16 Kasım 2018 13:15

Görev yeri değişikliği, nasıl can alan bir tartışmaya döndü?

DİSK - Lastik-İş Genel Başkanı Abdullah Karacan’ın hayatını kaybetmesi ve sonrasındaki gelişmeler, arkada yanıtlanması gereken çokça soru bıraktı.

Görseller: Lastik-İş & DHA & Sendika logoları

Paylaş

Arzu YALÇIN

Lastik-İş Sendikası Genel Başkanı Abdullah Karacan’ın ziyaret için gittiği lastik fabrikasında silahlı saldırı sonucu ağır yaralandığı haberi binlerce lastik işçisine ev sahipliği yapan Kocaeli’de, deyim yerindeyse bomba etkisi yarattı. Olayın duyulduğu andan itibaren "nasıl" ve "neden" sorularının yüksek sesle sorulduğu kentte, zaman ilerledikçe ortaya çıkan gelişmeler bu sorulara yenilerini ekledi.

Zira cinayeti işlediği söylenen kişi sendika üyesi bir işçiydi ve cinayet Abdullah Karacan’ın ruhsatlı silahı ile işlenmişti. Üstelik saldırıda yaralananlar arasında sendikanın Sakarya şube yöneticilerinden biri ile işyeri temsilcisi vardı. Olay yerinden kaçarken yakalanan işçi S.U, ifadesi alındıktan sonra tutuklanarak cezaevine gönderilirken, sonrasında ifadesi ve olay anına ait görüntüler de basına yansıdı. Gerek işçi S.U.’nun ifadeleri gerekse de bu ifadeleri doğrulayan görüntüler arkada yanıtlanması gereken çokça soru bıraktı.

GÖREV YERİ DEĞİŞİKLİĞİ!

Ölen bir sendika genel başkanı, öldürdüğü söylenen kişi de sendikanın üyesi bir işçi. Olay mahalli ise sendikanın temsilcilik odası. Sakarya Emniyet Müdürlüğünden olayla ilgili şu açıklama yapıldı:

“Şahsın (şüpheli) fabrikada işçi olarak çalışan S.U. olduğu, işyerindeki görev yeri değişikliği nedeniyle sendika yetkilileri ile tartışma yaşadığı, çıkan kargaşa sırasında Genel Başkan Abdullah Karacan’a ait taşıma ruhsatlı silahı alarak olayı gerçekleştirdiği anlaşılmıştır.” Dışardan bakınca son derece basit gibi görünen “görev yeri değişikliği” hususu; can veren, can alan bir tartışmaya nasıl büründü? Bir işçinin sendikasıyla, bir sendikacının üyesiyle kurduğu ilişkide böyle bir aşamaya nasıl gelinebilir? Nasıl bir sendikal anlayış dolaylı/dolaysız bu sonuca neden olmuştur?

Bu sorulara yanıtı; bizzat tanıklık ettiğim bir dönemi ve o dönemde yaşanılanları yeniden hatırlatarak birlikte arayalım istiyorum. Bu sorulara yanıt aramanın, doğru sonuçlar çıkarmanın sendikal hareket ve her sektörden işçi için elzem, bu vahim olay sonrası ise kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum.

BU KARARIN SONUÇLARI KÖTÜ OLACAK

2008 yılı lastik iş kolunda toplu sözleşme yılıydı. 2004 yılında grevleri AKP hükümeti eliyle yasaklanan lastik işçileri, ekonomik kayıplarının giderilmesi ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi talebiyle 2008 sözleşmesine hazırlandılar. İşçiler, fabrikada o dönem yapılan temsilcilik seçimlerinde, taleplerinin elde edilmesi için mücadele edeceğini düşündükleri temsilcileri seçmişti. Temsilciler lastik işçilerini yanıltmamış, 2008 sözleşmesi fabrikada dağıtılan anketler, işçilerle yapılan toplantılarla işçilerin talepleri doğrultusunda hazırlanmıştı. Pirelli, Brisa ve Goodyear Adapazarı’da yeni seçilen temsilciler şube yönetimine ve genel merkez yönetimine “İşçilere sorulmadan sözleşme imzalanmayacak” kararını da el birliğiyle kabul ettirmişti. Lastik patronları ile süren görüşmeler patronların enflasyon zammını dayatması nedeniyle tıkanmış, fabrikalarda grev sesleri yükselmeye başlamıştı. Greve çıkmaya saatler kala patronlarla süren görüşmelerde Sendika Genel Başkanı Abdullah Karacan sözleşmeyi bağıtlama yönünde bir eğilim gösterirken, temsilciler “işçilere sorulacak” ilkesini hatırlattı. 1 Haziran sabahı alınan karar gereği fabrikaları gezen ve sözleşmeyi kavgasız imzalama eğilimi taşıyan Karacan, ilk şoku Adapazarı Goodyear’da yaşadı. Adapazarı Goodyear işçisi greve “evet” derken, onu sırasıyla Pirelli, Brisa fabrikaları izledi. Otoritesinin sarsıldığını hisseden Karacan’ın Pirelli’deki grev oylaması sonrası fabrikadan çıkarken gazetecilere yaptığı açıklamadaki yüz ifadesi ve sarf ettiği sözler dün gibi hatırımda. O açıklamada “Bu kararın sonuçları kötü olacak” demişti Karacan, öyle de oldu...

Sendika genel merkez ve şube yönetimlerine rağmen greve çıkan lastik işçileri, grevi 14 gün sürdürdü. 14 günün ardından anlaşmaya varılırken lastik fabrikalarında sular durulmak bilmedi.

Grev kararı alınmasında etkili olduğu düşünülen fabrikalarda, 2008 ekonomik krizi imdada yetişmiş, takip eden aylar sendika yönetimine muhalif işçilerin sırasıyla Adapazarı Goodyear, Pirelli ve Brisa’dan tasfiyesine dönüştürülmüştü.

O dönem çıban başı olarak görülen, Pirelli lastik fabrikası işyeri temsilcileri idi. Fabrikada görevli 5 işyeri temsilcisi ve bir şube amatör yöneticisi, mahkeme kararları ile sonradan asılsız olduğu kanıtlanan iddialarla Lastik-İş Genel Merkezi tarafından görevden alındı. Tarihler 14 Ağustos 2008’i göstermekteydi. Görevden alındıkları gün fabrika önünde açıklama yapan temsilciler, görevden alınmalarının esas gerekçesinin 2009 yılı Mart ayında yapılacak şube kongresi öncesi muhalifleri temizlemek olduğunu söylemişlerdi. Takvim hızlı ilerledi ve sendika tarafından görevden alınan temsilciler 22 Ağustos 2008 tarihinde işten atıldı. O gün temsilciler, “Bize grevin bedelini ödettiler” demişlerdi.

Sendika yönetimine muhalif işçilerin işten çıkarılması 2008 yılı Aralık ayı ve yeni yılın Ocak ayında da sürdü. Sırasıyla Brisa’dan 64 işçi, Pirelli’den 30 işçi, Adapazarı Goodyear fabrikasında da 28 işçi işten çıkarıldı. Gerekçe ekonomik kriz olarak iddia edilse de sonrasında işçilerce kazanılan davalar da göstermiştir ki; gerekçe bu işçilerin muhalif olmalarıdır.

YASADAN BİZE NE!

Lastik fabrikalarında daha önce de, örneğin 2001 yılında da, kriz bahane edilip sendika yönetimine muhalif işçiler işten çıkarılmıştır. Ama ilk kez 2008 yılında çıkarılan işçiler, işten çıkarılsalar da yılmamış, geri adım atmamış, aylar hatta yıllar süren bir fiili ve hukuki mücadelenin içine girmişlerdir. 2009 yılı Mart ayında yapılacak Lastik-İş Kocaeli Şube Kongresi öncesi, işyerlerinde yapılacak delege seçimlerine sendikalar kanunundan doğan hakları ile aday olmaya çalışmıştı atılan işçiler. Delege seçimlerine aday olma süreci hiç de kolay olmadı. Brisa işçilerinin adaylık başvurusu “Tüzüğe aykırı”, “Yasadan bize ne” denilerek geri çevrilirken, işçilerin adaylıkları ancak Kocaeli 4. İş Mahkemesi hakimi ile şubeye giderek başvuru yapmaları üzerine kabul edildi. Aynı yöntemi Pirelli işçilerinin de yapacağını öngören sendika yöneticileri, şube kapılarına kilit vurarak işçilerin içeri girmesini engelledi. Pirelli işçileri, aylar süren mahkeme sonucu delege seçimlerini iptal ettirerek yeniletebildi.

Sadece atılan işçiler değil o dönem içerde bilfiil çalışan işçilerin mücadelesini de anmadan geçmemek gerekiyor. Brisa’da işten atmaların olduğu bir ortamda fabrikada yapılan delege seçimlerinde, atılan arkadaşlarına sahip çıkan işçiler 52 işçiyi delege seçtirmeyi başardı. 64 delegenin 52’si atılan işçilerden oluştu. Bu lastik fabrikalarında bir ilkti. Pirelli’de ise arkadaşlarının adaylığı engellenen 400 işçi oy kullanmadı.

2 YIL SONRA GELEN MAHKEME KARARI

Bu mücadeleler sonucunda mahkeme yoluyla Pirelli’de delege seçimlerinin yenilenmesi kararı aldıran atılan lastik işçileri, o dönem DİSK yönetimini ziyaret ederek dilekçeler yazmış, Pirelli fabrikasında seçimlerin şeffaf yapılması için gözlemci olma çağrıları yapmıştır. O dönemki DİSK yöneticileri, işçilerin bu çağrılarına yanıt vermedi. Atılan işçilerin aday olmasına rağmen sandık başında olamadığı, içerdeki işçilere türlü baskıların yapıldığı, DİSK’in “Gözlemci ol” çağrılarını dikkate almadığı seçimlerden galip çıkan kuşkusuz Karacan ve desteklediği liste oldu.

Muhalif işçilerin Kocaeli şube kongresinin iptali istemiyle açtığı dava ise 2010 yılında sonuçlandı. İşten atılan Brisa işçileri tarafından açılan davada işçiler haklı bulunurken Yargıtay, Şube Kongresinin 8 Kasım 2010 tarihinde yenilenmesi kararını aldı. Lakin işten atmaların üzerinden 2 yıl geçmesi, atılan işçilerin çoğunluğunun başka sektörlerde iş bulması sebebiyle Lastik-İş üyelikleri düşmüştü. Bu nedenle atılan işçiler delege seçimlerine katılmama kararı aldı. O gün şunu söylemişti işçiler: Bu şartlar altında yapılan kongre hukuki olmadığı gibi meşru da değildir...

2008 ve 2009 yılında işten atılan işçiler sadece delege seçimleri ve kongre iptali davalarını kazanmadılar, tamamı işe iade davalarını da kazandı. Lakin o tarihten sonra bir daha lastik fabrikalarında temsilcilik seçimleri yapılmadı. Bir daha sözleşme taslakları işçilerin talepleri doğrultusunda hazırlanmadı. Atanmış temsilciler ve bu temsilcilerin belirlediği delegelerle şube ve genel merkez kongreleri gerçekleştirildi.

İŞÇİLERE BAYRAM DAYAĞI!

Az çok sesi çıkan, patronun uygulamalarına itiraz eden, çalışma koşulları nedeniyle bel, boyun fıtığı gibi meslek hastalıklarına yakalanan işçiler peyderpey işten atıldı. 9 Şubat 2011 yılında Evrensel’de yer alan bir haber, lastik fabrikalarında sadece 3 yılda yaşanan değişimi göstermesi açısından çarpıcı. 2008 yılında yaşanan işten atmalara atıfla şu ifadeleri kullanıyor bir Pirelli işçisi: Fabrikada delege seçimlerinden sonra da işten atmalar devam etti. Muhaliflerin listesinden delege adayı olan iki işçi işten atıldı. Sendika yöneticilerini ya da temsilcileri eleştiren işçiler fabrika içerisinde saldırıya uğradı, darbedildi. Arka arkaya yaşanan bu gelişmeler üzerine işçi, işverenin her dediğini yapar hale geldi. Çünkü güvenmesi gereken sendikasına güvenemez hale geldi. İşverenden çok sendika yöneticisinden korkar oldu. Bu da tabii işverenin elini güçlendirdi.

FABRİKADA İŞÇİ DÖVÜLDÜ

Muhalif işçilerin sendika yöneticilerince darp ve tehdit edildiği iddiaları yeni iddialar değil maalesef. 2009 yılında yaşanan işten atmalarda da gündeme gelmişti. 31 Ocak 2009 tarihinde Evrensel’de yer alan haberde, Pirelli işçisi Fikret Dal “Temsilci arkadaşların işten atılmasından sonra Abdullah Karacan’la bir tartışmamız oldu. Üzerime yürüdü, bana vurmaya kalktı. Biz atılan eski temsilcilere destek verdiğimiz için bunları yaşadık. Arkadaşlarımız atıldıktan sonra bizi de diskalifiye etmeye çalıştılar” ifadelerini kullanıyor. Karacan’ın kendisine ağza alınmayacak küfürler de ettiğini söyleyen Dal, sadece kendisinin değil 4 işçinin daha sendika yöneticilerinin fiili saldırısına uğradığını ifade etti ve şunları söyledi: Pirelli’de artık işçilerin can güvenliği yoktur. Her iki bayramda da fabrikada işçi dövüldü. Hem işçi dövüyorlar hem de çikolata dağıtıyorlar. İşçilere bayram dayağı.

BU ANLAYIŞ, HAK VE ÇIKARLARI SAVUNABİLİR Mİ?

Gelinen noktada temsilcisini seçemeyen, sözleşme sürecine müdahale edemeyen, sendikanın karar alma mekanizmalarına dahil olamayan işçiler haline getirilmiş durumda lastik işçileri. “Kazanılmış haklardan taviz yok” denilerek, “Taşeron işçiler kadroya alınarak sendikaya üye yapıldı” denilerek esasen eşit işe eşit ücret ilkesinin alaşağı edildiği, “Sendika üyesi yapıldı” denilen taşeron işçilerin ayrı bir sözleşme maddesi ile maaş ve sosyal haklarının belirlendiği, aldığı saat ücretinin ise kadrolu işçilerin fersah fersah gerisinde olduğunun görmezden gelindiği bir tablo var. Gerçek, görünenden -daha doğrusu gösterilmek istenenden- çok farklı. “Onun adamı, bunun adamı” denilerek karşı karşıya getirilen işçiler, aynı işyerinde çalışıp aynı sözleşmeden yararlanamayan işçiler, sendika aidatı kesilmesine rağmen ücretsiz yararlanamadıkları sosyal tesisler için maaşlarından zorla kesinti yapılan işçiler, lastik işçileri. Tüm bunlara itiraz edenlerin yaşadıkları ise yukarıda bizzat işçilerce ifade edilmiş. Böyle bir sendikal anlayış ile lastik işçisi hak ve çıkarını savunabilir mi? Bu tablo değişmeli kuşkusuz. Bunu değiştirecek de kendi geleceğine, kendi sendikasına sahip çıkacak lastik işçileri olacak. Bu açıdan geçmişin deneyimlerine kulak vermek gerekli. Keşke ve keşke bu vahim olay yaşanmadan kendisi için harekete geçebilseydi işçi.

Yukarıda bahsi geçen olay ve dava süreçleri ile ilgili bakılabilecek linkler:

ÖNCEKİ HABER

'Alaattin Çakıcı' operasyonunda 9 kişi tutuklandı

SONRAKİ HABER

TR-İnter Tekstil işçilerinin direnişi Çiğli’ye taşınıyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa