‘Kriz psikolojik’ diyenler gelsinler anlatalım

Fotoğraf: Pixabay

‘Kriz psikolojik’ diyenler gelsinler anlatalım

Küçük üreticinin artık dayanamaz noktaya geleceğini belirten bir çiftçi, 'Küçük çiftçinin birçoğu birkaç yıl içinde batar' diyor.

Bir çiftçi
Eskişehir

“Sürer, eker, biçeriz, güvenip ötesine
Milletin her kazancı, milletin kesesine,
Toplandık baş çiftçinin Atatürk’ün sesine,
Toprakla savaş için ziraat cephesine.
Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz,
Biz yurdun öz sahibi, efendisi köylüyüz...”

“Yukarıdaki ziraat marşı köydeki enstitüde söylenirdi” diyor Eskişehir Mahmudiye ilçesi Hamidiye köyünde yaşamını sürdüren Sadık Amca. Uzun yıllar çiftçilikle uğraşmış ama çiftçilikten emekli olmamış, halen daha çocuklarına ektiriyor tarlalarını. Gelmiş geçmiş hükümetlerin uluslararası sermaye şirketlerine esir tarım politikaları nedeniyle güvenememiş topraklarına, iki oğlunu okumaları için teşvik etmiş ve memur olmalarını sağlamış.

“İyi ki de zorlamışım okumaları için” diyor: “Marştaki gibi sürüyoruz, ekiyoruz biçiyoruz ama güvenemiyoruz artık ötesine, milletin kazancı artık uluslararası sermaye şirketlerine ve onun işbirlikçilerinin kesesine gidiyor çünkü.”

Tarım mı? “Bitti artık tarım ben de ne zaman bırakayım diye düşünüyorum” diyor. “Küçük çiftçi kalmadı, nasıl kalsın? Gübresi, mazotu, tohumu, ilacı hepsi döviz bahane edilerek zamlandı. Ürettiğimiz az biraz ürünü hangisine yetiştireceğimizi şaşırdık. Hani aynı gemideyiz diye naralar atan bi adam var ya, biz onun gemisinde değiliz, onun gemisinde dışarıdan getirttiği tarım ürünleri var, bize yer yok” diye devam ediyor.

Küçük çiftçi bu ülkede artık son günlerini yaşıyor, birçoğu birkaç yıl içinde batar, çünkü bu yıl gübre alacak para bulamadı, nasıl bulsun? Tarlaya; bir dönüme en az 20 ila 25 kg gübre atıyor. Gübrenin kilosu olmuş 3 bin 400 TL, mazot cabası. Bir de devlet, sertifikalı tohum ekmezsen teşvik vermem diyerek hazır tohum almayı zorunlu kılıyor. Sattığımız ürünün iki katına tohum alıp ekiyoruz. Bütün bu girdiler üst üste konulunca altından kalkılamayacak bir maliyet çıkıyor. Hele bizim gibi kuru tarım yapıyorsanız ve nadasa bırakmak zorunda kaldığınız tarlanızdan iki yılda bir ürün alıyorsanız nasıl çıkılacak bu işin içinden? Haa birde unutmadan Çiftçi Malları Koruma diye bir şey var. Her yıl bizden dünya kadar aidat alan, vermem dediğinizde icraya başvuran... Merak ediyorum çiftçinin malını kimden nasıl koruyor? Çiftçi deyince sırtlan gibi üşüşen o kadar çok ki.

Bunların derdi biz küçük çiftçileri bitirmek. Bizim köyde, civar köylerde birçok kişi gübresiz ya da az gübreyle tohum ekecek. Hatta ekmemeyi düşünenler var. Yağmur yağdı yağdı, yağmadı verim yok. Sulayayım diye düşünürseniz kuyuda elektrik parası, kanalda mazot parası hangisine nasıl yetiştireceksiniz? Önceden pancar ekerdik şimdi o da kalmadı. Maliyeti zor karşılıyoruz. Onun yerini mısır aldı artık. Çünkü ekmeyin diye kota koydular. Belirlenen kota kadar teslim ediyorsunuz, fazlası yok fiyatına. Onun yerine gemiciklerle dışarıdan habire mısır taşıyorlar. Sadece mısır mı, gidin bakın marketlere yerli ürün kaldı mı? AKP uluslararası tarım şirketlerine ne sözler verdiyse artık ülkede çiftçiliği bitirdi.

‘Kriz miriz yok, hepsi psikolojik’ diyordu ya birileri; gelsinler anlatalım krizi. Bankalar bekliyor kapıda alacaklı. Kredi vermiyorlar çiftçiye, onlar bile güvenemiyor. Hani bir gece dövizi düşük kurdan gösterip birilerinin cebini dolduran bir banka vardı ya... Bir gece de bizim için düşük tutsa da gübre mazot alabilsek. Çiftçinin bankası diye kurulan Ziraat Bankası kim bilir kimlerin çocuklarına yandaşlık yapsın diye ucuz kredi dağıtırken, biz başvurduğumuzda o kadar yüksek faizli maliyet çıkarıyor ki istediğinize isteyeceğinize pişman oluyorsunuz. Psikolojik mi? Çiftçinin psikolojisini krize soktular.

Meydan büyük çiftliklere, çiftçilere kaldı. Sırtını bir şekilde AKP’ye dayayan büyük çiftçiler; odaları, kurumları işgal etti. Hakkımızı koruyacak odamız kalmadı. Çok eker, büyük tarlalar kiralarsan ayakta kalırsın. Komşu köyde Anadolu Tarım İşletmesi’nin büyük arazileri vardı. Büyük şirketlere kiralandı, özelleştirildi yani. Binlerce dönüm arazi ekiyorlar, hemen hemen her türlü teşvikten yararlanıyorlar. Şimdi de vakıf ve hazine arazilerini mezata çıkarıyorlar uzun süreli kiralığa. Hani baba ölür çocuklar miras için anlaşamaz; hiç parasına satarlar ya, aynı öyle. Demek durum o kadar kötü ki bunlara geldi sıra. Hani marşta diyor ya yurdun öz sahibi köylüyüz diye, o köylüler yok artık büyük şirketler, toprak ağaları var o köylerde.

Kimse, “kriz en çok bizi etkiledi” demesin bizim yanımızda. Esnaf maliyet artınca hemen zam yapıyor zararını karşılıyor. Çalışanlar kayıplarının hepsini olmasa da, bir kısmını enflasyon farkıyla alıyor. Nakliyeci, pazarcı aklına kim gelirse maliyet artışı diyerek krizin faturasını bir şekilde halka çıkarıyor. Peki çiftçi ne yapsın? Kriz vurdu diye toprağa yalvarıp daha çok ürün alamıyor ki! Topraktan aldığı belli, aldığına da zam yapamıyor ki. O da doludan, kuraklıktan etkilenmezse. Fırıncılar şikayetçi, un fiyatları tavan yaptı diye. Nedense bizim buğday fiyatları halen yerinde duruyor. Hadi haksızlık etmeyelim az biraz arttı ama satacak ürün kaldı mı ki elde? Bizde her şey harmana diye vadelenir. Harman geldi mi elindekini düşük yüksek demeden satarsın, çünkü alacaklı bekler. Hep kârlı çıkan aracı, tüccar olur. Şu köyde hemen hemen her evde koyun, inek vardı. Şimdi sadece dört beş kişi kaldı o işi yapan. Onlar da tarlası olmayıp geçimini hayvancılıktan sağlayanlar. Onlar da çok dertli. Yani anlayacağınız herkes şikayetçi. Ama sandığa geldi mi şikayetler unutuluyor!

Gelecek yıl tarım ürünlerinde üretim azalması o kadar çok hissedilecek ki, krizi asıl o zaman göreceksiniz. Psikolojik denilen kriz, kimlerin psikolojisini daha çok bozacak yaşayarak göreceğiz.

www.evrensel.net