18 Kasım 2018 03:25

'ABD, İran’da yeni bir yönetimin taşlarını döşemek istiyor'

Öğretim Üyesi Dr. Gülriz Şen ile ABD’nin İran'la nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından uygulamaya başladığı ikinci yaptırım paketini konuştuk.

Fotoğraf: Fatemeh Bahrami/AA

Paylaş

Şerif KARATAŞ
İstanbul

ABD-İran ilişkileri üzerine akademik çalışmaları bulunan TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünden Öğretim Üyesi Dr. Gülriz Şen ile ABD’nin İran'la nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmesinin ardından 5 Kasım’da uygulamaya başladığı ikinci yaptırım paketini konuştuk. ABD’nin İran yaptırımlarıyla İran’ın bölgesel etkisini kısıtlamak istediğini belirten Şen, "ABD, İran’ı nükleer anlaşmanın geçici maddelerini kalıcı kılmaya çalışan 'daha iyi bir anlaşma' için masaya dönmeye zorluyor” dedi. ABD yönetiminin İran politikasında nihai hedefinin rejim değişikliği olduğuna dair güçlü bir izlenim oluştuğunu belirten Şen, İran’da rejim değişikliği politikasının Trump yönetimi ile yeniden hayat bulmaya başladığını ifade etti. Şen şu değerlendirmede bulundu: ABD’nin 2017 sonu ve 2018 başında İran protestolarına yaklaşımı, Trump’ın ulusal güvenlik danışmanı John Bolton’ın rejim muhalifi Halkın Mücahitleri örgütü ile yakın ilişkileri, rejim değişikliği ve İran’a askeri müdahaleye yönelik görüşleri, Washington’ın İran politikasında esas hedefin yeni bir anlaşmadan ziyade yeni bir yönetimin taşlarını döşemek olduğu kuşkularını arttırıyor.

İRAN RİYALİ ÜÇTE İKİ ORANINDA DEĞER KAYBETTİ

ABD Başkanı Donald Trump’ın nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından kademeli olarak geri getirilen İran yaptırımlarının ikinci ve son paketi 5 Kasım’da başladı. ABD’nin ikinci yaptırım kararının İran’a yansıması nasıl olur?
Yaptırımların İran için kaçınılmaz siyasi, ekonomik ve toplumsal yansımaları olacak. Siyasi resme bakacak olursak Amerikan yönetiminin İran’ı “tarihte benzeri görülmemiş en sert yaptırımlar” ile sınaması kuşkusuz hem hükümet hem de rejim açısından zorlu bir sürecin habercisi. Ruhani hükümeti iç siyasette daha fazla baskıya maruz kalacak, ekonomide kötü gidişatın faturası Amerikan yaptırımlarının yanı sıra hükümete de mal edilecek. Dini Lider Hamaney’in bu minvaldeki açıklamalarını geçtiğimiz aylarda duymuştuk.

İran’da ekonomik göstergeler yaptırımların ikinci etabının devreye girmesinden çok daha önce kötüleşti. Trump yönetiminin anlaşmadan çekilme kararı piyasalar ve toplum üzerinde endişe yarattı. Sadece 2018 yılında İran riyali yaklaşık üçte iki oranında değer kaybetti, Ruhani hükümetinin ilk döneminde kontrol altına alınan enflasyon hızlı bir şekilde artmaya devam ediyor. Yaptırımlar nedeniyle ticaret sekteye uğrayacak ve mevcut durum daha da zorlaşacak. Bu noktada en iyimser senaryo, Avrupa ülkelerinin İran ile hukuki ve meşru ticari kanalları açık tutmak ve ekonomik ilişkileri korumak adına uygulamaya koymayı planladığı “Özel Amaçlı Araç”ın (Special Purpose Vehicle) etkili bir şekilde çalışması olacak. Ancak Avrupalı büyük banka ve şirketler yerine küçük ve orta ölçekteki firmaların Tahran’ın yatırım, teknoloji transferi gibi beklentilerini karşılamada zorlanacağı öngörülebilir.

Yaptırımların en büyük etkisini şüphesiz İran halkı hissedecek. Daha şimdiden ilaç temini konusunda ciddi sorunlar baş göstermiş durumda. ABD yönetimi ilaç, gıda ve sağlık sektörü ile ilgili ticari işlemlerin yaptırım kapsamında olmadığının altını çizse de Trump yönetiminin bu sektörler ile ilişkili İran bankalarını da yaptırıma tabi tutması endişe verici. Ekonomide beklenen daralmanın hükümetin en zayıf kaldığı alanlardan biri olan işsizlik sorununu da derinleştireceğini öngörebiliriz. Öte yandan İran dünya ile ticaretini sınırlamalara rağmen sürdürse de enerji ve otomotiv gibi sektörlere yatırım çekmesi önünde ciddi engeller mevcut. Hükümet istihdam yaratmak için yabancı yatırımlara güveniyordu, oysa Avrupalı büyük firmaların hemen hemen hepsi Trump’ın Mayıs ayında ilan ettiği kararının ardından İran piyasalarından çekildi.

Ekonomideki kötü gidişat devlet-toplum ilişkilerindeki gerilimleri arttırabilir. Esasen ABD’nin politikasının özünün rejimi yaptırımlar ile ekonomik ve toplumsal olarak yıpratmak olduğu hatırlanmalı. Öte yandan, İranlı siyasetçilerin ABD’nin İran’a “ekonomik savaş” açtığı yönündeki söylemleri, ABD tarafından Halkın Mücahitleri örgütüne verilen destek, bölgede İran’a karşı oluşmakta olan stratejik yakınlaşmalar, İran-ABD düşmanlığını derinleştirirken, rejimin ideolojik sütunu olan antiAmerikancılığı pekiştirecektir.

İRAN POLİTİKASINDA DEĞİŞİM ZOR

ABD’de 6 Kasım’da ara seçimler yapıldı. Cumhuriyetçi ABD Başkanı Donald Trump, Temsilciler Meclisindeki çoğunluğu kaybetti. Seçimlerdeki bu sonucun İran’a uygulanan yaptırımlara nasıl bir yansıması olur?
ABD ara seçimlerinde Demokratlar, Temsilciler Meclisinde çoğunluğu kazanarak Cumhuriyetçilerin Kongre’nin her iki kanadındaki üstünlüğüne son verdi. Ancak Cumhuriyetçiler halen Senato’da çoğunluğa sahipler. İran’da da yakından takip edilen seçimlerde beklenti Demokratların Kongre’nin üst kanadına da hâkim olarak Trump yönetiminin politikalarına ciddi bir denge getirmesi yönündeydi. Bu gerçekleşmedi. Amerika’da sınırlı da olsa değişen siyasi dengelerin Washington’ın İran siyasetine olası yansımaları tartışmalı bir konu. Tamamen Demokratların kontrolünde bir Kongre dahi, İran lehine bir politikanın teminatı değil. Zira İran karşıtlığı ABD siyasetinde her iki partinin de üzerinde uzlaştığı “bipartizan” bir konu. Elbette bunu söylerken Demokratların büyük ölçüde nükleer anlaşmanın kazanımlarının korunmasından yana olduğunu belirtmeliyiz. Aslına bakılırsa ABD Kongresi, Trump’ın nükleer anlaşmadan çekilmesi öncesinde Kongre’ye yaptırmaya çalıştığı yaptırımları yeniden başlatma kararını almaktan kaçınarak, bu konudaki tercih ve sorumluluğu yeniden ABD Başkanı’na vermiş oldu. O dönemde bu tutum anlaşma adına olumlu bir adımdı, fakat Donald Trump’ı engelleyemedi. Yeni süreçte Kongre’nin rolü Başkanlık Kararnameleri dışında İran’a yönelik başka yaptırım yasalarının gündeme gelmesi gibi durumlarda karşımıza çıkabilir. Diğer taraftan Trump yönetiminin Obama dönemine ait her politikayı reddetmesi, Demokratları bu politikaları yeni dönemde daha çok korumaya teşvik edebilir.

Seçim sonuçlarının İran’daki yansımalarına bakılacak olursa Demokrat Parti’den Nancy Pelosi gibi bazı isimlerin rejim muhalifi ve 2012’ye dek ABD’nin de terör listesinde yer alan Halkın Mücahitleri örgütü ile yakın ilişkiler içinde olması Demokratların Kongre’de güç kazanmasının özellikle İran’da muhafazakâr cenah nezdinde Tahran’ın lehine olmadığı görüşünü kuvvetlendiriyor. Ancak İran’da siyasi seçkinler arasında yaygın kanı Trump hükümeti değişmedikçe ABD’nin İran politikasında olumlu manada bir değişikliğin beklenmemesi gerektiği yönünde.

ABD’NİN HEDEFİ YENİ BİR ANLAŞMA DEĞİL...

İran’da iktidarın politikalarına karşı eylemler de yaşanıyor. Trump başkanlığındaki ABD yönetimi, yaptırımları İran’da rejim değişikliği için kullanabilir mi?
Daha önce de belirttiğim gibi ABD yaptırımlarının temel hedefi rejimi ekonomik ve toplumsal olarak yıpratmak. Trump yönetiminin ifadelerine bakılırsa, ABD baskı ve yaptırım politikası ile İran’ı bölgedeki faaliyetlerini ve balistik füze programını kısıtlayan ve mevcut nükleer anlaşmanın geçici maddelerini kalıcı kılmaya çalışan “daha iyi bir anlaşma” için masaya dönmeye zorluyor. Ancak bu söylemin ötesinde ABD yönetiminin İran politikasında nihai hedefinin rejim değişikliği olduğuna dair güçlü bir izlenim oluşmuş durumda. Rejim değişikliği siyaseti en son George W. Bush döneminde aleni bir şekilde tartışılmıştı ancak Irak’taki başarısızlık ve hezimet ABD’yi bölgede daha itidalli ve askeri varlığını sınırlı tutan bir politikaya itmişti. Rejim değişikliği söyleminin Obama dönemi sonrasında Donald Trump yönetimi ile yeniden hayat bulmaya başladığı görülüyor. ABD’nin 2017 sonu ve 2018 başında İran protestolarına yaklaşımı, Trump’ın ulusal güvenlik danışmanı John Bolton’ın rejim muhalifi Halkın Mücahitleri örgütü ile yakın ilişkileri, rejim değişikliği ve İran’a askeri müdahaleye yönelik görüşleri, Washington’ın İran politikasında esas hedefin yeni bir anlaşmadan ziyade yeni bir yönetimin taşlarını döşemek olduğu kuşkularını arttırıyor.

‘YAPTIRIMLAR TÜRKİYE-ABD İLİŞKİLERİNDE SORUN YARATMA POTANSİYELİNE SAHİP’

ABD, aralarında Türkiye’nin de olduğu ve İran’dan yüksek miktarda petrol ithal eden sekiz ülkeye “geçici muafiyet” kararı aldı. Hükümete yakın basın bu durumu sevinçle karşıladı ve gerilimli seyreden ABD-Türkiye ilişkilerinin “eski günlere dönüleceği” şeklinde yorumlandı. ABD’nin İran’a yaptırım kararının ABD-Türkiye ilişkilerine yansımasına ilişkin neler söylersiniz?
ABD’nin Türkiye dahil olmak üzere sekiz ülkeye tanıdığı geçici muafiyet kararı temelde petrol piyasasını olası bir şoktan korumak ve Amerika’daki ara seçimler öncesinde petrol fiyatlarının ani yükselişine engel olmak içindi. Altı aylık muafiyet döneminde Trump yönetimi Irak’ın petrol arzını arttıracağını, ABD, Rusya ve Suudi Arabistan’ın da petrol üretimini yükseltmesi ile İran’ın piyasadan dışlanmasının yaratacağı muhtemel sonuçların giderileceğini umuyor. Türkiye petrol ve doğalgaz tedarikinde İran’a bağımlı bir ülke. Halihazırda geçici muafiyet kazanan ülkelerin hepsi Trump’ın Mayıs ayında açıkladığı kararının akabinde İran’dan petrol alımlarını kademeli olarak azaltmıştı. Türkiye örneğinde Tüpraş’ın ithalatına bakıldığında İran’dan alınan petrolde de kısıtlamalara gidilmişti. Öte yandan ABD ile muafiyetler için yürütülen müzakerelerde Türkiye’nin en önemli gerekçesi İran doğalgazı için 2001’den beri faaliyette olan doğalgaz boru hattı ve Tahran ile devam etmekte olan doğalgaz alım anlaşması oldu. Petrol ile kıyaslandığında doğalgaz için Türkiye’nin tedarikçi bulması çok daha zor. Bunun dışında enerji alanında Türkiye’ye tanınan muafiyet, İran ile ticari ilişkiler için geçerli değil, o nedenle İran ile ekonomik ilişkilerin sürmesi Türkiye-ABD ilişkilerinde sorun yaratma potansiyeline sahip. İran-ABD ilişkilerinde artan gerilim, Türkiye’yi hem ABD hem de İran ile korumaya çalıştığı stratejik, ekonomik ve enerji ilişkilerinde hassas bir denge kurmaya zorlayacaktır.

ABD’NİN ŞARTLARINI İRAN KABUL EDEMEZ

ABD’nin yaptırımların kaldırılmasına karşılık İran’ın yerine getirmesini istediği 12 maddelik şartlara bakacak olursanız, ABD’nin öne sürdüğü şartlar için neler diyeceksiniz? Bu şartları İran yönetiminin yerine getirmesi mümkün mü?
ABD’nin öne sürdüğü şartlar İran yönetiminin asla kabul etmeyeceği talepleri içeriyor. Bunlar içinde en başta İran’ın müzakere edilemez bulduğu ve nükleer anlaşmanın kapsamında yer almayan balistik füze programına son vermesi, ekonomik ve askeri olarak büyük külfetler ödediği Suriye’den çekilmesi, Hizbullah, Hamas ve İslami Cihad gibi örgütlere desteğini kesmesi ve Devrim Muhafızları’nın bölgedeki faaliyetlerini bitirmesi gibi Tahran’ın Ortadoğu’da hayatta kalma ve ABD ile İsrail’e karşı kendisini savunma stratejilerine aykırı pek çok husus dikkat çekmekte. Dahası, devrim sonrası İran’da Amerikan karşıtlığının sistem içindeki rolü düşünüldüğünde bu taleplerin kabul edilmesi İran’ın ABD’ye “diz çökmesi”, “taviz vermesi” şeklinde yorumlanacağından bu talepler stratejik açıdan olduğu kadar, ideolojik ve rejim meşruiyeti açısından da sorunlu. İran üzerindeki siyasi ve ekonomik baskılar arttıkça, Tahran’da şahin kanadın güvenlik siyasetinin güç kazanacağını öngörürsek, bu taleplerin mevcut ABD politikalarıyla kabul edilmesi mümkün görünmüyor.

‘ORTADOĞU’DA YENİ KRİZLERİ BERABERİNDE GETİRECEK’

İran’a yönelik ikinci yaptırım kararlarının Ortadoğu’ya yansımasına dair değerlendirmeniz nedir?
ABD’nin İran’a yönelik baskılayıcı tavrı bölgede İsrail, Suudi Arabistan ve Mısır gibi müttefikleri nezdinde memnuniyetle karşılanıyor. Bu politikalar ile bölgede barış ve istikrara karşı en büyük tehdidin İran olduğu söylemi ile Arap devletleri ile İsrail arasında yakınlaşma için de meşru bir zemin yaratılıyor. ABD yaptırımlarının en temel gerekçelerinden biri olarak İran’ın bölgedeki “habis” politikalarına son verme amacı zikrediliyor. ABD’nin yaptırım siyaseti tam da bu noktada İran üzerinde kurduğu ekonomik ve siyasi baskı ile Tahran’ı daha sert ve radikal politikalara itebilir. İran’da yaşanacak olası bir istikrarsızlık ya da rejimin nükleer anlaşmadan çekilme kararı alması gibi senaryolar Ortadoğu’da yeni krizleri beraberinde getirecektir.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Trump: Gülen'in iadesi gündemimizde yok

SONRAKİ HABER

İzmir'de Koton önünde eylem: Atılan işçiler geri alınsın

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa