele fabrika duvarları arasına hiçbir zaman hapsolmadı. Şimdiyse fabrika dışının önemi eskisine göre artıyor. Bunda fabrikaların parçalanması bir etken şüphesiz. İşçi örgütlülüğünün parçalanması da.

Öte yandan sınıf mücadelesinin bir şablonu yok! Şurada başlayıp şu şu yollardan ilerleyecek –hiçbir zaman belirli reçeteye göre gelişmedi mücadele. Talepleri de daima en çok can acıtan, dolayısıyla hep en öne çıkan sorunlardan hareketle şekillendi.

Paris’te petrol fiyatlarının zamlanmasına karşı harekete geçilmesinde ne gariplik olsun? Potemkin’de isyan fasulyelerin kurtlu olmasından patlamıştı. Garip mi? Gariplik, Rusya’da Çarın kurtsuz fasulyeyi denizcilere çok görmesindeydi. 3. havaalanı inşaatı işçilerinin eyleme geçmesinde şantiye koğuşlarının tahta kurusu dolu olmasının payı yok muydu? Petrolün zamlanmasının sokağa çıkma nedeni olması neden sorun olsun?

“Otomobil sahibi işçi mi olur” sorusu mu problem? Türkiye’de değil ki Paris, Fransa’da. Ve işçilerin birer otomobili olması hiç aykırı durmuyor. Bizde orta sınıf için araba ve işçilerin çoğunluğu için henüz lüks, Fransa’daysa değil. İşçiler işe gidiş-gelişlerinde ceplerinden fazlalıktan harcama yapacaklar ve bunu kabul etmeyip zammı geri aldırmak için sokaklara çıkıyorlar, hepsi bu.

Ve işçiler değil, Le Pen’den söz açan Macron pes etti. Önce “Erteledim” dedi, sonra baktı olmuyor, “İptal ettim” noktasına ilerledi. Burjuvazi zoru görünce ya daha sert saldırır ya geri çekilir. Geri çekilmesi, uygun zamanı yakaladığında yeniden saldırmak içindir, geçicidir. Saldırmasını ya da geri çekilmesini belirleyecek olan, gericiliğin niteliğine göre belirli bir payı olabilse bile, asıl olarak keyfiyet değildir, ama koşullardır. İktisadi, siyasi, moral, örgütsel vb... koşullar. Karşı koyanlar fazla güçlü değiller ve burjuva gericilik yükselişte ya da çaresizse saldırının tırmandırılması beklenen şeydir. Değilse ve demokratik “şal” önemseniyorsa, oyalamacayla arkadan dolanılmaya çalışılır. Güç ilişkileri önemlidir.

Peki, “Sarı Yelekliler” arasında Le Pen’in “Ulusal Cephe”sine eğilimli kişilerin olması ve bunun belirli röportajlarla kanıtlanmasına ne denecek? Olağan mı bu? “Solculuk”u insan hakları ve laisizm savunuculuğuyla sınırlama eğiliminde olan ve tanımladıklarına uygun “saf sol” arayan elitist liberal solcular sınıf mücadelesinin yerine solculuğu geçirir ve kafalarındaki tanıma uymayan eylemleri ilerici saymazlar. Bir sarı yelekli eylemci sağcı fikirler dile getirdi mi, bitmiştir, eylem desteklenebilir olmaktan çıkar!

Oysa fazla geriye değil, iş kolu çapında yayılan Metal Fırtına’ya bakalım. Hangi işçi solcuydu? Ezici çoğunluğu MHP ve AKP’yi desteklemiş işçiler greve çıkıp direnişe geçmiş, günlerce “Fırtına”yı sadece tekellere değil hükümete de dayatmıştı. Sadece olağan olmakla kalmaz, sağcı ya da solcu oldukları önemsizleşerek işçilerin eyleme geçmesi, tam da sınıf mücadelesine işarettir. İşçiler mücadele içinde eğitimden geçecek ve sonunda kendi iktidarlarına yürüyeceklerdir.

 

www.evrensel.net