13 Kasım 2018 05:22

Çalışan kadınlar şiddet sarmalında

Devlet hastanesinde çalışan kadın işçiler evde aile, eş, komşu şiddetinden yakınırken; işyerinde de şiddet sarmalında mücadele ediyorlar.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Nazife ORTAKCI
Ankara

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü yaklaşırken bir devlet hastanesinde çalışan kadın işçilerle sohbet etme imkanı bulduk ama bir sorup bin ah işittik. Kadınlar evde aile, eş, komşularının, işyerinde ise hasta yakınından sorumlu müdürüne baskı ve şiddet sarmalında mücadele etmeye çalışıyor.

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nün arifesinde her gün milyonlarca kadın ve kız çocuğu şiddete maruz kalıyor. Bu şiddet fiziksel veya cinsel olabileceği gibi iş yerinde de sözlü, ruhsal, mobbing gibi uygulamalara maruz kalabiliyorlar. Şiddet her geçen gün aileyi ve toplumu kapsayarak daha da büyüyor. Biz de hastanede çalışan kadın işçilerle bu konu üzerine sohbet etme imkanı yakaladık.

‘HASTA, HASTA YAKINI SALDIRSA DA SUSMAM GEREKİYOR’

Bilgi işlemde çalışan bir kadın işçi, iş yerinde yaşadığı özellikle sözlü şiddetten yakınıyor. Geçtiğimiz günlerde bir hasta yakınının kendisine yönelik sözlü şiddeti oldukça canını sıkmış. Üstüne sorumlu müdürünün olay sonrası hasta yakınını savunan tavrı da iyice tuzu biberi olmuş: “Ben sıradaki hastanın gideceği yeri tarif ederken hasta yakınlarından biri ‘İşine bak kadın! Aldığın maaşı bizim vergilerle alıyorsun. İşini yapacağına lak lak ediyorsun’ dedi. Benim cevabım ise ‘Aylıklarımız bazen gecikiyor. Siz mi vergilerinizi tam zamanında yatırmıyorsunuz ya da sizden vergi kesilmiyor mu?’ oldu. Adam iyice hiddetlendi: ‘Sen ne diyorsun kadın! İşine bak işine!’. Ben de adamın bu tavrına karşı, “Ben işime bakıyorum. Bak sıradaki kalabalığa yetişemiyorum. Ben sadece senin verginle maaşımı almıyorum. Burada bekleyenlerin de vergi verdiğini düşünüyorum” dedim. Adamcağız sırayı beklemek zorunda kaldı. Bu arada sorumlum yaşananları duydu, bana dönerek,’İşine bak, karşılık verme. Hasta ve hasta yakını sana saldırsa da haklı. Elini çabuk tut’ dedi. Çalıştığı yerden elinden geleni yaptığını, çalışma saatlerini 12 saate çıkardıklarını anlatan kadın işçi, iş yükünden de şikayetçi:“Bu yorgunlukla ne kadar verimli olabilirim. Kadroya geçtik, emekli yaşı gelenleri çıkardılar. Yeniler çok az alındı. Bütün iş üstümüzde.”

‘KOCA ŞİDDETİ BİTİNCE AİLE BASKISI BAŞLADI’

Başka bir kadın işçiyle konuşuyoruz. O ise evde yaşadığı şiddeti anlatıyor bize. Severek evlendiği kocasından çok şiddet görmüş, sebebi ise ‘kıskançlık’. Kocasını “Hem çalışmıyor, para getiremeyince ekonomik yükün sorumlusu olarak beni görüyor ve şiddet uyguluyordu” diyerek anlatıyor. Sonrasında boşanmış ama sıkıntı bitmemiş. Bu seferde döndüğü anne evinde yaşadığı baskı rahat bırakmamış yakasını. Yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Annem, komşular ‘Dulsun, dışarı çıkma, seni yanlış anlarlar. Sesli gülme, açık giyinme, komşuya gidince zamanında evine gel, çok gezme. Bir çocukla ne yapacaksın, kır dizini annenle otur’ dediler. Hep eşimle barışmamı istediler”. Sonrasında kardeşleri çocuklarına daha iyi bakabilmesi için çalışması gerektiğini anlatması üzerine asgari ücretli bu işe girmiş. Eşinden boşanınca kadınları aile ve mahalle baskısının korkuttuğunu ancak kadınların cesaretle devam etmesi gerektiğini şu sözlerle anlatıyor bize :”Kadın cesaretli olursa ayakları üstünde durabilir. Benim gibi cesaretli olmaları lazım. Çünkü ben ayaklarımın üzerinde durabiliyorum. Çalışarak ekonomik özgürlüğümü aldığımı düşünüyorum.”

İŞ VE AİLE YÜKÜ ÇOK ZORLUYOR

Bir başka temizlik işçisi kadın da işyerinin ağır çalışma koşullarının kendisini yıprattığını söylüyor. Bütün ailesinin yükü omuzlarında olan kadın işçinin bir yanda eşi ve çocuklarının diğer yanda annesinin ölümü sonrası babasının sorumluluğu da kendi üzerinde. Şöyle anlatıyor yaşadıklarını: “Eşimle beraber çalışıyoruz. Onu işe hazırlamalıydım. Ev işleri benim üstümde. İş-ev arbedesinde ne sosyal hayatım ne gezmem ne tozmam kaldı, hatta kendi kişisel bakımıma bile zaman ayıramaz oldum. İş  yerinde oradan oraya verildim. Yıllarca gece ve gündüz vardiyasında çalıştım. Şimdi 12 saat ( sabah 7-akşam 7 veya sabah 9 akşam 9) çalışıyoruz. 21.00 ‘da işten çıkarsam 23.00’da evdeyim. İş dönüşü yürüdüğüm yol mesafesi uzun olduğundan karanlıktaki korkum da cabası. Ev kiraydı. ‘Kira ödemeyelim, ev alalım, birimizin maaşı evi öder diğeriyle de geçiniriz’ dedim. Zorlandık ve ben neredeyse ruh sağlığımı yitireceğim çok bunaldım.”

 

ÖNCEKİ HABER

İstibdat troykası: Latin Amerika’da emperyalist proje ve taraftarları

SONRAKİ HABER

Tiyatro Oyuncusu Orhan Aydın, Urla’da gözaltına alındı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa