18 Kasım 2018 03:30

Sınır ihlalcisi İlhan Berk 100 yaşında

Sonra 'sözcük ordularının' saklı olduğu kurşun kalemine yönelir ve sınırlara hücuma başlar. Sınırları aşamasa da, yıpratmaya çalışır.

Görsel: evvel.org

Paylaş

Ayşegül TÖZEREN

Şiirin hep yenisi, İlhan Berk, bundan yüz yıl önce doğmuştu: “İlhan Berk, 1918, Manisa, Boy: 1.70, göz: kara, renk: buğday. Bir insan. Herkes gibi*” Kendi şiirine böyle başlar ve ilk dizeyi dipnot işaretiyle sonlandırır. Berk için, ilk dizeler hep önemlidir, çünkü ilk dizede şiirin dilinin kurulduğuna inanır. Şiirin dili kurulduğunda da o patikadan şair yürür. Gerçekten, şair yürür. İlhan Berk, şiirlerini zihninde yürürken kurar, bozar, tekrar kurar. Sonra “sözcük ordularının” saklı olduğu kurşun kalemine yönelir ve sınırlara hücuma başlar. Sınırları aşamasa da, yıpratmaya çalışır.

İLHAN BERK ÇOKANLAMLILIKTAN YANADIR

İlhan Berk, şiirini okurla buluşturmaya II. Dünya Savaşı’nın etkilerinin görüldüğü yıllarda, kırklarda, başlar. Dünyada varoluşçuluk; edebiyatı, şiiri ve sanatı etkilemektedir. Sartre, Bulantı’da şöyle yazar: “Biz sıkılmış, kendi kendimizden bunalmış, bir yığın varolandan başka bir şey değildik, burada bulunmamız için hiçbir neden yoktu. Şaşkın ve belirsiz tedirginlikler duyan her birey ötekilere oranla kendini fazla buluyordu.” Bir hastanede doğmak, okula gitmek, çalışmak, evlenmek ve yine bir hastanede ölmek gibi bir çizgisel yaşantının sınırları sorgulanmaktadır. Bu sorgulama bazen şiirle, bazen edebiyatla, bazen sanatla olmaktadır. Sınırların yanı sıra usun da tartışıldığı yıllardır. Büyük bir fizik buluşu gerçekleşmiş, atomun parçalandığı ortaya çıkmış, ancak insan aklının bu büyük başarısı, atom bombasının yaratımına da neden olmuş ve dünya tarihinin en büyük katliamı gerçekleşmiştir. Dolayısıyla da insan aklı da sorgulanmaktadır. Anlam da… İlhan Berk, “Şiir bir şey anlatmaz. Anlaşılmak için de değildir,” diye yazacaktır. İlhan Berk’in şiirine getirilen en sık eleştiri, “anlaşılmaz oluşu”dur. Alışıldık olan, edebiyat ve şiirle duyguları “anlatarak” ifade etmektedir. Anlatmanın yolu da aynı anlam üzerinde uzlaşmaktadır. İlhan Berk, uzlaşmayı ret eder, o çokanlamlılıktan yanadır. Onun şiirine usla yaklaşmak, şiirine yakınlaştırmaz, aksine uzaklaştırır. Logos’ta şöyle yazar: “Şiirde gerçek, gerçeği aştığında gerçektir çünkü” Berk’e göre şair gerçekten olan şeyi değil, olabilir olanı anlatır. Duvarcının elinden düşürdüğü tuğlanın yere düşmesi şiir değildir onun için, şiir havada asılı kalmasındadır. Böylelikle dil bir tüketim aracı olmaz. İlhan Berk’in şiir dili, dili rayından çıkararak, işlevsizleştirir. Belki, bundan, İlhan Berk’i çoksatar, popülist dergilerde pek görmeyiz, bu dergiler onun şiirini tüketim aracına dönüştürememişlerdir.

ŞİİRİN DİLİ KEKEMEDİR ONUN İÇİN

İlhan Berk, şiirinde anlam arayanlara karşı çıkmıştır. Şiirin dili kekemedir onun için, metnin içinden slogan atamaz. Ancak bu onu toplumsal olandan uzak kılmamıştır. Şöyle yazar: “Şair dünyayı değiştirmeyi, hiç değilse görüneni, bilineni, değiştirmeyi sözcüklerle, sözcüklere verdikleri yeni anlamlarla yaparlar.” İlhan Berk, kendi şiirinde söyler: “Ve birden emeğin tarihinde en sevdiği renk: Kırmızı / En sevdiği çiçek: Sardunya / Ve en sevdiği söz: ‘Ancak fakir olan iyi şiir yazar.’” Onun şiirlerinde, “dünyayı sevdirmek” vardır, İstanbul’un arka mahalleleri vardır ve sabahlar vardır. O sabahları kaçırmayan bir şairdir, çalışmaya giden sıradan insanları izler, aslında da onları yazar: “Dünyada işlerine giden insanları görmek kadar güzel bir şey yoktur / (Biliyorum artık akşama kadar onları hiç göremeyeceğim). Şiirini sıra dışı kılanlardandır küçük yaşamların içinde bulduğu sihirli anlar. Onlarla birlikte dünyaya kafa tutar. İlhan Berk’e göre “Bir sokağın misafirliğe çıkıp gelmesi gibi bir şeydir şiir.”

İlhan Berk şiiri, sınır ihlalcisi olduğu kadar yersiz yurtsuzdur da… Onun kalemi bazen bir balıktır okyanusları gezen, bazen bir ağaç kökleri belirsizliğe uzanan, bazen de bilinmeyen bir sualtı kentidir. Berk şiiri, yersiz yurtsuzluğun “deneylem” alanıdır. Doğaya, insana ait olanın yersiz yurtsuzluğunun izini sürer… Onun şiirinde aşk ve cinsellik önemlidir. Ancak aşkın ve cinselliğin de yersiz yurtsuzluğunun izlerini sürer: “Dokunma ayağın dilinde aşktır / Bu da bütün dünyası bakma olan biri için ölümle eşdeğerdir.” Onun şiirindeki cinsellik de üreme işlevinin dışına çıkarılmıştır. Hazzın tonlarında dolaşır.

ONUN ŞİİRİ, BİR NESNELER EVİDİR

İlhan Berk, ilk şiirlerini İstanbul kitabıyla okurla buluşturmuştur. Bu kitabın rahmi, bir kenttir, kentin sokakları, kentin sakinleri ve o kentin bir kuyu ağzı gibi dünyaya açılmasıdır. Son şiir kitaplarındaysa, kentin kılcallarından girer, evi, odaları, balkonları yazar… Ve tabii ki, onun şiiri, bir nesneler evidir. Nesnelere de şiirinde önemli bir yer verir. Onun şiiri gittikçe birçok anlamda minörleşmiştir. Şöyle yazar: “Çağımızın karanlığını odalara doldurmuştum sanki, odalardan onun için çıkmadım. Karanlıktan ilk korkmuyorum. İlk kez karanlığın çağımızın bir yönü olduğunu anlıyorum.”

İlhan Berk, dilini yersiz yurtsuzlaştırabilmiştir. Bundan dolayı hiçbir zaman tanımlanamamıştır. İlhan Berk şiiri akılla kavranamaz, ama okuyanın aklını çelebilir. İlhan Berk de öyle istememiş miydi? “Baktığımız bir şeyi değiştirmiyorsa bir ozan, yoktur o”

İlhan Berk vardı, dünyaya adını yazdırdı ve sessiz adımlarla yürüyüp gitti.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Eczacılar Odasından çarpıcı tespit: Her ay 400 kalem ilaç yoka düşüyor

SONRAKİ HABER

İnsan Hakları Belgesel Film Günleri başlıyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa