08 Aralık 2018 04:17

Aldığımız haklar birliğimizi korudukça korunurmuş

MNG Kargo'da çalışan bir işçi işyerinde yaşadıkları sorunları aktardı.

Aldığımız haklar birliğimizi korudukça korunurmuş

Fotoğraf: Pixabay

Paylaş

MNG Kargo işçisi
İstanbul

Merhaba Evrensel okurları. 7 yıldır MNG Kargo’da çalışan bir işçi olarak sizlere çalıştığım iş kolundan bahsetmek istiyorum. Taşıma iş kolu bedenen oldukça yorucu bir iş fakat mecburuz çalışacağız. Zor, zor olmasına ve çalışıyoruz ama emeğimizin karşılığını alamadığımızı düşünüyoruz. İlk işe başladığımda günlük kargo adedi dosyalarla birlikte 20 bin civarındaydı. Şimdi 60 bine yaklaşmış durumda fakat bizim ücretler olduğu yerde. Her ocak ayında çocuk parası, mesaisi falan içinde bize 100 lira zam veriliyor. Aldığımız ücret asgari ücretin biraz üzerinde.

Kargolar artmış, işverenler bizler üzerinden zenginliklerini arttırmış, bizim durumumuz ortada. Ama yeri gelince işçiye sesleniyorlar biz bir aileyiz. Ben de diyorum ki; biz bir aile olamayız! Eğer bir aile olmuş olsaydık, ‘Asgari ücretle bu ayın sonunu acaba getirebilecek miyiz?’ diye kendimize sormazdık. Nasıl iştir anlamadık, çalıştığımız firma büyüdükçe büyüyor biz işçilerin ekonomisi küçüldükçe küçülüyor. Eğer biz aile olmuş olsaydık evimizi geçindirmek konusunda kara kara düşünmezdik. Elime geçen parayla 4 çocuk okutmaya çalışıyorum. Eğer aile olsaydık bu elektrik, doğalgaz, su faturaları niye sadece biz işçilerin canını yakıyor?

Demek ki aile değiliz…

Her hafta 45 saatin üzerinde çalışıyoruz. İş başı yaptığımız saat belli, ya peki çıkış saati? Gece artık 1’de mi 3’te mi iş biter, umurlarında değil. Kaçta eve ulaşılır, kaçta uyunur kaçta kalkılır nasıl dinlenir bedenlerimiz? Tüm bu başı belli sonu belli değil çalışma saatlerinde elimizde sadece yemek molası aynı zamanda biraz soluklanma aramız. Ana hatlar bittiğinde 15 dakika çay molamız vardı, ‘sağ olsunlar’ kriz ile birlikte elimizden onu da aldılar. Çay molası arasına içinde bi parça peynir gibi bişey, biraz yeşillik olan yarım ekmek aramız vardı. Mola kaldırılınca o da gitti. Artık ne mola ne ekmek arası kaldı ortada. Daha da önceden bu ekmek arası yoktu zaten, nasıl aldık? Kaybedince işçiler bir kez daha hatırladı, bilenler bilmeyenlere fısıldadı. Acıkıyoruz, bedenlerimiz gücünü yitiriyor demiştik istemiştik işverenden, ama birlik olmayı da başarmıştık. Ve öyle almıştık ekmek arasını. Neden alındı peki elimizden diye sorduk kendimize bu seferde; çünkü biz birliğimizi koruyamamıştık. Aldığımız haklar birliğimizi korudukça korunurmuş. Ekmek arasının kalkması açlık gerçeğini değiştirmedi, yine acıkıyoruz. Alışkın olduğumuz saatlerde yemek yediğimiz yere gidiyoruz. Yemek molasından kalan ekmek parçaları var mı diye bakmaya. Artık şansımıza…

Konuşuyoruz aramızda ekmek arası gidince ardından; benim kan şekerim var, ekmek arası olsaydı molamız gitmeseydi elimizden düşünmezdim ne yapacacağım diye. Bi başkamız diyor ki; bu kadar yorgunlukta midem bulanıyor açlıktan diye. Yemek molasında getirilen yemek de yemek değil ama, ne yapalım aç mı kalacağız? Başka ne yapmak gerekli? Nimete laf etmeyiz ama çorba içilmiyor, pilavın yağı saatlerde kıvrandırıyor, yemek boğazdan geçerken zorluyor… Kaç sefer aramızda imza topladık düzeltelim diye, 2 hafta düzeliyor gibi yapıyorlar hemen eskisine geri dönüş. Yani anlayacağınız galiba yemek işinde de pek bir aile gibi değiliz!

Bizim işimiz öyle ağır ki kargo kutularının içinde demire kadar her şey geliyor. Geçtiğimiz günlerde 200 kilodan fazla metal kablo geldi, forklift olmasına rağmen şef bizim bu ağırlığı yüklemimizi istedi. Biz dört işçi zor zahmet makarayı araca atabildik. Anlayacağınız işçi sağlığı, iş güvenliği de sadece sözde geçerli. Geçtiğimiz günlerde halbuki işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili bir seminer de yapılmıştı işyerinde ve sonrasında da bununla ilgili belge imzalatmışlardı. Biz bunun üzerine 200 kiloluk yükün altına girmeye zorlandığımızda itiraz edince, ‘bişey olmaz ne olacak, kaldırın’ diye karşılık alıyoruz. Yine aynı ağır bir kargonun bantta olduğu sırada arkamdan bir ses duydum, Allah’tan ağır yük kargosu bana değil de yüklediğim arabaya denk geldi. Eğer şans eseri kargonun düştüğü yerde olsam hayata veda ederdim. Baktım kargoya, kutunun içine demir yüklemişler kargo diye bize yükletiyorlar. Bizim hayatımızla oynuyorlar dertleri sadece kazanacakları para. İşçi öldü mü, sakat mı kaldı? Umurlarında değil. Yeter ki değirmenleri dönsün.

Kadrolu işçiler dışında başka bir taşeron ile anlaşmış şirket ve günde 25-30 dolayında gündelikçi geliyor. Çalışanlar arasında öğrencisi de var emeklisi de. Günlük 60-70 lira karşılığında aynı işi yapıyorlar. Bazıları koğuşlarda kalıyor. Sohbet ettiğimizde onlar da işin ağırlığından söz ediyorlar. Şirketin hiçbir şekilde yemek vermediğinden ve buraya geldiklerinde yemek yiyebildiklerinden bahsediyorlar. Biz kendi elimize geçen ile kendimizi idare etmeye çalışıyoruz diyorlar. Kaldıkları koğuşlarda kendi imkanları ile aldıkları malzemeler ile karınlarını doyurmaya çalışıyorlar. Geçen küçücük servise 30 kişi doldurup taşıdılar taşeron olarak gelen işçileri. Allah göstermesin bir kaza olsa kim verecekti hesabını? Bu ülkede işçiye ne oluyor patronların umurunda değil yeter ki kasaları paralarla dolsun. Ben taşeron meselesini çözeceğiz diye birileri laf ettikçe, düzenledik bitirdik dedikçe; taşeron çalışan işçilerin sayısının gözlerimizin önünde artığını görüyorum. Ahmet’ten aldılar Veli’ye verdiler sorun çözüldü dediler. Yani anlayacağınız biz işçilerin cephesinde bu meselede de değişen bi şey yok.

ÖNCEKİ HABER

Ford Otosan işçisi: Sonumuz nereye gider bu düzende bilmiyorum

SONRAKİ HABER

Sezai Temelli: Kentlerimize ve sandıklarımıza sahip çıkacağız

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa