Acıları yarıştırmak yerine ortaklaştırarak bitirmek

Acıları yarıştırmak yerine ortaklaştırarak bitirmek

Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş Kürt Festivaline katılmak amacıyla geldiği İsveç’te İsveçli kurum ve kuruluşlarla temaslarda bulundu.  Demirbaş, İsveç’te yaşayan Asuri-Süryani ve Kürtlerle bir araya geldi. Yaptığı tüm toplantılarda Kürt sorununun diyalog ve barışçıl yöntemlerle çöz&u

Murat Kuseyri


Yerleşim birimlerine Kürtçe, Süryanice ve Ermenice tabela astırmanızın üzerinden 1.5 yıl geçtikten sonra hakkınızda soruşturma açılmasını neye bağlıyorsunuz?
Devlet yeni konseptle birlikte yeni bir saldırı başlattı. Aradan 1.5 yıl geçtikten sonra dava açılması, seçimlerin yaklaştığı bir dönemde başarılı çalışmalar yapan belediyelerimize devletleşen AKP İktidarının Kürt halkına yönelik yeni bir saldırı başlattığını gösteriyor. Bu aynı zamanda İçişleri Bakanlığı’nın farklı dil ve kültürlere olan tahammülsüzlüğünü ortaya koyuyor. Saldırılar sadece bununla sınırlı değil. Kardeş belediyelerle birlikte yürüttüğümüz çalışmalara yönelik saldırılar da uygulamaya konulan yeni konseptin bir parçası.

Ramallah Belediyesi ile yaptığınız anlaşma için de soruşturma başlatılmıştı. Bunun nedenini anlatır mısınız?
19 Martta Ramallah, Dohuk ve Çanakkale Belediyeleriyle dörtlü bir protokol imzaladık. Bir kardeşlik protokolü yaptık ve bir deklarasyon yayınladık. Ramallah ve Sur Belediyeleri arasında imzalanan protokolde Kürt ve Filistin halklarının haklarının ve özgürlüklerinin karşılanması için çalışılacağı ibaresi yer alıyor. Protokoldeki Kürt halkı tabirinin Anayasanın 1. maddesine aykırı olduğu gerekçe gösterilerek aleyhimizde soruşturma açıldı. Ramallah’la dayanışma içinde olmamızın Türk dış politikasına aykırı olduğu iddia ediliyor. Oysa bu hükümet İsrail’in Gazza ablukasına karşı Mavi Marmara gemisini gönderdi ve 9 kişinin yaşamını yitirmesine sebep oldu. Bizim yaptığımız Türk dış politikasına paralellik gösteriyor. Filistin halkının mücadelesini ve devlet kurma hakkını desteklemek Türk dış politikasıyla çelişmiyor. Hükümet Kürtlerin Filistin halkıyla dayanışmasını istemiyor. Tüm bunlar inkar politikasına son verdiklerini ve Kürt halkının varlığını tanıdıklarını sık sık tekrarlayan AKP Hükümetinin samimi olmadığını, inkar politikasını sürdürdüğünü gösteriyor. İşin ilginci de bu protokol nedeniyle Belediye Meclisi değil sadece benim hakkımda dava açılması.

YEREL YÖNETİMLER GÜÇLENDİRİLMELİ

2007 yılında görevden alınmanıza neden olan çok dillilik kapsamında başlatılan çalışma ve kurslar devam ediyor mu?
Bu çalışmalar tüm engellemelere karşın devam ediyor. Son olarak Ermenice ve Kürtçe kurslar düzenledik. Kürtçe kreş açtık. Bu Türkiye’de açılan ilk Kürtçe konuşulan kreş olma özelliğini taşıyor. Bu ana dilde eğitimimizin başlangıcıdır. Biz artık kurslarla yetinemeyiz. Kreşle başladık bunu ilk, orta ve yüksek öğrenimle sürdürmeyi hedefliyoruz. Amacımız Kürt dilini öğretmenin yanı sıra kendi ana dilimizde ilkokuldan üniversiteye kadar Kürtçe eğitimi gerçekleştirmek. Biz bunu Süryani ve Ermeniler için de yapmayı düşünüyoruz.

Belediyelerin tüm bunları yapma yetkisi var mı?
Hayır yok. Kreş açma yetkisi bile yok. Ama biz defacto durum yaratarak bunu yapıyoruz. Zaten tüm bunlardan dolayı yerel yönetimlerin güçlendirilmesini istiyoruz. Biz devletin eğitim ve sağlık alanlarında yetkilerini yerel yönetimlere devretmesini istiyoruz.

‘TEMSİL EDİLEMEYENLERİ TEMSİL EDEN BİR MEKANİZMA’

Belediyeniz bünyesinde oluşturulan 40’lar Meclisinin fonksiyonu ne olacak?
Demokrasi çoğulculuktur. Farklı olanlara kendilerini ifade etme özgürlüğünün tanınmasıdır. Belediye Meclisi sadece partilerin temsilcilerinden oluşuyor. Oysa toplumun çok farklı kesimlerinin de yerel yönetimlerde temsil edilmeleri gerekiyor. İnsanları bir şeyin yapımına katmazsanız yıkımına katmış olursunuz. Türkiye’nin en büyük problemlerinden biri bu. Kürtleri ve diğer kesimleri devletin yönetim sürecine katmadıkları için toplumla devlet barışık değil. Biz bir barış modeli yaratmak ve katılımcılığı sağlamak için 40’lar Meclisi oluşturduk. Bunun mitolojik bir yanı var. Bir de katılımcı yanı var. Farklı inanç, kültür, etnik köken, mesleklerden insanlar ve kanaat önderleri bu mecliste yer alıyor. Biz 40’lar Meclisini temsil edilemeyenleri temsil eden bir mekanizma olarak görüyoruz. Biz Türkiye’de bu tür oluşumlara gidilerek katılımcı demokrasinin hayata geçirilmesi sonucu birçok toplumsal sorunun çözülebileceğini düşünüyoruz.

Bu oluşuma 40’lar Meclisi adı vermenizin özel bir nedeni var mı?
Diyarbakır’da eskiden beri anlatılan bir efsane var. Farklı kültür, inanç, meslek ve etnik kökenlerden 40 kişinin zaman zaman gece kedi kılığına girerek kentten ayrılıp Kırklar Dağı’nda bir araya geldikleri ve kentin temel sorunlarını konuşup, tartışıp karar aldıkları söylenir. Biz bundan esinlenerek kurduğumuz danışma organına 40’lar Meclisi adını verdik.

Diyarbakır’da açılışını yapmaya hazırlandığınız “Acı Anıtı” hakkında bilgi verir misiniz?
Üzerinde yaşadığımız coğrafyada Ermeniler, Kürtler, Süryaniler, Yezidiler ve Aleviler katliam ve soykırımlara uğradı. Bu anıt tüm bu soykırım ve katliamları ifade edecek. Amacımız Diyarbakır’dan bir yüzleşmeyi başlatmak. Bu aynı zamanda kendimizle yüzleşmemizin de bir ifadesi olacak. Biz bunu yapmakla birlikte yaşadığımız halklara olan borcumuzun bir kısmını ödemiş olacağız. Acıları yarıştırmak yerine acıları ortaklaştırıp bitirmenin gerekli olduğuna inanıyorum. Biz bu anıtla devlete de kendi gerçeğiyle yüzleşmesi ve katlettiği halklardan özür dilemesi mesajını veriyoruz. Dikilecek anıtın belirlenmesi için oluşturulan danışma kurulu kararını verdi. Kasım ayında bir sempozyum düzenleyeceğiz ve anıtın açılışını yapacağız. Ermeni soykırımının 100. yıldönümü yaklaşırken devlete şu mesajı veriyoruz “Ey devlet, senin kullandığın bizler yüzleştik. Sen de geçmişinle yüzleş.”  (Stockholm/EVRENSEL)

www.evrensel.net