Dışa bağımlılık krizin temel dinamiklerinden biri

Fotoğraf: Evrensel

Dışa bağımlılık krizin temel dinamiklerinden biri

Sosyal Araştırmalar Vakfı'nın düzenlediği Marksizm Söyleşileri’nin ilki ‘Türkiye'nin ekonomik yapısı ve kriz dinamikleri’ başlığıyla gerçekleştirildi.

Can Deniz ERALDEMİR
İstanbul

Sosyal Araştırmalar Vakfı'nın (SAV) düzenlediği “Türkiye'nin ekonomik yapısı ve kriz dinamikleri” başlıklı söyleşide konuşan Bahadır Özgür, içinden geçilen ekonomik kriz sürecinin dünü ve geleceğini değerlendirdi. SAV bünyesindeki Marksist Çalışma Grubu’nun düzenlediği Marksizm Söyleşileri’nin ilkine katılan Gazeteci Özgür, Türkiye ekonomisinin dışa bağımlılığının güncel krizin temel dinamiklerinden birisi olduğunu vurguladı.

Özgür, para politikalarıyla ortaya çıkan süreci, Goethe'nin ünlü baladında yer aldığı gibi büyüleriyle çağırdığı güçleri artık kontrol edemeyen büyücünün çıraklarının eylemlerine benzeterek söze başladı: “Büyücünün çırakları, finansal krizi doğrudan oluşturan büyüme modelini oluşturdular ve onu şimdi kontrol edemiyorlar.”

KÜRESEL KRİZİN İLANI

60 tane büyük Merkez Bankası'nın üye olduğu BIS'in (Bank for İnternational Settlements) 2017 yılında yayınladığı Başkanı ve Genel sekreteri imzalı “Devrim gerekiyor” manifestosuna atıf yapan Özgür, dünya finansında para politikalarının artık işlemez bir hal aldığını belirtti. Dünya gayri safi milli hasıla değerlerinin iki buçuk katına ulaşmış borç yüküne ve on katına ulaşmış finansal varlıklardaki uyumsuzluğa dikkat çeken Özgür, bu ortaya çıkan şişkinliğin varolan finansal mimarinin sürdürülemez olduğunun manifestoda yer aldığını söyledi. Özgür, Davos'ta Trump'ın küreselleşmenin bittiğini ilan etmesinde de bu durumun etkili olduğunu belirtti ve ‘sarayda konuşulanlarla bizim konuştuklarımız artık aynı’ dedi.

Bahadır Özgür, “1990 yılından sonra hegomonyasını kuran neoliberalizmin bankacılar tarafından artık işlevinin kalmadığı ilan edilmiş durumda” dedi ve 2008 krizinin bu ilanın miladı olduğunu ifade etti.

2008 krizinin yurtdışında Büyük Buhran ile karşılaştırılarak çokça işlendiğini belirten Özgür, biz de ise sadece ‘teğet geçer’ denilerek ne olduğu ve sonuçlarının ne olabileceğinin geçiştirildiğini vurguladı. Bugün içinden geçilen krizde 2008 krizi sonrasında uygulanan politikaların etkili olduğunu söyleyen Özgür, “Neoliberal finansal mimarinin çözüldüğünü ve onun üstüne oluşan siyasi iktidarların ise çözülmeye başladığını görüyoruz” dedi. Hem Türkiye'de yaşananları hem de Brezilya'da ortaya çıkan durumu hatırlatan Özgür, benzer ekonomilerde seçim üstünden hızla tek adam iktidarlarının kurulduğunu, gelişmiş ülkelerde ise bunun demokrasi standartlarının en asgari düzeye gerilemeyi getirdiğine dikkat çekti. Özgür, bu krizin yarattığı şuursuzluk ve kararsızlık halinin otoriter rejimlere ve faşizme alan açtığını ifade etti.

‘2001 SONRASI FİNANS SİSTEMİ ULUSLARARASI SİSTEME ENTEGRE EDİLDİ’

2001 kriziyle Türkiye'de başka bir büyüme modeline geçişin gerçekleştirildiğini ifade eden Özgür, “Krizden önce bütçe açığına yani kamunun borçlanmasına dayanan bir büyüme modeliyken, krizden sonra kamu borcunun yerini özel işletmeler ile vatandaşın borcu aldı, bütçe açığının yerini de cari açık aldı” dedi. Enflasyonu merkeze alan, kur ve faizi içeren para politikası ile fiyat istikrarı ve finansal istikrarı önceleyen bir dönüşüm olduğuna dikkat çeken Özgür, “Böylece ülkedeki finans sistemi uluslararası finans sistemine entegre hale getirildi ve uluslararası mali sermayenin hareketine tabi kılındı” dedi. Bu modelin yüzde dört, beş oranlarında büyüme sunmasına rağmen ne reel ücretlerde ne de işsizlikte olumlu bir etki yapmadığını vurgulayan Özgür, 2006 yılında bir kırılma yaşandığını belirtti.

KİMİN BORCU?

Bu dönemde borç yükünün yüzde 70’ini kamu çekerken, yüzde 30 dolaylarında özel sektör borcu olduğuna değinen Özgür, 2006 yılından itibaren tablonun tersine döndüğünü ifade etti. 2008 krizinde Türkiye ekonomisinin yüzde 14 küçüldüğünü ve bir milyon kişinin işsiz kaldığını hatırlatan Özgür “Yine de Türkiye'nin finansal kaynaklarını çok etkilemediği ve halka çok yansımadığı için sanki bir kriz yokmuş gibi görüldü” dedi. Bu krizin seçimlerde AKP’nin tarihindeki en düşük oy oranlarından birisini almasıyla yansıdığını belirten Özgür, uluslararası Mortgage krizinin etkisini kırmak için kurulan uluslararası kredi havuzundan hükümet tarafından yararlanıldığını belirtti.

2008 ile 2010 yılları arasında KCK, Ergenekon gibi davalar silsilesi, cemaatin yayılması ve aynı zamanda Erdoğan'ın AB ile ilişkilerin bozulması ve Aydın Doğan ile girilen savaşı hatırlatan Özgür, yandaş gazeteci ve yandaş iş adamı gibi kavramların ön plana çıktığını belirtti. Ustalık döneminin ve tek adam olma sürecinin aynı zamanda dayandığı sermayenin yaratılma süreci olduğunu vurgulayan Özgür, kaynağını bu havuzdan ucuz kredilerle aldığını ifade etti. Özgür, AKP hükümetinin Yap İşlet Devret modelini kamu özel işbirliği projesine çevirdiğini hatırlattı ve bütün kamu yatırımlarını bu araç üstünden yapmak adına yasal değişiklikleri gerçekleştirdiğini vurguladı.

Kamu ihalesi alan şirketlerine yüzde yüz garanti verildiği, hazine garantili tahvil çıkarma hakkı verildiğini belirten Özgür, şirketlerin dövizle borçlanmasının da sağlandığını ifade etti:

“Büyük altyapı projeleri, yandaş iş adamları bu uluslararası kredi havuzundan fonlanarak gerçekleştirildi.”

“Bizim popülizm yapıyor dediğimiz, uluslararası havuzdan çektiği ve Anadolu'da dağıttığı bu ucuz kredilerde yatar” ifadelerini kullanan Özgür, İç Anadolu ve Karadeniz bölgesinde yüzde 70’lere varan, İstanbul ve İzmir'de yüzde 45’leri bulan kredi artışına dikkat çekti. Bu kredilerin çoğunu ev, araba ve tüketici kredisinin oluşturduğuna işaret etti.

‘PARANIN SAHİBİ PARASINI ÇAĞIRDI’

2013 yılına kadar uzanan bu kredili “refah” döneminin en eski burjuva kesimini bile rant ve kâr peşinde inşaata yönelttiğini belirten Özgür, Türkiye ekonomisi perakende, inşaat ve tüketime dönük bir kırılgan ekonomiye dönüştüğünü, bugün de bu kredi borçları ödenemediği için bir yapılandırmaya geçtiğini vurguladı. 2013’de ABD'nin faiz artırımı ile birlikte bu kaynağın yön değiştirmesiyle, “paranın sahibinin parasını çağırmasıyla” doların birden değer kazandığını ifade eden Özgür, dış kaynağa bağımlılığın bu krizin temel dinamiği olduğunu belirtti ve “Dış kaynağa bağımlı bir ekonomide dış kaynağın çıkmasıyla birlikte bütün fiyatların yükselmesidir bu” dedi.

Sosyal Araştırmalar Vakfı'nda (SAV) Marksist Çalışma Grubu’nun düzenleyeceği Marksizm Söyleşileri’nin ikincisi 6 Aralık Perşembe günü saat 19:00'da Taner Timur’un “Emperyalizm: Tarihsellik ve Güncellik” sunumuyla gerçekleştirilecek. (İstanbul/EVRENSEL)

Son Düzenlenme Tarihi: 03 Kasım 2018 10:34
www.evrensel.net