23 Kasım 2018 03:53

‘Kadın sorununda ODTÜ de toplumdan farklı değil’

25 Kasım yaklaşırken ODTÜ'lü genç kadınlar, kadın sorununda ODTÜ'nün de toplumdan farklı olmadığını söyledi.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Hazal GÖÇMEN 
Ankara

ODTÜ'de konuştuğumuz genç kadınlar, kadın sorununun Türkiye'nin en iyi üniversitelerinden ODTÜ'de bile pek parlak olmadığını söylüyor. Kadınlar, şiddetle mücadele için eğitimle birlikte caydırıcı yaptırımların da uygulanması gerektiğini vurguladı. 
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü yaklaşırken ODTÜ’lü genç kadınlar ile Türkiye'de kadınların yaşadıkları sorunları, bu sorunların kaynaklarını ve çözümlerinin neler olabileceğini aynı zamanda şiddetle mücadele biçimlerini konuştuk. Şiddetin birçok yönüyle hayatlarının her alanında karşılaştıklarını söyleyen kadınlar mücadele yöntemleri konusunda net örnekler sunuyor.

'BASKI FİZİKSEL ŞİDDETE DÖNÜŞÜYOR'

ODTÜ Hazırlık öğrencisi Güzide, “Kendi çevremde fiziksel şiddete uğramadım ama sokakta karşı karşıya kalma ihtimalim çok yüksek” diyerek söze başladı. Düşünen ve okuyan kadından korkulduğunu ifade eden Güzide, bunun ise cinsiyet farklılığından öte, sisteme dair bir sorundan kaynaklandığına dikkat çekti. Türkiye’de krizin etkilerine değinen Güzide, “İnsanların birbirine duyduğu nefrete günün koşulları etki ediyor. Mevcut ekonomik durumla birlikte her şey çok pahalı. Asgari ücretle geçinen aileler çocuklarına gelecek hazırlamaya çalışıyor, bunun verdiği baskı da psikolojik ve bazı durumlarda fiziksel şiddete dönüşüyor. Aslında ortak olması gereken sorumluluklar kadına yükleniyor” diyerek şiddetin ekonomik yönüne dikkat çekti. Üniversiteli genç kadınlar açısından da durumun parlak olmadığını söyleyen Güzide, “Kendi kendimizi idare etmeye çalışıyoruz. Çoğunlukla ailemizin gönderdiği para yeterli olmuyor bu da üzerimizde bir ekonomik baskı yaratıyor” dedi. Şiddetle nasıl mücadele edilmeli sorusuna ise kadınların boyun eğmemesi gerektiği yanıtını veren Güzide, “Kendi ayaklarımızın üzerinde durmalıyız, kendi kararlarımızı alabilmeli okumalı düşünmeliyiz. Ancak bu bireysel olmamalı” diyerek şu örneği verdi; “Düşünelim ki kutuplardayız. Küresel ısınma var. Çevremizdeki buz kütleleri erirken biz ne kadar sert de dursak bizimki de eriyecektir. Erimişliği izleyemeyiz. Bu sebepten çevremizi değiştirebilmek için hep birlikte mücadele etmeliyiz”.

‘YAPTIRIM UYGULANMAMASI ŞİDDETE MEŞRULUK KAZANDIRIYOR’

Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Öğrencisi İmge, üniversitede içinde de hayatlarının her alanında olduğu gibi şiddete maruz kaldıklarını belirterek, “Sevgilimiz, ailemiz tarafından psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kalıyoruz. O nedenle, 25 Kasım’da mücadelenin ilerletilmesi gerektiğine inanıyorum” dedi. Şiddetle mücadele için ise eğitimle birlikte caydırıcı yaptırımların da uygulanması gerektiğini ifade eden İmge,  “Aynı zamanda geniş çevrelerde tanınan insanların, politikacıların söylemlerine dikkat etmesi gerekiyor. Bu söylemlere herhangi bir yaptırım uygulanmamasının şiddete meşruluk kazandırdığını açık bir şekilde görüyoruz”diye konuştu. 

'TOPLU TAŞIMAYA BİNERKEN NEDEN ETEK GİYEMİYORUM?'

Şehir ve Bölge Planlama 3. sınıftan Bengi kadınların günlük hayatlarında yaşadığı sorunlardan başlayarak kendi deneyimlerini aktardı; “İlk aklıma gelen kıyafet oluyor. Bir etek ya da elbise giymiş olmaktan bahsetmiyorum. Kıyafetin dar ya da dekolteli olması gibi bir örnek bile yeterli olabiliyor. Türkiye'de bence asıl sorun kıyafetinden dolayı birine bakmak değil, buradaki 'bakmak' kelimesinin karşılığının tehditkâr, eleştirel ya da sapıkça olmasında yatıyor. Burada yalnızca bir erkeğin bakmasından bahsetmiyorum. Yoldan geçerken yaşlı bir kadının bakışları da olabiliyor. Mesela ben arabaya binerken etek giyebiliyorum ama neden toplu taşımaya binerken giyemiyorum”? Bengi, bu yaşadığı sorunlarla yalnızca dışarıda değil, evde de bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde aile içinde karşılaştığına değindi. Üniversiteli bir kadın olarak yaşadığı sorunları şiddet örneklerine olup olmadığını sorduğumuzda ise “Şiddet gibi örneklere rastlamasam da ilk aklıma gelen örnekler arasında üniversitenin sosyal medya gruplarında otostopa dair eleştiriler yazılırken 'Kadın hocam almadı' gibi ifadelerin yer almasını ve bu algıyı çok yanlış buluyorum. Neden orada herhangi bir cinsiyeti vurguluyorsun ki?” dedi. 

‘KADIN SORUNUNDA ODTÜ'DE TOPLUMDAN FARKLI DEĞİL’

ODTÜ'de de kadının bir cinsel obje olarak görüldüğünü düşünen Bengi, “Giydiğimiz bir kıyafete dair insanların bakışları gibi durumlar buna örnek olabiliyor. O yüzden ODTÜ’nün  kadın sorununa dair yaşadığımız toplumdan da çok uzakta olduğunu düşünmüyorum”diye ifade etti. Bu kadar iç içe geçmiş ve önemli bir sorunun sence bir çözümü var mıdır sorumuza ise “Ben bunun çocukluktan itibaren gelen bir algı olduğunu düşünüyorum ve bunun da en temel sebeplerinin ailenin ve toplumun yetiştirme tarzından kaynaklandığını düşünüyorum. Erkek çocuğunun büyütülürken vücudu açık gezmesinin bir problem olmaması, hatta buna teşvik edilmesi gibi örnekler ilk aklıma gelenler oluyor. Bu konu hakkında bir çözüme ulaşmak istiyorsak bunu hedef kitleyi iyi seçerek yapmalıyız. Birçok araçla bu insanlara ulaşmaya çalışmalıyız. Bence mesela bir reklam yapmak buna örnek olabilir ya da bir kamu spotu oluşturmak buna dair. Ama asıl yapılması gerekenin ilkokullarda kadın-erkek eşitliğine dair eğitimlerin verilmesi gerektiğini, sosyal sorumluluk projeleri ile çocukların cinsiyetlerine bakılmaksızın beraber bir şey üretmelerinin gerekliliği olduğunu düşünüyorum” yanıtını veriyor.

Son olarak Biyoloji 1. Sınıf öğrencisi Elif Dönmez, üniversitede okuyan ve bilim dünyasına atılmak isteyen bir kadın olarak şiddeti hissettiğini ifade ediyor. Dönmez, ‘Bilim adamı’ söyleminin dahi bu çalışmalara yıllarını adamış kadınlara bir haksızlık olduğunu dile getiriyor. 

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Eskişehir’de tiyatrolar kapalı gişe oynuyor

SONRAKİ HABER

Derneklere, üyelerini mülki amirlere bildirme zorunluluğu geliyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa