04 Aralık 2018 03:14

'Erdoğan seçim öncesi ‘dünya lideri’ imajı yaratmak istedi'

Dr. Berk Esen, G20 Zirvesi’nde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı görüşmeleri değerlendi.

'Erdoğan seçim öncesi ‘dünya lideri’ imajı yaratmak istedi'

Fotoğraf: AA

Paylaş

Şerif KARATAŞ
İstanbul

G20 zirvesi Arjantin’in başkenti Buenos Aires’te yapıldı. Protestoların da yaşandığı zirvede, Rusya-Ukrayna krizi, Çin ile ABD arasındaki ticaret savaşı ve Kaşıkçı cinayetiyle ilişkisi olduğu iddia edilen Suudi Prensi bin Selman’ın katılması damgasını vurdu. Zirveyi gazetemize değerlendiren Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Berk Esen, Batılı ülke liderlerinin Selman ile yaptıkları ‘samimi’ görüşmeleri işaret ederek, “Suudi Arabistan ile olan ticareti sekteye vurmaktan çekindiklerini için Prensin yönetimine sıcak baktıklarını söyleyebiliriz” değerlendirmesinde bulundu.

Zirveyi Türkiye açısından değerlendiren Esen, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı ikili görüşmelerin Türkiye’de gazetelerde geniş yer bulduğunu hatırlattı. Esen, “Özellikle yerel seçimler öncesinde Erdoğan’ın bu tarz görüşmelerin basında geniş yer bulmasını sağlayarak Türk kamuoyu önünde “dünya lideri” imajını pekiştirmeye çalıştığını düşünüyorum” dedi.

PRENS SELMAN İSTEDİĞİNİ ALMIŞA BENZİYOR

Arjantin’de yapılan G20 zirvesine Suudi Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’daki cinayetindeki rolü tartışılan Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman katıldı. Selman’la ikili görüşmeler yapıldı. 2020’deki G20 zirvesinin de Suudi Arabistan’da düzenlenmesi yönünde kararda alındı. Bu bağlamda neler diyeceksiniz?

Arjantin’de yapılan G20 zirvesi, Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesi emrini verdiği iddiaları ortaya çıktıktan sonra Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın ilk büyük çaplı uluslararası seyahati olduğu için önemliydi. Her ne kadar zirve öncesinde Arjantin’de bir savcının bu konuda bir soruşturma başlatmaya çalıştığı haberi basında paylaşılsa da Prens bin Selman büyük oranda istediğini almışa benziyor. 2020’deki zirvenin Suudi Arabistan’da yapılma kararının alınması liderler nezdinde Suudi Veliaht Prense üstü kapalı bir destek mesajı anlamına geleceği için bence talihsiz oldu. Ayrıca Prens bin Selman zirve boyunca birçok dünya lideriyle birebir görüşmede bulundu ve liderler kendisiyle aynı fotoğraf karesine girmekten kaçınmadılar. Hatta Prens bin Selman’ın Putin ile samimi görüntüsü ve Macron ile yakın görüşmesi hayli tepki uyandırdı. Bu noktada birçok Batılı liderin Prens karşısında sert bir tutum olarak ülkelerinin Suudi Arabistan ile olan ticareti sekteye vurmaktan çekindiklerini ve hatta aşırı İslamcı hareketleri desteklemediği için Prensin yönetimine sıcak baktıklarını söyleyebiliriz.

‘TRUMP, RUSYA’YA SERT ELEŞTİRİDE BULUNMADI’

Zirve öncesinde Karadeniz’de Kerç Boğazı’nda, Rusya-Ukrayna gerilimi yaşandı. ABD Başkanı Donald Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le yapacağı görüşmeyi iptal etti. AB yetkilerinden Rusya’ya yaptırımların geleceğine dair açıklamalar yapıldı. Rusya-Ukrayna geriliminin zirveye yansımasına dair neler diyeceksiniz?

G20 zirvesinde dünya liderlerinin Rusya’ya yönelik ortak bir tavır benimsemediğini ve dolayısıyla güçlü bir tepki veremediklerini görüyoruz. Her ne kadar Trump, Putin ile yapması planlanan görüşmesini son anda Ukrayna ile Rusya’nın arasındaki gerilimi bahane ederek iptal etse de Rusya’ya yönelik sert bir eleştiride bulunmadı. Putin ise buna karşılık zirve esnasında Ukrayna ile çıkan krizin sorumluluğunu Ukrayna liderine yükleyerek ülkede ilan edilen olağanüstü hali eleştirdi ve Ukrayna hükümeti gidinceye kadar krizin devam edeceğini belirtti. Bu Putin’in Rusya’ya komşu ülkelerde kendisine karşı hükümetlere yönelik geliştirdiği agresif politikaların yeni bir örneği olarak önümüze çıkıyor. Trump başkan seçildiğinden beri ABD yönetiminin Rusya karşısında giderek artan oranda tavizkar bir politik çizgide olduğunu görüyoruz. Bu nedenden ötürü G20 zirvesinden bu konuda çok önemli bir karar çıkacağını ben zaten beklemiyordum.

Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Berk Esen. Fotoğraf: Evrensel

BOZULAN EKONOMİK TABLO SEÇMENİ ETKİLEYECEK

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Putin ve Trump’la görüşmeler yaptı. Bu görüşmelerin, yerel seçimler öncesinde Türkiye’nin iç siyasetine ve özellikle Suriye politikasına yansımasına ilişkin değerlendirmeniz nedir?

Zirvede Türk tarafı son dönemde uyguladığı Rusya ve ABD karşısında denge politikası güderek taviz koparma stratejisini devam ettirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Putin ile görüşmesinde samimi bir tablo çizerek Rusya ile olan yakınlaşmanın konjonktürel olmadığı mesajını Batı’ya verdi. Bu noktada İdlib konusunda Rusya’dan ne oranda bir taviz koparıldığını bilmiyoruz. Ama eğer bu konuda Putin geri adım attıysa Türkiye’nin Suriye krizinde eli biraz daha rahatlayacaktır. Buna karşılık Erdoğan, Rusya’ya yakın bir çizgi sergilerken Trump ile olan görüşmesinde de ondan Halkbank davası ve Gülen’in Türkiye’ye iadesi konuları gündeme getirdi. Bu görüşmenin Türk basınında geniş yer bulmasından Erdoğan’ın toplantıdan hayli ümitli olduğu sonucunu çıkarıyorum. Özellikle yerel seçimler öncesinde Erdoğan’ın bu tarz görüşmelerin basında geniş yer bulmasını sağlayarak Türk kamuoyu önünde “dünya lideri” imajını pekiştirmeye çalıştığını düşünüyorum. Türk seçmeninin önemli bir bölümünün şu noktada asıl gündemi bozulan ekonomik tablo olduğu için bu tarz zoraki hamlelerin seçmen nezdinde karşılığı olacağını ve AKP adaylarına oy getireceğini pek sanmıyorum.

ABD ARA SEÇİMLERİ DIŞ POLİTİKAYA YANSIDI

ÇİN ile ABD arasındaki ticaret savaşında karşılıklı yaptırım kararları sürerken, ABD Başkanı Donald Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında görüşme yapıldı Görüşmede, iki ülke arasında 90 gün boyunca yeni gümrük vergisi getirilmemesi konusunda uzlaşı çıktı. G20 zirvesinde böyle bir uzlaşının çıkmasını nasıl yorumlarsınız?

Bu uzlaşma kararı iki lider arasında gerçekleşen uzun akşam yemeği toplantısı sonrasında çıktı. Şu noktada gerilimin geçici bir süre için düştüğünü söyleyebiliriz. ABD kamuoyu nezdinde desteğini yitiren ve ara seçimlerde Temsilciler Meclisinde partisi çoğunluğu yitiren Trump’ın gerilimi düşürüp, piyasalara güven vermek istemesi bu kararda bir miktar rol oynamış olabilir. Fakat aynı zamanda bu taktiksel geri çekilmenin şu ana kadar Trump’ın takip ettiği müzakere stratejisiyle uyumlu olduğunu da belirtmem gerekiyor. Dış politika yönetiminde Trump, diplomatların tavsiyelerine ve ABD’nin şu ana kadarki yerleşik uygulamalarına dayanmak yerine daha çok tek başına hareket etmeyi tercih ediyor. Kendi açısından rahatsızlık yaratan konularda ikili ilişkileri sarsmak pahasına önce çok sert bir açıklamada ve hatta tek taraflı bir cezalandırma hamlesinde bulunuyor ve arkadan karşı taraftan aldığı ufak da olsa bir taviz sonrası tekrar anlaşma yoluna gidiyor. Benzer bir durumu NAFTA anlaşmasının tekrar müzakereye açılması ve ayrıca Kuzey Kore lideriyle olan ilişkilerde gördük. Benzer bir durum yakın zamanda Çin ile olan ilişkilerde de gerçekleşebilir. ABD yönetimleri uzun süredir Çin yönetimini ABD şirketlerini teknoloji transferi yapmaya zorladıkları, entelektüel mülkiyet ve patent haklarına saygı göstermedikleri ve haksız ticaret uygulamalarına girdikleri için eleştiriyordu. Trump bu konuların herhangi birinde koparacağı tavizi kendi kamuoyuna büyük başarı olarak sunarak kısa vadede anlaşma yoluna gidebilir.

ÖNCEKİ HABER

Gazeteci Eskioğlu: En başta kültür, engelliye engel yaratıyor

SONRAKİ HABER

Nijerya'da Boko Haram ile mücadele

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa