Kara, kapkara bir örtü

Kara, kapkara bir örtü

Hayat gailelerimizden kafamızı kaldırıp memlekete bakmak, gördüklerimizden sonra da günlük hayatlarımıza devam etmek, nicedir daha zor. Kafamızı kaldırmamıza bile lüzum yok artık. Yani, “Valla şekerim, gazete okumuyorum, haberleri açmıyorum moralim bozuluyor. Görmüyorum, duymuyorum” konforları bitti. Savaş, artık sadece telev

Serpil İlgün

Zaten geçmiyordu. Bu sayfanın da temel dertlerinden biri olan kadına yönelik şiddet meselesi mesela.  Savaş “düşük yoğunluklu” seyrettiğinde, kadınların her platformda dişleriyle tırnaklarıyla verdikleri mücadelenin görünürlülüğü oluyordu. AKP’nin savaş kararından beri, kadın katliamları, çocuk istismarları, taciz, tecavüz haberlerinde ne yazık ki azalma yaşanmıyor. Ama görünür, tartışılır olmuyor.
19 ve 20 Eylülde yine 3 kadın öldürüldü maalesef. Aksaraylı Asuman Uz, kıskançlık gerekçesiyle kocası tarafından 9 yerinden bıçaklandı. Eskişehirli Iraz Ekinci’nin katili de, iki yıl önce boşandığı halde şiddete devam eden, bu nedenle yargılanan eski kocasıydı. Eski koca, Iraz’ı sokak ortasında kafasına ateş ederek öldürdü. 20 Eylül Cuma gününün kadın katliamı ise Ankara’da yaşandı. Musa Öztürk, 36 yaşındaki eşi Zülfiye Öztürk’ü, cep telefonu taşıdığı için 9 kurşunla öldürdü. Kocalar, polise “namuslarını temizlediklerini” söylediler.

BARIŞ SAVUNUCULARINA YER YOK

Üç kadının katledilmesi, kadına yönelik şiddete karşı acayip duyarlı medyada, sadece bir kaçında, o da bit kadar yer bulabildi. Niye? E, çünkü savaş var. Zaten zar zor yer bulabiliyordu. Artık askerin de gerillanın da onar onar öldüğü günlerde, barışı değil, savaşı savunan, yaşamı değil ölümü yücelten haberlerle dopdolu gazeteler. Asumanlar, Zülfiyeler, Irazlar, terörle mücadele haberlerinin arasına girer mi? Girmez. Girmiyor.
-Pozantı cehenneminin mağdurlarından B.E.nin intiharı,
-Bülent Arınç’ın BDP’li kadın siyasetçiler için sarf ettiği “Onlar da kadın mı” sözleri,
-BDP Milletvekili Sebahat Tuncel’in 8 yıl 9 ay ceza alması,
- Galatasaray Üniversitesinin  cinsiyet eşitliği konferansını, konuşmacılardan biri Sebahat Tuncel olduğu için üniversitede yaptırmayacağını açıklaması
-Siirt’teki utanç davası sanıklarından Müdür Yardımcısı Fahrettin K.’nın cezasının iyi halden  indirilmesinin de yer bulmadığı gibi.
Ve katledilen kadınların davaları, mahkeme önlerindeki eylemler, barış nöbetleri, çağrılar, toplantılar, sempozyumlar… Hiçbiri görünmüyor, tartışılmıyor. Savaş, kara bir örtü gibi gerçeklerin üzerini örtüyor.
Gazeteleriyle, televizyonlarıyla, İnternet siteleriyle ana akım medya, ikiyüzlülüğün, alçaklığın, en pespaye pratiğini sergiliyor. Sabah, “10 askerimiz şehit, içimiz kan ağlıyor” diye başlayan haberler, içimizin daha fazla kan ağlaması için ne lazımsa yapıyor.
Daha da fazlasını gün boyu kadınlara seslenen televizyon programları yapıyor aslında. İzlerken, insana Avustralya’da yaşıyormuş hissini uyandıran dizileriyle; magazinli, modalı, yemekli, evlenmeli kuşak programlarıyla ya da örneğin Diyarbakır’da geçen dizi de bile bırakın savaşı, Kürt sorununun K’sını bile geçirmeyen sakil, naif dizilerle, hepimizin gözlerine perdeler çekiliyor.

PARA MI, ŞEHİT Mİ?

Ama işte heyhat, savaş gerçeği, magazin programlarının en kıymetli malzemelerinden biri olan Ajda Pekkan’ın konser haberine bile sızıyor. “Konserini 10 şehit olduğu için erteleyen” Pekkan’ın ertelediği tarihte de 10 polis hayatını kaybetmemiş mi? Ne yapsın Ajda, “Bir asker kızı olarak bu acılar bitsin diye sahnedeyim. Çünkü bizi korkutamamaları gerekiyor” diye kıvırıveriyor. Ajda’nın bu tavrını alkışlayan haber, sanatçının vinçler üzerindeki performanslarından örnekler vererek devam ediyor.
Aynı saatlerde, bir başka kanalda marka haline getirdiği itici kahkahasıyla Seba Tümer, kendi kendine eğlenmeye devam ediyor. Bir diğerinde yine “Bu elbiseyle seni lokantaya bile almazlar” minvalinde değerlendirmelerin yapıldığı moda yarışması. Ötekisinde, sadece zengin ailelerin mutfaklarına konuk olunan yemek programı. Kestaneli bulgur pilavı tarifi veriliyor….
Ve tabii Müge Anlı. Bilen bilir, vatan, millet söz konusu olduğunda, kimse Anlı ile aşık atamaz. O da neredeyse her sabah üzüntülerini ileterek açıyor programını. Çok uzatmıyor ama. Elinde bomba meseleler var çünkü. Tecavüzcüsünü öldürdükten sonra kafasını kesip, köy kahvesinin önüne atan N.Y. davasına el atmış mesela. N.Y.nin öldürdüğü Nurettin Gider’in eşi Kadriye, kayınbiraderleri ile birlikte stüdyoda. Her halinden tükendiği belli olan Kadriye, yazık ki nasıl bir cehenneme düştüğünün farkında değil.  Elinde öldürülen kocasının vesikalık fotoğrafı. Ara ara öpüp kokluyor. Bir N.Y.nin aldırmak istediği çocuk için “Doğursun, o kocamın emaneti, ben bakarım” diyor, bir “Tecavüzcünün karısı diyorlar bana. İntihar edecem” diyor. Anlı, uzmanları, seyirciler, hep birlikte yükleniyorlar  Kadriye’ye: “Madem ilişkiden haberin vardı boşayaydın kocanı” diyorlar yukarıdan yukarıdan… “ Nasıl boşanaydım, nereye gideydim, kardeşlerim bile benimle konuşmuyor diyor travmalı Kadriye. Gözyaşları, elinde tuttuğu vesikalığın üzerine düşüyor.
Kadriye’nin yaşadıkları savaştan bağımsız mı şimdi? Buna inanalım mı yani?
Gerçeklerin üzerini örten, vicdanları öldüren, ayrıştıran, yabancılaştıran kara örtüler, yırtılmaya, kaldırıp atılmaya mahkumdur. Ve tarih biraz da, kara örtüleri yırtıp atan mahir kadınların tarihidir.

www.evrensel.net