“İyi bir gelecek ve insanca bir yaşam”

Fotoğraf: Evrensel

“İyi bir gelecek ve insanca bir yaşam”

Dikiş makinesi sesleri yine yok. Bu defa ki sessizlik, ne yapmaları gerektiğini düşünen saya işçilerinin başvurdukları yolun sonundaki sessizlik: Grev

Arif NUSLU

Adana

 

“Önceki gidişlerimizde çekiç ve dikiş makinesi sesleri hemen kulağımızı tırmalarken bu gidişimiz bizi daha sessiz karşılıyor.” 22 Eylül tarihinde saya atölyelerinden genç işçiler ile dergimize yaptığımız röportajın girişinde bu cümleyi kurmuştuk. Bahsettiğimiz sessizlik bir grev sessizliği değil, ekonomideki kötü gidişatın sonucu olarak ortaya çıkan bir sessizlik idi. Birçok saya atölyesi kapanırken açık olanlar da tek tük aldıkları siparişleri yetiştirmeye çalışıp bir yandan da ne yapmaları gerektiğini düşünüyorlardı. O dönemde şöyle demiş genç bir saya işçisi, “Mesela ben haftalık 400 lira alıyordum, hala 400 alıyorum. Ama döner 5 liradan 7,5 liraya çıkmış. Elektrik, su faturalarına sürekli zam geliyor.”

YOLUN SONUNDAKİ SESSİZLİK: GREV

Tarih 26 Kasım. Çekiç ve dikiş makinesi sesleri yine yok. Fakat bu defaki sessizlik, ne yapmaları gerektiğini düşünen saya işçilerinin başvurdukları yolun sonundaki sessizlik: Grev. İşçiler, iğneden ipliğe her şeye zam gelirken parça başı ücretlere zam yapılmadığını söyleyerek % 40 zam talebi ile iş bıraktılar. İki gün sonra bazı firmaların yüzde yirmi beşe yakın zammı kabul etmeleri üzerine grev fiili olarak sonlandı. Kısa süren grev sürecinde patronlar bin bir türlü yola başvurarak işçiler arasındaki birliği bozmaya çalıştı. Küçük atölyelerde çalışan işçiler ile daha büyük fabrika diyebileceğimiz yerlerde çalışan işçileri karşı karşıya getirerek grevin bir an önce bitmesi için çaba gösterdiler. Farklı yerlerde çalışan işçilerin arasındaki fark greve çıkanların parça başı üretim yapmaları, diğer işçilerin ise bant usulü yani ücretli işçi olarak çalışmaları… İşin bu yanı üzerine geçtiğimiz günlerde evrensel gazetesinde de bir yazı yer aldı.* Patronlar için grev dönemlerinde en büyük başarı herhalde işçilerin arasındaki birliğin bozulmasıdır.

PATRONLAR BÜYÜDÜKÇE SAYA İŞÇİLERİ KÜÇÜLÜYOR

Bu yazıda temel olarak genç saya işçilerinin geçmişten bugüne ve yarına konumlanışları üzerinde durmaya çalışacağım. Zira saya atölyelerindeki işçilerin önemli bir bölümünü genç işçiler oluşturuyor.

Saya atölyelerine gittiğimizde çok sayıda çocuk işçinin çalıştığına tanık oluruz. Şu an kalfa ya da usta olanların da neredeyse tamamı çocuk yaşta bu işe başladığını söyler. Çocuk işçiler grevlere tanık olarak büyümüş, ilerlemiştir. Örneğin 2012’deki saya grevine tanık olmuş bir çocuk işçi, 2015’te “Sayada Suriyelileri istemiyoruz” yürüyüşüne de tanık olmuş, 2017’deki greve de katılmış ve son olarak 2018’deki grevi bir genç işçi olarak yaşamıştır. Ve geçmişte görüp yaşadıkları bugününe ve yarınına etki ederek ilerlemiş ve ilerlemeye devam ediyor. Saya işçilerinin özellikle son beş yıllık mücadele deneyimlerine baktığımız zaman önemli eşiklerden atladıklarını görmemiz gerekiyor. Türkiyeli işçilerin, Suriyeli işçilere yönelik ciddi tepkili dönemlerden, Suriyeli işçilerle birlikte mücadele ederek ekmeğini büyüttükleri dönemlere gelmeleri sınıf mücadelesi açısından ilerletici bir noktada duruyor. Yaşanan bu süreçlerin hepsinde genç işçiler işin önemli bir parçasıydı ve bu süreçler genç işçiler için aynı zamanda bir mücadele okulu olma görevi de görüyordu. Ayakkabı patronları günden güne büyürken saya işçileri gün geçtikçe daha da kötü ve ağır çalışma koşullarında yaşamını devam ettirmeye çalışıyor. Buradan hareketle insanca bir yaşam talebi özellikle grev dönemlerinde daha yüksek sesle duyuluyor ve genç işçiler bu talebi daha yoğun sahipleniyor.

YENİ TABLOLAR ORTAYA ÇIKABİLİR

Yukarıda bahsettiğimiz ikili çalışma biçimi (parça başı – ücretli işçi) saya işçilerinin birliğinin önündeki en önemli engellerden birini oluşturuyor. Parça başı üretim içerisinde çok daha uzun çalışma saatlerini, sigortasız çalışmayı ve üretimin ilkel yanını barındırıyor. İşçilerin ücretli işçiliğe geçmesinin kaçınılmazlığı da önümüzde duruyor. Özellikle son bir iki yıl içerisinde Adana’da ayakkabı sektöründe fabrikalarda çalışan ücretli işçi sayısında artış gözlemlemek mümkün. Fabrikalara geçen işçilerin büyük çoğunluğunun genç işçiler olduğunu söylersek yanılmış olmayacağız.

Saya atölyelerinde çalışan genç işçilerin neredeyse tamamı sigortasız ve uzun saatler çalışıyor. Yaşanan son grevin ardından da küçük atölyelerden fabrikalara doğru bir geçişin devam ettiğini görüştüğümüz genç işçiler dillendiriyor. Ancak orada da çalışma koşulları pek de iyi sayılmaz. Çünkü oradaki işçilerin de birçoğu sigortasız çalışıyor. Genç işçiler içerisinde sigortalı çalışma, çalışma saatlerinin düzenli olması gibi birçok talebi fabrikalarda dile getirmenin ve mücadeleyi oralara yaslamanın bilincine sahip olan işçilerin olması ilerleyen süreçlerde yeni tablolar yaratabilir. Önümüzdeki dönem, var olan dinamikleri değiştirmede genç işçilerin büyük bir rol oynayacağını görmemiz gerekiyor.  

ORTAK TALEPLER

Farklı milliyetlerden genç işçilerin nasıl bir yaşama sahip olduklarını uzun uzadıya anlatmak bu yazının konusu değil. Fakat belli başlı yönlerini Suriyeli genç işçilerin kendi ifadeleri ile özetlersek, “Aldığımız para hemen buharlaşıyor, zam istediğimizde vermiyorlar, bazı ustalar ihtiyacım olduğunu bildikleri için beni kullanıyorlar.”“Ailem Suriye’de. Ben okusam onlara kim para gönderecek.““Geleceğim yok, daha iyi bir iş istiyorum. Çünkü artık bünyem yoruluyor. Böyle giderse çocuklarım da benim gibi çalışmak zorunda kalacak ama ben onların okumasını istiyorum.”Türkiyeli genç işçiler ile yaptığımız görüşmelerden de benzer yanıtlar alıyoruz. Hepsinin ortak talebini formülize edersek “iyi bir gelecek ve insanca bir yaşam” talebi oluşturuyor.

* https://www.evrensel.net/haber/367289/ayakkabi-fabrikalari-arttikca-saflar-netlesiyor

www.evrensel.net