20 Kasım 2018 03:15

Namık Tarancı'nın arkadaşı: Mücadele onun için ekmek ve su gibiydi

Gerçek Dergisi Diyarbakır Temsilcisi, sosyalist mücadele insanı Namık Tarancı'nın katledilmesinin üzerinden 26 yıl geçti.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Çağla YOLAŞAN
Diyarbakır

Gerçek Dergisi Diyarbakır Temsilcisi, şair, aynı zamanda sosyalist bir mücadele insanı, Namık Tarancı; mücadele arkadaşları için ‘Kaptan’ olarak anılıyor. Tarancı, ‘faili meçhul’ haberlerinin her gün ardı ardına geldiği ’90’lı yıllarda, bir gazeteci olarak faili meçhullerin üzerine gidiyor, Musa Anter cinayetini ve pek çoğunu araştırıyor, gerçeğin gün yüzüne çıkmasını istiyordu. 20 Kasım 1992’de kendisi de Hizbullah tarafından katledildi. Tarancı’nın öldürülmesinin üzerinden 26 yıl geçti. Mücadele arkadaşı Mehmet Sait Karakuş, Evrensel’e Kaptan’ı anlattı.

Namık Tarancı’yla nasıl tanıştınız?

1974’te ben Devlet Su İşlerine girdim. Bizi Akçakale’ye gönderdiler. Akçakale’de bizim dışımızda elektrikçi bir taşeron vardı. İşte o bir ara çarşıya inerken bana beraber yürüyebilir miyiz dedi, ilk defa konuşuyorduk. Beni arkadaşlarıyla tanıştırmak istediğini söyledi ben de tamam dedim. Bir grup arkadaşıyla oturduk, o sırada Namık da oradaydı. Devrimci olduklarını söylediler, epey konuştuk tartıştık. Ben de devrimci olmak istiyorum dedim. Zaten o dönem ben de bir arayış içerisindeydim. Epey konuştuk, dediler ki sen Namık’la birlikte çalışacaksın. Hani kanı kaynamak derler ya, sanırım o esnada Namık da beni sevmiş. İlk tanıştığımız günden itibaren bana ‘ihtiyar’ diyordu. Tanıştıktan sonra da zaten bir daha ayrılmadık.

KALBİNDE SADECE DEVRİM VE SOSYALİZM VARDI

Namık Tarancı o dönem ne işle uğraşıyordu?

O zaman Namık Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği (YDGD)’nin başındaydı. YDGD o zaman yeni kurulmuştu. Namık’ın nasıl bir insan olduğunun tarifi bile zor yapılır. Çok özverili biriydi, kalbinde sadece devrim ve sosyalizm sevdası vardı. O zamanlar sanayi sitesinde kepenk işinde çalışıyordu. Haftada 5 gün gidiyordu işe. Bir yandan da genç işçileri örgütlüyordu. Etrafında yüz, yüz elli civarı genç vardı. Bir seferinde bir toplantılarına ben de katıldım. Orada dedi ki biz her defasında burada 60-70 kişi toplanıyoruz, niye 71. kişiyi getirmiyoruz? Bir sonraki haftaya gittiğimde doksandan fazla genç işçiyle toplantı yapıldı.  Girdiği hiçbir ortamdan eli boş çıkmazdı. Örneğin bu eve geldi, beni sosyalizm fikrine kazanmadan çıkmazdı bu evden. Öyle bir kişiliği vardı.

CESUR, GÖZÜ PEK, MÜTEVAZI

Mütevazı duruşu, anlatış şekli... Tam bir Diyarbakır tipi. Yani ben isterdim ki gece gündüz Namık’ın yanında kalayım. Teorik olarak nasıl olduğunu bilmem ama eylemde çok cesurdu. Kitle karşısındaki hitabet becerisi muazzamdı. Kendini her zaman sosyalist olarak tanıtırdı. “Burası Diyarbakır, her tarafımız cendere içerisinde” derdi. Güven veriyordu, cesaretliydi, gözü pek bir insandı, hatayı asla kabul etmezdi, ne olursa olsun. Kibirli değildi, ne iş olsa çalışırdı. Tek başına da kalsa düşüncelerinden taviz vermezdi. Bir yönü de var ki çok asabiydi.

Bir de şair kimliği var...

Namık bazen diyordu ki ihtiyar gel sana bir şiir okuyayım. Bir de Diyarbakırlı olup da şiir yazmayan yoktu.

Peki ya Namık Tarancı’nın senin için nasıl bir anlamı var?

Ben 44 senedir partiliyim, sosyalistim. Onlarca yıl yattım cezaevinde, 12 Eylül’ün esaretini yaşamış bir insanım Diyarbakır gibi bir alanda, tek bir gün bile teklemedim. Beni tutan şey de Namık gibi insanlardır. 12 Eylül döneminde Erdal Eren idam edildikten sonra Namık’la beraber bu idama karşı bir sürü şey yaptık. O dönem eşim hamileydi. Bir gün eve gittim annem eşimin doğum yaptığını söyledi. Ben de kız mı erkek mi diye sorunca Erdal’dır Erdal dedi...

MÜCADELE DIŞINDA HAYATINDA BİR ŞEY YOKTU

Peki ya öldürülmesi?

Ben 12 Eylül döneminde yargılanırken Avukat Cemal Zülfikar, gazeteci olarak Namık her duruşmama gelirlerdi. O gün yine duruşmam vardı, ne avukat ne Namık ne eşim, hiç kimse gelmemişti. Kuşkulandım, dedim ki burada bir sorun var. Avukatım yok duruşmayı erteleyin dedim, sonra cezaevine geri döndüm. Mecit Gümüş adında biri vardı cezaevinde. O birinci kattaydı ben de dördüncü katta hücrede kalıyordum. Aşağıdan ihtiyar, ihtiyar diye bağırdı. Çıktım ara yere. Dedi ki Namık Tarancı’yı öldürmüşler. Ben orada günlerce yemek yiyemedim. Bana bir puşi alıp eşime vermişti, eşim cezaevine geldiğinde getirdi daha sonrasında.  Kim olursa olsun Namık Tarancı’yı her koşulda her yerde anlatırdım. Mücadele dışında hayatında hiçbir şey yoktu, ekmek ve su gibiydi onun için. Bambaşka bir insan. Namık’ı tanıyıp sevmeyen saymayan kimse yoktu.

ÖNCEKİ HABER

ABD yaptırımları, kanser hastalarının hayatını riske atıyor

SONRAKİ HABER

Meksika’da plastik ve yağ fabrikalarında yangın çıktı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa