28 Kasım 2018 16:31

‘Akademik etik ve ilkeler ayaklar altına alınıyor’

Eğitim Sen Mersin Şubesi, Mersin Üniversitesi’nde sendikalı çalışanlara dönük uygulanan baskılara tepki gösterdi.

‘Akademik etik ve ilkeler ayaklar altına alınıyor’

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Turan DAL
Mersin

Eğitim Sen Mersin Şubesi, Mersin Üniversitesi Rektörü olarak tekrardan atanan Prof. Dr. Ahmet Çamsarı’ya ilişkin basın açıklaması düzenledi. Açıklamayı Eğitim Sen Mersin Şube Sekreteri İsmail Usluoğlu yaptı.

Dünyada ve Türkiye’de uzun süredir üniversitelerin ve üniversite fikrinin tahrip edildiğine tanık olduklarını belirterek konuşmasına başlayan Usluoğlu, “Özellikle son yıllarda ülkemizde iktidarın, üniversitelerimizi  piyasacılığın, gericiliğin ve otoriterliğin hâkim kılındığı, akademik etik ve ilkelerin ayaklar altına alındığı, bilimsellikten uzak, güvencesiz çalışma ve angaryanın kol gezdiği, mobbing ve ayrımcılığın sıradanlaştırılmaya çalışıldığı yerlere dönüştürdüğünü dehşetle izliyoruz. Bu durum Mersin Üniversitesi’ne rektör atama biçiminde ve rektörün uygulamalarında da kendini göstermiştir” dedi.

Rektör Çamsarı’nın, geçmiş dört yıllık görev süresi içinde, bilimsel ve özerk akademi çalışmalarına destek vermediği, aksine iktidardaki siyasi partinin politikası dışında kalan diğer görüşlere, eleştirel ve farklı düşünceleri savunan personele karşı sendikalarının da sık sık gündeme taşıdığı hukuki yetkilerini aşan bir yönetim tarzı uyguladığını kaydeden Usluoğlu, “Geçmiş dört yılın karnesinde idari personele uygulanan rotasyon ve sürgünler, yükselme olanaklarının engellenmesi, hukuksuz işten çıkarmalar, akademisyenleri hedef gösterme, asılsız suçlamalar üreterek yıldırma, üniversitede korku iklimi oluşturma, güvenlik gerekçesi ile bilimsel toplantıları iptal etme, akademisyenlerin yurt dışı konferanslara katılımını engelleme, bilimsel projeleri yürütülemez hale getirme, akademik jürilere müdahale, istifa ve emekliliğe zorlama, güvenlik soruşturmalarını araştırma görevlilerini güvencesizleştirme amacıyla kullanma, KHK ile yurttaşlık haklarından mahrum bırakma uygulamaları vardır” diye konuştu.

Akademisyenleri tasfiye edilen bazı bölümlerde lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin eğitim ve öğretimi için gerekli olan derslerin ya açılamadığı ya da alan dışından geçici kadrolarla yürütüldüğünü söyleyen Usluoğlu, “Üniversite bilimsel sempozyum, kongre, konferans çeşitliliği açısından çölleşmiştir. Öğrenciler idari soruşturmalarla sıkı takip altında tutulmuş, üniversite kampüsünde bir araya gelmeleri hatta sanatsal faaliyetleri dahi soruşturma konusu edilmiştir. Personel üzerinde uygulanan baskıcı ve yıldırıcı yöntemler ile birlikte yapılan hiçbir çalışma demokratik kamuoyunun katılımına ve  denetimine açılmamış, kentteki demokratik kurumların üniversite ile ilişkisi koparılmıştır. Sermayenin ve dini dernek ve vakıfların etkinlikleri için üniversitenin her türlü imkanı seferber edilmiştir. Atanmasının ardından rektörlüğün üniversitenin web sayfasından cami yaptırma derneği için bağışta bulunulmasını istemesinin anayasadaki laiklik ilkesi ile bağının kurulması mümkün değildir. Kaldı ki bu tür dini vakıf ve derneklerin hepsine eşit biçimde davranılmamakta Mersin’de yaşayan halkın, çalışanların ya da öğrencilerin dini kültürel değerlerine karşı eşitlikçi bir yönetim pratiği uygulanmamaktadır” ifadelerini kullandı.

‘NASIL BİR ÜNİVERSİTE NASIL BİR REKTÖR İSTİYORUZ’

Konuşmasının devamında Usluoğlu, “Nasıl bir üniversite, nasıl bir rektör istiyoruz” sorusunun altına şu talepleri sıraladı:

■ Öğrencisinden çalışanına kurumun içerisinde yer alanların iktidarla kurdukları ilişki açısından ‘özgürlüğü’,

■ ‘Öğrenenin’den, ‘öğreten’ine kadar, herkesin bilginin üretiminin ortak özneleri olmaları açısından ‘eşitliği’,

■ Bir üretken güç olarak bilgiyi ve bilgi üretimini denetlemeyi değil, onu üreten güçlerin geliştirilmesini ve çeşitlenmesini temel alan,

■ Özgürlüğü kendisini oluşturanlar için isteyen bir üniversite istiyoruz.

■ Üniversiteyi küresel sermayenin hizmetine sokmaya ve dini referanslarla şekillendirmeye  dönük hiç bir uygulama kabul edilemez.

■ Eğitim temel bir haktır ve herkesin parasız yararlanabileceği kamusal bir hizmettir; piyasa koşullarına asla terk edilemez.  Öğrencilere eğitim ve araştırma gereçleri, barınma, beslenme ve ulaşım parasız sağlanmalıdır.

■ Üniversitenin kendi kaynaklarını yaratması adı altında yürütülen özelleştirme uygulamalarına son verilmelidir. Yükseköğretimde özelleştirme yerine kamu finansmanı esas alınmalıdır.

■ Bilginin ürün ve teknolojiye dönüştürülmesinde kamu yararı gözetilmeli, araştırma ve geliştirme çalışmaları kamu yararı önceliğiyle yeniden düzenlenmeli, bireyci, rekabetçi bilgi üretimi yerine kolektif bilimsel üretim; bilginin özel mülkiyeti yerine de kamusal mülkiyeti esas olmalıdır.

■ Üniversite, piyasanın ihtiyacı olan bilgi ve elemanı üretmek yerine, evrensel kültürün ve eleştirel aklın verildiği bir kurum olmalıdır.

■ Üniversite toplum katında saygınlığını artırmak ve toplumla bağlarını güçlendirmek için ülke ve toplumun sorunlarına duyarlı ve onlara yönelik çözümler üretme çabasında olmalıdır.

■ Atama ve yükseltme ölçütleri, yayın sayısına değil niteliğine; ne ölçüde yeni bilgi üretildiğine, yayının yarattığı bilimsel etkiye ve toplumsal katkıya göre belirlenmelidir.

■ Rektör yardımcıları, fakülte dekanı, enstitü ve yüksekokul müdürü, üniversite genel sekreteri gibi her türlü yöneticinin belirlenmesinde ve kurulların oluşumunda, tüm karar ve denetim süreçlerinde üniversite bileşenlerinin tümü yer almalıdır. Kararlarda kişilerin değil, kurulların egemenliği esas alınmalıdır.

■ Üniversiteler; ‘güvenlik kaygıları’ bahane edilerek kurgulanan kısıtlayıcı/gözetleyici fiziksel mekânları ile halka kapalı/uzak, öğrenci ve öğretim elemanını izole eden yerler haline gelmiştir. Üniversitenin kameraları, turnikeleri, tel örgüleri ve demir parmaklıkları sökülmelidir.

■ Üniversitede etnisite ve cinsiyet başta olmak üzere her türlü ayrımcılığa son verilmelidir. Bu amaca yönelik etik kurullar oluşturulmalı, var olan kurulların da etkili çalışması sağlanmalıdır.

■ Kadınlara yönelik psikolojik, fiziksel taciz ve şiddet kabul edilemez. Üniversitede kadına yönelik pozitif ayrımcılık politikaları uygulanmalıdır.

■ Üniversitelerde mobbing (işyerinde psikolojik yıldırma), başta iş güvencesinin ortadan kaldırılması, kişilere aşırı yetkiler tanınması ve mevcut hiyerarşik yapıdan kaynaklı olarak, ciddi bir sorun haline gelmiştir. Bunun önüne geçecek politikalar ve mekanizmalar üretilmeli, kurullar oluşturulmalıdır.

■ Üniversite, öğrencisi, öğretim üyesi, idari personeli ve emekçileriyle bir bütündür. Üniversite emekçilerinin ve öğrencilerin örgütlenme ve siyaset yapma hakları önündeki tüm engeller kaldırılmalı, tüm üniversite emekçilerine koşulsuz iş güvencesi sağlanmalı, toplu sözleşmeli, grevli sendika hakkını kullanmaları yönünde engelleyici değil, kolaylaştırıcı olunmalıdır.

■ Rektörlük seçimlerinde seçilenin değil atananın onaylandığı sistemden vazgeçilmeli, tüm üniversite bileşenlerinin oylaması sonunda en yüksek oyu alan aday rektör olarak atanmalıdır.

REKTÖRLÜKTEN CAMİYE BAĞIŞ ÇAĞRISI YAPILMIŞTI

Mersin Üniversitesi Rektörlüğüne tekrar atanan Prof. Dr. Ahmet Çamsarı, tebrikleri kabul etmek için düzenlenen tören öncesi üniversitenin web sitesinden yayınladığı duyuruyla camiye bağış yapılmasını istemişti. Mersin Üniversitesi Cami Yaptırma, Koruma ve Yaşatma derneğine bağış istenen duyuru şöyleydi:

“Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tarafından Rektörümüz Prof. Dr. Ahmet Çamsarı’ya yeniden Mersin Üniversitesi Rektörlüğü tevdi edilmiş bulunmaktadır. Tebrik için rektörlüğümüze çiçek gönderilmemesi, Mersin Üniversitesi Cami Yaptırma, Yaşatma ve Koruma Derneği’ne bağış yapılması önemle rica olunur” denildi. Duyuruda ayrıca, cami yaptırma derneğinin hesap numaraları da verilmişti.

ÖNCEKİ HABER

CHP’li Karabat: Doğa düşmanı çevre kanunu

SONRAKİ HABER

Öldürdüğü kadını 'Sonun diğer kadınlar gibi olacak' diye tehdit etmiş

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa