18 Kasım 2018 03:05

Popüler tarihçiliğimizin kökeni

Tarihin bu denli ilgi konusu olması kuşkusuz, iktidarın geçmiş, şimdi ve gelecek kurgusunu bu alan üzerinden yürütmesi ile alakalı.

Payitaht Abdülhamid adlı YouTube kanalının Payitaht Abdülhamid 61. Bölüm adlı videosunun ekran alıntısı

Paylaş

Hasan ATEŞ

Son on yılda tarihe olan ilginin giderek arttığı söylenebilir. Nerdeyse her TV kanalında bir tarih programı mevcut. Akademik unvanlarını bu programlarda yükseltenler, profesör unvanını ekrana koca harflerle yazdıranlar da oldu. Programlardaki artışın nedeni tarihin anlaşılması veya açıklanması isteğinden olmadığı aşikar. Milli şuur ve maneviyat için olduğu ise muhakkak. Milliyetçi, muhafazakar tarihçilerin ve yazarların ekranları her akşam kuşattığı bir süreç yaşanıyor. Profesörlerimiz bu milli şuur ve bilinçten olsa gerek neredeyse ifade ettiklerine giderek daha fazla inanmakta, coşkuyla savunmaktalar. Geniş izleyici kitlesine ulaşılan dizilerde ise ecdat yedi düvele racon kesiyor. Sözde antiemperyalizmiyle mazlumların koruyucusu olmayı kimseye bırakmamakta. Bu uğurda zalime sık sık Osmanlı tokadı atılmakta.

İKTİDARIN TARİHE YÜKLEDİĞİ ANLAM

Tarihin bu denli ilgi konusu olması kuşkusuz iktidarın özel olarak tarihe yüklediği anlamla alakalı. İktidarın geçmiş, şimdi ve gelecek kurgusu bu alan üzerinden yürütülmekte. Tarihi mitler, destanlar, kahramanlıklar çağı olarak dile getirmekte. Selçuklu ve Osmanlı tarihi kanun, nizam, mimari, şehir, estetik ve benzeri kavramlarıyla eşsiz olarak ifade edilmekte. ‘Ara dönem’ olarak nitelendirdikleri Cumhuriyet tarihinin siyasal-sosyal sorunları, katliamları ve kayıpları özelde CHP’ye ihale edilmekte (CHP’nin bu konulardaki sorumlulukları ve suçları ayrı bir tartışma konusu. Sorumluğun CHP’ye ihale edilmesindeki esas sorun devletin rol ve işlevinin silikleştirilmesi); muasır medeniyetler, yol, köprü, baraj yapımları ise Menderes, Demirel, Özal’la devam eden geleneğe bağlanmakta. Kendini Kemalizm’den ayırmak isteyen Osmanlıcılık milli kimlik inşası hünerinden dolayı hasmını hayırla vadedebilir de. Ziya Gökalp’in Türk Yurdu dergisinde giriştiği Türk kimliği inşası Kemalizm’le doruğa ulaşır. Birinci ve İkinci Türk Tarihi Kongreleri ve Türk Tarihini Ana Hatları kitabı Türkü Orta Asya’ya bağlamakla kalmaz, Anadolu ve Balkan halkalarının köken olarak Türk ırkına bağlar. Aşıkpaşazade ile yaratılan Kayı kökeni, Türk ırkını her yerde arayan Kemalizm zaman ve mekanda daimidir artık.

OSMANLI SORGUSUZ SUALSİZ KABULLER HANESİNDE

Popüler tarihçiliğimiz için ‘kurucu ata’ ve ‘efsaneler’ dönemi Osmanlı ise sorgusuz sualsiz kabuller hanesinde zaten durmakta. “Eksiksiz, mutlak, kuşkuya yer bırakmayacak kadar muazzam bir medeniyettir Osmanlı. Hikmetinden sual edilemeyeceği gibi akıbetinin ne olduğu da pek mühim değildir.” Akıbetlere kurban edilenlerle pek ilgilenmez bu tarihçilik. Akıbeti sual edenlere ekran karşısında ise bazen kılıçla, bazen ok atarak yanıt verilir.

Tarihin ve tarihyazımının ne olduğu tartışılagelen bir konudur. Tarihin, tarih yazıcısının ideolojik-politik tutumundan bağımsız olmadığı bilinen bir gerçektir. Carr “Tarih Nedir”de tarihi tarihçiyle olgular arasındaki sürekli bir gerilim olarak tarif eder. Marksizm ise tarihe toplum ilişki, süreç olarak bakar. Süreç ve ilişkileri toplumsal sınıflar düzleminde inceler. Toplumsallığı için de tarihçi olguları ve olayları seçer. Süreç, ilişki ve olgular bir ideoloji düzleminde dile gelir. Olguların seçilimi ve ifade edilişi ideolojik tutuma bağlı olarak manipülasyona, eksik ya da yanlış ifadelere de tabi kılınabilir. Tarihçi genel olarak siyasal, toplumsal konumuna, pozisyonuna bağlı olarak olguları seçer. Daha açık olarak tarihçinin sınıfsal/ toplumsal, kültürel konumu ve eğilimi olay, olgu, metin seçimini belirler. Bu sınıfsal/ideolojik konumlanış Selçuklu/Osmanlı Türk tarihi için çok açıktır. Somut örneği ise Vakanüvis tarihçiliğidir. Bu geleneğin tarihçiliği olay aktarımı ve kronolojik tarihyazımıyla gerçekleştirilir. Saray, saltanat, savaş, sultanlar tarihçiliğidir. Tarih dışı bırakılanlar ise sosyal-ekonomik süreçler, ezilen halklardır.

TARİHÇİ İÇİN DEVLET VE DİN İKİ KADİM MİTTİR

Vakanivüsliğin bıraktığı mirası modern Türkiye tarihçiliği de devralmıştır. Cumhuriyet tarihçiliğinin ilk elden ezeli ve ebedi malzemesidir Osmanlı kronikleri. Tarihçinin eleştiri, soru sorma, vakanivüsle polemik yapması pek karşılaşılan bir durum değildir. Vakanivüs ve tarihçi için devlet ve din iki kadim mittir. İkisi de siyasal iktidarın ideolojik ve politik ihtiyaçlarına yanıt vermek için tarih yazarlar. Duygular, düşünceler, imgeler, semboller yaygın ve yoğun biçimde tarihle ilişkilendirilir ve böylece tarih bir coşku ve vecd haline getirilir. Nedensellik ve değişim kaybolmuştur bu anlatımda. Dönem daha çok ecdadın keşfedilmesidir. Ecdadın her mekanda, nesnede, duyguda bulunması da pek zor değildir. Siyasal, kültürel, sosyal sorunların çözümü de kutlu geçmişten bulunup çıkartılır. Her derdin devası oradadır. Kürdün, Alevinin, kadının, gayrimüslimin sorunu da halloluverir sorunsuz. Altı yüz yıllık tarihin çözemediği sorun olabilir mi ki? Ortadoğu ve Balkanlar sorunları da çözümden nasibini alır. Ama ziyadesiyle yeni sorunları kuşatılarak.

KUTLU MÜREFFEH GEÇMİŞİN ANLAMI NEDİR?

Bütün bu sürecin, kutlu müreffeh geçmişin anlamı nedir? Siyasal iktidar  ideolojik araçlarının kültürel alanda hegemonya yaratamadığını kendisi de ifade ediyor. İktisadi alanın da krizde olduğu bu dönemde ideolojik alan giderek daha fazla önem kazanıyor. Geçmişin güçlü siyasal lider, güçlü kültürel ve ideolojik yapının Osmanlı karakteri olarak ifadesi, bugün arzulanan, aranan, gereksinim duyulanının da kendisi. Geçmişe ilişkin ifade homojenleştirilmiş toplumsal, sınıfsızlık, kaynaşmış toplum çokça eleştirdikleri Kemalist ideolojinin de temel argümanlarıyla. Egemenin ve ezileninin görülmediği yada silik kılındığı tarihyazımı Marksistlerin tarihi ve tarihyazımı değildir. Osmanlı tarihin bütünsel Marksist bir tarihyazımı ihtiyacı bir aciliyet olarak önümüzde durmakta. Yerli, milli ve dini tarihçiliğin nasıl başladığı, dönüştüğü ise başka bir yazıya.

ÖNCEKİ HABER

Bütçe görüşmeleri: Milli gelir, 12 yıl öncekinden daha düşük

SONRAKİ HABER

Erdoğan'dan Doğu Akdeniz açıklaması: Yaptırım tehditleri bizi vazgeçiremez

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa