Sıla’nın başvurduğu 6284 sayılı Şiddetin Önlenmesini Yasası nedir?

Fotoğraf: DHA

Sıla’nın başvurduğu 6284 sayılı Şiddetin Önlenmesini Yasası nedir?

Ahmet Kural tarafından şiddete maruz bırakılan Sıla’nın da başvurduğu 6284 sayılı Şiddetin Önlenmesini Yasası kadınlara ne sağlıyor? 

Şarkıcı Sıla Gençoğlu’nun, Oyuncu Ahmet Kural’ın kendisine uyguladığı şiddeti açıklaması ve mahkemeye başvurması, kadına yönelik şiddetin pek çok boyutuyla tartışılmasına neden oldu. Bu tartışmalardan biri de Sıla’nın Ahmet Kural hakkında uzaklaştırma kararı almak için başvurduğu 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun hakkında.

Bu yasanın kadınlara nasıl haklar sağladığını Ekmek ve Gül'den Gizem ÖrnekAvukat Selin Nakıpoğlu ile konuştu.  Yasanın kadınların şiddetten en hızlı nasıl kurtulabileceği temel prensibiyle hazırlandığını belirten Nakıpoğlu, “Hiçbir kadın şiddet gördüğü evde kalmak zorunda değil” dedi. Yasaya karşı uzun zamandır sürdürülen kampanyaları da değerlendiren Nakıpoğlu, “Kimse kadınlar için hayati olan bu yasaya el uzatamayacak” dedi.

Röportaj şöyle: 

6284 sayılı yasa kadınlar için neden önemli, neden bu kadar hedef oluyor?
Çok kısaca özetlersek 6284, şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi altında bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin, ısrarlı takip mağdurlarının korunması ve yasadaki tedbirlerden faydalanmasını kapsıyor. 

Yasa 8 Mart 2012’de yürürlüğe girdi. Daha önceki 4320 sayılı yasanın önemli eksikleri vardı; örneğin evli olmayan kadının karşılaştığı şiddet yasa kapsamına girmiyordu, 6284 ile bu durum değişti. Bir kadın, şiddete maruz bırakan eski sevgilisi, eski kocası, resmi nikahlı eşi, dini nikahlı eşi, tanımadığı bir erkek, kim olursa olsun hiç fark etmez, 6284’ten yararlanabilir.

Peki, nereye başvuracak kadınlar? Mekanizmalara en çabuk nerede değebileceklerse, yani karakol, jandarma, adliye, savcılıklar, kaymakamlıklar, valilikler... Bunlar yasayla yetkilendirilmiş kurumlar. Bunun dışında vücudunuzda darp izleri varsa onun da ayrıca suç olduğunu unutmayıp adli rapor almak için başvuru yapılması gerekiyor.

Bunların yanı sıra yasa gereği kadınlardan herhangi bir şekilde delil istenmiyor, harç alınmıyor; yani süreci kolaylaştırmaya çalışıyor. Temel prensip şu; kadınlar şiddetten en çabuk nasıl kurtulabilir ve en hızlı nerelere başvurabilir? 

Kadınlar için çok önemli olan bu yasa kendiliğinden ortaya çıkmadı tabii ki... Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Nahide Opuz cinayeti hakkında verdiği karar üzerine gündeme gelen yasa, aslında kadın hareketinin yıllar süren girişimleri sonucu hazırlandı. İstanbul Sözleşmesi de böyle hazırlandı.

POLİSTEN YAZILI YANIT İSTEYİN

Yasanın uygulamasında karşılaşılan problemler var. Örneğin kolluğa ulaşan kadınların evlerine geri gönderilmesi en yaygın olanlarından. Bu noktada ne yapılabilir? 
Siz ne talep ediyorsanız o talebin değerlendirilmesi gerekir. Örneğin en yakın kolluğa gidip “Ben bir sığınma evine gitmek istiyorum” dediğinizde polis, jandarma sizi en yakın sığınmaevine teslim etmek zorunda ya da sizi güvenli bir mekana ulaştırmak zorunda. Ama hiçbir şey yapmayıp eve göndermeye çalışıyorsa, talebinizin yazılı olarak alınması ve karşılığında size verilen yanıtın da yazılı olarak verilmesini isteyebilirsiniz. Bu, çoğu zaman durumu etkiliyor. Çünkü kimsenin sizi şiddet gördüğünüz eve geri gönderme hakkı yok ve yazılı yanıt elinizdeyken o memur hakkında işlem yapılmasını talep edebilirsiniz. Ama ne yazık ki özellikle 2015’ten sonra böyle şeyleri daha sık duymaya başladık. “Evlilikte olur böyle şeyler, sen git evine, aranız düzelir” gibi yanıtlarla karşı karşıya kalabiliyor kadınlar. Aslında bunlar tesadüf değil. 

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ YOK GİBİ DAVRANILIYOR

Fotoğraf: Evrensel

Ağustos 2014’te yürürlüğe giren ve Türkiye’nin ilk imzacı devlet olmakla övündüğü İstanbul Sözleşmesinde durum nedir peki? 
İstanbul Sözleşmesi şu an yürürlükte olan kıymetli bir mevzuat ve bu sözleşmeyle ilişkin benim çok umudum vardı. Sözleşmenin yerel mahkemelerde uygulanacağına, Adalet Bakanlığı personeline, hakime, savcıya bu sözleşme kapsamında eğitimler verileceğine dair düşüncelerim vardı. Ama İstanbul Sözleşmesi adeta yok gibi davranılıyor. 6 yıldır taraf olduğumuz halde adım atılmadığını GREVIO raporunda da gördük. Bu sözleşmenin denetim mekanizması olan GREVIO komitesinin Türkiye’ye verdiği rapor hiç de iç açıcı değil. GREVIO özetle, “Erken evliliklerin önünü açıyorsunuz, şiddete ilişkin adli veriler eksik, çifte mağduriyetlerin önüne geçmiyorsunuz, kadın STK’larını kısıtlıyorsunuz, koruma kararlarını kısa süreli veriyorsunuz” dedi. Sözleşmenin ilk maddesindeki kadın ve erkek eşitliğinin tüm mekanizmalarda sağlanmasına ilişkin bir politika yok Türkiye’de. Tam tersine kadınların elindeki hakların tırpanlanıp, erkekliğin yüceltilmesi var. 

Bir taraftan da 6284’ün kaldırılması için yürütülen kampanyalar ve çalışmalar var... 
Evet, kadınlar için bu kadar önemli olan yasaya karşı girişimler var. Özellikle Akit gazetesi tarafından “şeytan yasası” ismi takılarak hedef gösteriliyor, kadın örgütleri hedef haline getiriliyor. 6284’ün gücünden korkuyorlar aslında. Bizler ülkede aldığımız her kazanımı tırnaklarımızla yavaş yavaş çok uzun süreye yayarak aldık. O sebeple alışkınız bu tür saldırılara. “Kadının çalışması kocanın iznine bağlıdır” diyen Medeni Kanunun 156. maddesi kaldırıldı bu ülkede. Seks işçilerinin tecavüze uğraması durumunda cezaların indirime uğramasını sağlayan TCK 438 kaldırıldı. Evlilik içi tecavüzün suç olarak kabul edilmediği dönemlerden geçtik. Sığınakların açılmasını sağladık, İstanbul Sözleşmesinin imzalanmasını sağladık. Ev içi şiddetin suç olarak gösterilebildiği bir yasa mevzuata soktuk. Bunların hiçbiri gökten zembille inmedi. Hâlâ uğraşıyoruz, takip ediyoruz. Burada büyük bir kadın dayanışması var ve aslında bundan korkuyorlar.

Bir yandan, açıklandığı dönemde büyük tepki gören Boşanmaların Önlenmesi Komisyonu Raporu da adım adım hayata geçiriliyor. Hükümet ne yapmaya çalışıyor?
Mesela müftülülük evliliği raporda yer alıyordu, onu hayata geçirdiler. Şimdi nafaka gündemde, mal ayrılıkları ile ilgili bir düzenleme yer alıyor raporda, ilahiyat fakültelerinden mezun olanların aile danışmanı olması maddesi var, hadım meselesi var, 6284 ile verilecek tedbirlerin 15 güne düşürülmesi talebi var, aile mahkemelerinin gizlilikle yürütülmesi talebi var, aile mahkemelerinde arabuluculuk ve uzlaşma var –ki bu da İstanbul Sözleşmesine tamamen aykırı.

Bu rapordaki belki de en önemli husus nafaka mevzusu. Burada da ciddi bir lobicilik faaliyeti var. Boşanmış Mağdur İnsanlar Derneği diye bir dernek var. Bu dönem böyle şeyleri ortaya çıkması da tesadüf değil. Kamuoyunu “mağduriyetler” aracılığıyla yönlendirmek ve atmak istedikleri adımlara zemin hazırlamak istiyorlar. 

ŞİDDETLE MÜCADELE MAALESEF ‘CESARET’ GEREKTİRİYOR

Sanatçı Sıla maruz bırakıldığı şiddet karşısında cesaret gösterdiği için tebrik edildi. Çünkü şiddete uğrayan bir kadın, ünlü de olsa şiddetten kurtulabilmek için cesarete ihtiyaç duyuyor... 

Maalesef zengin de olsanız, yüksek statülü de olsanız, bunun eğitimle alakası yok ama eğitiminiz çok iyi de olsa yine de şiddete karşı mücadele edebilmek için cesarete ihtiyacınız oluyor. Çünkü erkek yargıyla karşı karşıya geleceksiniz, hakkınızda “Şiddet görmüş, ama...” denecek ve daha bir sürü şeyle karşılaşacaksınız. 

Oysa şunu aklımızdan çıkarmamalıyız; şiddetin mazereti yoktur. Ahmet Kural da buradan yol almaya çalışıyor ama o kapı yanlış bir kapı. Bu sebeple evet, Sıla cesur bir kadın. Kadınlar için “susma” dememizin de sebebi bu. Yaşadığın şeyi söyle, içinde kalmasın, şiddet gördüğün o evde kalmak zorunda değilsin! Her ne kadar eleştirdiğimiz yönleri olsa da yasal mekanizmalarla o şiddet gördüğün evden çıkabilirsin. Buradaki eksikliklere karşı da mücadele etmeye devam ediyoruz. Bu yasaların içinin boşaltılmasına izin vermiyoruz. Yılmadan ve umutsuzluğa kapılmadan devam edeceğiz.

 

Son Düzenlenme Tarihi: 08 Kasım 2018 16:06
www.evrensel.net