17 Kasım 2018 03:45

Bağımsız bir Avrupa ordusu fikri

AB ile ABD arasındaki çatışmanın emperyalistler arasında pazar kapma ve etki alanlarını arttırma uğruna devam ediyor.

Fotoğraf: Mustafa Yalçın/AA

Paylaş

Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin 100. yılında yapılan anma törenleri oldukça canlı geçti. Bu törenler, ABD ile AB arasındaki farklılıkların da bariz hale geldiği törenler oldu. Özellikle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron gibi demokratlar nasyonalist ABD Devlet Başkanı Donald Trump’ı “vatanseverlik milliyetçiliğin zıttı dır” şeklindeki ifadelerle eleştirdi. Trump’u bu açıklamaya aninde tepki göstermiş olsa da esas olarak Washington’a döndükten sonra attığı Tweetlerle “dostu” Emmanuel’i ve Fransa ile birlikte Almanya’yı hedef aldı. Fransa cephesinden yapılan açıklamalarda ortamı yumuşatılmaya çalışılsa da ABD ile ilişkiler sarsıldı ve Trump Fransız şarabına karşı ek vergiden bahsetmeye başladı.

Le Monde gazetesinin editörlerinden olan Sylvie Kauffman, Avrupa ile ABD arasındaki çelişkilerin yanı sıra Fransa ile Almanya arasındaki farklılıklar vurgu yaparak, olayın perde arkasına dikkat çekmeye çalışıyor. Ona göre Avrupa ile ABD arasındaki bu bölünmüşlük fikrine en çok savunan Vladimir Putin oldu. Almanya’dan Junge Welt’teki yorumda ise tüm manipülasyonlara rağmen AB ile ABD arasındaki çatışmanın emperyalistler arasında pazar kapma ve etki alanlarını arttırma uğruna sürdürüldüğüne dikkat çekiliyor. Öte yandan İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırısı ve de ABD’nin uzlaşma rolünü kayıp etmesi sonucu AB’nin bölgede daha etkili olabileceği tartışılıyor.


ENDİŞELENDİRİCİ PARALELLİKLER AVRUPA ORDUSU ÜZERİNE TARTIŞMA

André Scheer
Junge Welt

Beyaz Saray’daki psikopat ve dünyanın diğer haydutlarına karşı savaşan bir Avrupa ordusu mu? Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, tam da Birinci Dünya Savaşı’nın bitişinin 100. yıldönümünde yıllardan beri şişirilen bir tartışmayı kızıştırdı. SPD Başkanı Andrea Nahles, hemen ABD ve Donald Trump’a karşı dünyada dengeyi sağlayacak bir güç olunması talebinde bulundu. Nahles, AB içinde 28 ordu olduğunu ve bunlara çılgınca para harcandığını belirterek kurulacak bir Avrupa Ordusu’nun AB çapında tasarrufa yol açacağı saçmalığını ileri sürdü ve silahlanmayı bu iddia ile cazip hale getirmeye kalkıştı. 2015 başında SPD’ye yakın Friedrich Ebert Vakfı tarafından Avrupa Politik Araştırmalar Merkezi’ne (CEPS) yaptırılan bir araştırmada da tek tek ordular yerine Avrupa Ordusu kurulması sayesinde 130 milyar avro kar edilebileceğinden söz edilmekteydi.

Geçen temmuz ayında Die Welt gazetesinde, Avrupa Ordusu inşasının Trump’ın NATO’nun askeri harcamaları için her üye devletin gayri safi milli gelirinin yüzde 2’sini ayırması teklifine alternatif olduğu belirtilmişti. Çünkü Alman silahlanma bütçesinin Trump’ın teklifinde öne sürüldüğü üzere 80 milyar avroya çıkarılmasının politik çoğunluk tarafından kabullenilmesi olanaksızdı.

Buna benzer planlar çok eskiden de gündeme getirilmişti. Daha 1992 yılında Batı Avrupa Birliği içinde Soğuk Savaş’ın bitmesinden kar etmek isteyen bazı çevreler belirledikleri Petersberg görevleri arasına krizin bertaraf edilmesi ve savaş müdahaleleri konusunda ortak çalışmanın da katılmasını istemişlerdi. Ta o zamandan beri Batı Avrupa Birliği’nden Avrupa Birliği’ne kadar tüm sözleşmelerde Avrupa’nın militaristleştirilmesi yer almıştı. Geçen yılın sonunda AB üyesi 28 ülkeden 25 ülke ortak ordunun ilk aşaması olarak Sürekli Yapısal Ortak Çalışma (Pesco) konusunda anlaşmışlardı.

Kim ki Nobel Barış Ödülü de verilmiş olan Avrupa Birliği’nin kurduğu ordunun ABD’nin baskın olduğu NATO’dan daha güçlü ya da ona denk olacağını ve saldırganlığa karşı çıkacağını düşünürse hayal aleminde dolaşmaktadır. Bunun nedeni sadece ABD’nin başını çektiği NATO’nun dünyanın değişik yerlerinde sürdürdüğü örneğin Yugoslavya, Afganistan, Irak, Libya’daki savaşlara AB içinde sorun yaratmadan katılması değildir. Daha ötesi Fransa, Afrika’da askeri öncü güç olarak ortaya çıkıyor ve Avrupalı müttefikleri de oradaki manevralarında Fransa’yı destekliyor.

Bu nedenle Macron’la Trump arasındaki çatışma, akıllı ve barıştan yana Avrupalı ile savaşçı ve paranoyak ABDli arasında bir çatışma değil. Çatışma dünyada başı çeken askeri güç olmak isteyen Avrupalılar ile Amerikalılar arasında sürmekte olan bir çatışma. Önemli olan dünyanın etki alanları ve pazarlarındaki payın arttırılmak istenmesi. Paris, Berlin ve Brüksel’dekiler ABD, Çin ve Rusya’nın dünya pazarları ve etki alanlarında belirleyici güce sahip olmasını istemiyorlar. Bu, tarih boyunca hep böyleydi. O nedenle tarihle şimdi arasında endişe verici paralellikler var.

Çeviren: Semra Çelik


‘BİR AVRUPA ORDUSU HAYAT BULMADAN TRUMP ÇOKTAN BEYAZ SARAYDAN AYRILMIŞ OLUR’

Sylvie Kauffmann
Le Monde

Kelimelerin bir anlamı var. Hele de radyoda söylendiğinde, özelliklede bir Devlet başkanının ağzından çıkarsa. Emmanuel Macron 6 Kasım’da Europe 1 (adlı radyoda) “gerçek bir Avrupa ordusu” ndan bahsettiğinde kimi müttefiklerinde fitili ateşleyeceğini biliyor muydu? Bunu bilinçli mi yaptı, yoksa köşe yazarlarına malzeme sunan fakat danışmanlarının da kafasını ağrıtan tasarlanmamış ağızdan kaçan sözlerden midir?

Bunu ancak o biliyordur. Çevresindekiler “ordu” kelimesini Cumhurbaşkanının daha önce sürekli belirttiği Avrupa savunmasını geliştirme gerektiği fikrinin anlaşılmasına yönelik seçilmiş bir kavram olarak açıklıyorlar. Yani bir “Avrupa ordusu” fikri, Avrupa politikasının temellerinden olan “stratejik bağımsızlık” kavramı ya da ortak operasyon düzenleme kültürüne sahip olan 9 ülke tarafından oluşturulan Avrupa müdahale inisiyatifi fikrine göre kamuoyuna daha kolay kabul ettirile bilinirmiş.

TRUMP’UN SURAT ASMASI

Avrupa’yı ABD’den korumak için bir ordu isteyen Fransa fikrini “büyük hakaret” olarak algılayan Trump’a da bu fikri açıklamak gerekiyordu. Bunu Emmanuel Macron şahsen kendisi üstlendi ve Cumartesi bire bir Elize Sarayında görüşmesinde yaptı. Hayır Donald! Sorun NATO içerisinde “yükün daha iyi bir paylaşımdır”. Elini kalbine koyan bir kişi olarak kimi gazetecileri ikna edebildi ve Sayın Macron kesinlikle ABD’den korunmaktan bahsetmiyordu ve söylemi siber saldırı “koşullarında” değerlendirmek lazımdı, böylelikle mesele ona göre hallolmuştu. Kimse “gerçek bir Avrupa ordusunun” siber saldırılar konusunda Avrupa’yı Amerika’dan koruması gerektiği fikrini tuhaf bulmadı.

Ama gel görkü…. Başkan Trump tüm Paris ziyareti süresinde hep suratı asık durdu. Beyaz Saraya gelir gelmez salı günü Paris’e ve “Emmanuel” e yönelik bir dizi saldırgan Tweet attı ve ona göre eğer Fransa’nın kendisini koruması gereken bir ülke varsa o da Almanya’ydı.

Almanya’da sessiz kaldı. O da Fransız Cumhurbaşkanının “Avrupa ordusu” konusunda çıkış yapmasının hiç beğenmedi: Berlin de Ren ötesinde yaraya basan bu Macroncu aceleciliğinden nefret ediliyor. Bu tür taleplerin, ABD ile bağları zayıflatmasından tedirginlik duyan Polonyalıları da öfkelendirdiği biliniyor.

MERKEL TARAFINDAN SAVUNULAN ‘BİR GÖRÜŞ’

Fakat “aynı andacılıgı”* savunan sadece Sayın Macron değilmiş: Pazartesi günü Fransız meslektaşı Florence Parly ile Mali ziyaretinde olan Alman Savunma Bakanı, Ursula von der Leyen’de “Avrupalıların gerçek bir ordusundan” bahsetti. Ardından salı günü Avrupa Parlamentosunda konuşma yapan Şanseliyer Angela Merkel, Macron başkanın ifadesini kullandı: “Bir gün gerçek bir Avrupa ordusuna ulaşabilmek için bir görüş oluşturmamız lazım”.

Donald sakin ol. Sayın Merkel’in oluşturmak istediği görüştür, ordu değil. Hatta konuşmasında “sorun NATO’ya karşı bir ordu oluşturmak değil, tam tersine! Var olan bağı ret etmeyen ve belki başarılı bir şekilde NATO’yu tamamlayabilen bir ordu olabilir” diye hemen belirtti. Mesele artık kapana bilinirdi.

Aslında her zaman olduğu gibi şeytan olayın detaylarındadır. Donald Trump, ikinci bir Başkanlık dönemi yapsa bile bir “Avrupa ordusu”nun hayat bulmasından önce Beyaz Sarayı çoktan terk etmiş olur. Ama onu asıl tedirgin eden Şanselyerin konuşmasının devamıdır: Ona göre Avrupalıların ortak silahlanma sistemleri geliştirmesi ve ortak silah ihracat politikası oluşturması bir zorunluluktur. Aslında burada Emmanuel Macron’un 10 Kasım’da CNN’de yaptığı deklarasyona atıfta bulunuyordu: “İstemediğim, Avrupalı ülkelerin savunma bütçelerini Amerikan donatımını satın almak için arttırmasıdır. Eğer bütçelerimizi artıracaksak, kendi bağımsızlığımızı oluşturmak içindir”

Savaşın atar damarı tam da buradadır. Washington’un Avrupalı müttefiklerinin daha fazla yük taşımasını istemesi esas olarak ABD’nin payı azaltmak için değil, silah sanayilerine yeni Pazar yaratmak içindir....

* ‘Aynı anda” söylemi Macron’un karşıt fikirleri birlikte savunmak için sürekli dillendirdiği bir fikir. Toplum nezninde “macronculuğun” en temel köşe taşlarından birisi olarak algılanıyor.

Kısaltarak Çeviren: Deniz Uztopal


AB’NİN DEVREYE GİRME ZAMANI GELDİ

Beth Oppenheim / The Independent *

Gazze bir kez daha şiddetin pençesinde. Pazar gecesi, İsrail özel kuvvetleri tarafından Gazze’nin içinde yapılan bir baskının ciddi şekilde ters gitmesinin ardından 2014 savaşından bu yana en şiddetli karşılıklı roket ve hava mermisi saldırıların sonucu 7 Filistinli ve bir İsrailli albay yaşamını yitirdi. Hamas Pazartesi gününden bu yana İsrail’e 400 roket ve havan topu atarak misilleme yaptı. İsrail 100’den fazla bomba atarak geri vurdu.

Ateşkes haberleri gelmeye başlıyor, ancak İsrail’in yanlış hesaplarının ağır sonucu oldu. İsrail’in ilk operasyonundan bu yana Gazze’de ikisi militan 5 Filistinli öldürüldü, 20 İsrailli yaralandı ve  Filistinli bir sivil İsrail’de öldürüldü. Şiddetin patlak vermesi, Birleşmiş Milletler ve Mısır’ın aracılık ettiği son ateşkes görüşmeleri bozuldu. Bu şiddet döngüleri sürdürülemez. Birleşmiş Milletler, eylül ayında, İsrail’in 11 yıllık ekonomik ablukasının ve İsrail ile Gazze arasındaki çatışmaların yol açtığı zararı dikkate alarak, mevcut koşulların devam etmesi halinde Gazze 2020 yılında yaşanamayacak halde olacağı konusunda uyardı. Gazze’nin musluk suyunun yüzde doksan beşi içilemiyor ve plajlarında işlenmemiş lağım içinde boğulmaktadır. Elektrik günde sadece 4 saat kullanılabiliyor. İşsizlik oranı yüzde 44.  Mart’ta başlayan Büyük Geri Dönüş yürüyüşünden bu yana insanların acısı ve umutsuzluğunun derinliği, Gazze halkının günlük olarak İsrail sınırına  ölümü göze alarak protestoya gitmesi ile ortada.

Avrupa Birliği, Gazze’de şiddet olayları ne zaman patlak verse hızlıca şiddeti yatıştırmaya çağıran beyanlarda bulunur, ancak Gazzelilerin acılarını hafifletmek için yapabileceği daha çok şeyler vardır. Blokun bölgede kendi stratejisini tanımlamak ve ABD’nin gölgesinden çıkmak için eşi görülmemiş bir fırsatı var. ABD’nin Kudüs’u İsrail’in başkenti olarak tanıması ve [Filistine] yardımda kesinti yapılması Amerika’nın arabuluculuk rolünü baltaladı. ABD barış planı için umutlar kötü görünüyor. AB, Gazze’nin acil insanlık krizinin üstesinden gelmesi için yardımdan öteye bakması ve iki büyük Filistinli siyasi parti arasındaki uzlaşmaya odaklanmak ve barışı beslemek için ekonomik  baskı uygulayabilir.

AB, Gazze’ye insani yardım sağlamaya devam etmelidir. Ancak, yardım tek başına altta yatan nedenleri çözmez. Gazze Şeridi, İsrail ve Mısır tarafından bir abluka altına alındı ve Hamas’ın 2007’de kontrolü ele geçirmesinden bu yana Batı Şeria’yı kontrol eden Filistin Yönetimi (PA) tarafından yaptırımlar uygulandı. Ancak strateji başarısız oldu. AB, İsrail’i, Mısır’ı ve PA’yi (Filistin Yönetimini) şeridi yok eden, ılımlıları zayıflatırken radikal unsurları güçlendiren abluka ve yaptırımlarına son vermeleri için zorlamalı.

Hamas, İsrail, AB, ABD ve Kanada tarafından bir terör örgütü olarak kabul ediliyor, bu nedenle İsrail hükümeti, dolaylı olarak gruba yardımcı olabilecek eylemde dahi bulunmayı reddediyor. Ancak Gazze sınırındaki AB desteği yardımcı olabilir. 2005’te, silahsız AB sınır polisi ve gümrük memurlarının misyonu, Gazze ve Mısır arasındaki Rafah sınır geçişini izleme konusunda PA’yı desteklemiş, Hamas devralıp 2007’de kapatılıncaya ümitsiz koşulların rahatlamasını sağlamıştı...  

AB, Filistin’e yönelik ulusal seçimleri yapma ve daha etkili diplomasi yürütme çabalarının bir parçası olarak Hamas’la ‘temassız’ politikasını da sonlandırmalıdır.

AB’nin İsrail’de yaptırım etkisi var – blok İsrail’in en büyük ticaret ortağı olup ihracatının yüzde 34’ünü satın alarak ithalatının yüzde 40’ını sağlıyor. Özellikle, çoğu malda tarife dışı ticaret sağlayan ortaklık anlaşmaları, insan hakları ve demokratik ilkelere saygıya bağlıdır.

AB, İsrail’in Batı Şeria’daki yerleşimlerini eleştirdi ve İsrail’in silahlı kuvvetlerine kısıtlama çağrısında bulundu, ancak şu ana kadar ikili ilişkilerinde koşulların etkilenmesinden kaçtı. Mevcut işbirliği şekillerini iptal etmek İsrail’i kızdırır ve üye devletler arasında ulaşılması zor olan fikir birliği gerektirir. Ancak AB, İsrail ile olan ilişkilerinde, örneğin 2021-2027 araştırma ve yenilik programında, gelecekteki herhangi bir yükseltme için talepte bulunabilir. Bu yaklaşım geçmişte işe yaradı.... AB kalıcı bir barışa yardımcı olmak için yardım, uzlaştırma ve ekonomik yaptırım gücüne sahip. Şimdi AB bu gücünü kullanmalı.

* Avrupa Reform Merkezinde araştırmacı
Kısaltarak çeviren: Meryem Ülger

ÖNCEKİ HABER

TÜYAP’ta göçün ve emeğin edebiyatı konuşuldu

SONRAKİ HABER

2019 YKS sonuçları açıklandı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa