Gelin, yeni bir son yazalım…

'Kadın Sığınağı' oyunundan bir kare (Fotoğraf: Adana DT) 

Gelin, yeni bir son yazalım…

Funda Keleş, Adana Devlet Tiyatrosu'nun sahnelediği 'Kadın Sığınağı' oyunu hakkında izlenimlerini yazdı.

Funda KELEŞ
Adana

Programı bir ay öncesinden yapılmış ve ne yazık ki kadına yönelik şiddetin yine gündeme oturduğu bir süreçte izlediğimiz bir oyun ‘‘Kadın Sığınağı’’.  Tuncer Cücenoğlu’nun yazdığı, Tomris Çetinel’in yönettiği ve Adana Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenen oyun İstanbul’da bir kadın sığınmaevinde geçiyor. Sığınmaevinde her ne kadar 6 kadın yaşıyor olsa da aslında tüm kadrosu kadınlardan oluşan bu oyun, 11 ayrı kadın hikayesine temas ettiriyor seyircisini. Hikayeler ne yazık ki oldukça tanıdık; alkolik kocasından kaçan kadın, şiddet gören kadın, eşi tarafından defalarca aldatılan kadın, iradesi yok sayılmış kadın, evindeki mutsuzluktan kaçıp yardım etmek maksadıyla sığınmaevine girip çıkan (fiili sığınmacı) kadın, töre mağduru genç kadın, sadece erkekten değil başka bir kadından şiddet gören kadın… Son dönem istatistiklerine bakarsak bu sorunlar listesi de bunun mağduru kadınların listesi de uzuyor da uzuyor ne yazık ki. İşte bu sebepten kıymetli bulduk bu oyunu. Kadını ve kadının sorunlarını dert edinmiş olması aslında başlı başına önemli bir işti. Mesele kadın sorunları olunca çokta iç açıcı bir girizgah yapamadığımın farkındayım ancak oyunda kadın karakterlerinin çeşitliliği bu iç burkucu halden yer yer uzak ediyor insanı. Neyse ki derdi kederiyle beraber, neşesiyle de var kadın.

OYUNU KONUŞMAYACAKSAK NEYİ KONUŞACAĞIZ?

Oyuna dair daha çok detaydan konuşabiliriz elbette fakat hem daha önce buna dair yapılan röportaj sebebiyle hem de izlemek isteyenlere merak konusu bırakmak adına burayı çok açmayacağım. Ee o halde oyunu konuşmayacaksak neyi konuşacağız? Söyleyeyim; oyunda olmayanı konuşacağız. Oyuna merakla gittim, keyifle de izledim ancak ne yazık ki mutlu ayrılmadım ve sanırım bunu tek hisseden de ben değildim. Kadın sığınmaevlerinden bir derleme yapıp realitesi yüksek bir oyun sunmuşlar. Konusu oldukça derli toplu ve kadına yönelik her türlü ayrımcılığı gözler önüne seriyor ama sonu neden umutsuzlukla bitiyor diye gönlümüz kırık kafamız karışık ayrıldık tiyatrodan. Elbette yazarın hikaye kurgusuna bir şey diyemeyiz, anlaşılan sorunlara mercek tutmak istemiş bunu da başarmış; fakat biz sığınma evlerinden mecbur kalıp kocasına geri dönen, koruma kararlarına rağmen öldürülen, hayata tutunamayıp çaresizliğine boyun eğen kadınlar görmek istemiyoruz. Kadına dair sorunun tartışıldığı her yerde çözümde aransın istiyoruz artık.  Bu çaresizlik yıllarca kadınları şiddete mahkum etti, bu çaresizlik kadınları yaşamdan kopardı, bu çaresizlik tacize, tecavüze maruz bıraktı. Oysa aksi örnekleri de var biliyoruz. Madalyonun burasını da çevirelim. Umut var, dayanışma var, şiddet karanlığına direnen nice kız kardeşiniz var diyebilelim.

Elbette kadın mücadelesi epey meşakkatli ve üç beş emsalle toparlanacak bir mesele değil. Şu günlerde de iyiden iyiye hissettiğimiz kadına yönelik şiddete karşı tavır alma konusundaki toplumsal basiretsizliğimiz ne yazık ki ortada. Meseleyi magazinsel boyutuyla ya da spesifik halleriyle tartışmaktan hızla uzaklaşıp bütünlüklü olarak değerlendirerek bu şiddetin önüne geçmek oldukça elzemdir. Kadınlar sadece şiddet uygulayanlarla değil bunla uzlaşan her türlü erk aklıyla da mücadele etmek zorunda kalmaktadır. Birçok davanın seyrine bakarsak hukuki düzenlemelerin durumu kurtarmadığı görülebilir. Şiddeti ve baskıyı yapanı ödüllendiren değil, cezalandıran uygulamalar görmek istiyoruz. Söz konusu yasaların doğru uygulanmasıyla ancak kadına yönelik şiddet konusunda etkili çözümler yaratılabilir.

OYUNU EKMEK VE GÜL OKURU KADINLARLA İZLEDİK

Oyunu sadece bir tiyatro oyunu olmaktan çıkaran, sizinle paylaştığım bu yazıyı da anlamlı kılan kısmını söyleyerek sonlandırayım istedim.  Adana’da Ekmek ve Gül okuru 70 civarında kadınla bu oyunu izledik ve bu konuda kadın dayanışmasına şahit olmak etkinliğimizin kuşkusuz en güzel kısmıydı. Bu etkinlikle yan yana gelen biz kadınlar; oyunda gördüğümüz her şeyin gerçek, hepsinin hayatın içinden hikayeler olduğunu maalesef biliyorduk. Oyunda eksik bırakıldığını düşündüğümüz; şiddete boyun eğmeyen, sığınma evlerinden karanlığına değil kendi yaşamına giden güçlü kadınları nasıl yaratacağız?  Kadına yönelik her türlü baskı, şiddet ve cinayeti nasıl engelleyeceğiz? İşte bizim derdimiz meramımız bu. Bazen tiyatro izlerken, bazen kadına yönelik şiddet davası için adliyede, bazen sosyal medyada, orada, burada ve her yerde yan yana olarak, anlatarak, utanmayarak el ele ve yürek yüreğe çoğalmayı başaracağız.

www.evrensel.net