Genelge caydırıcı ama geç kalınmış

Fotoğraf: DHA

Genelge caydırıcı ama geç kalınmış

Bakanlığın düğünlerde havaya ateş açılması engellemek için çıkardığı genelgeyi İHD ve Umut Vakfı değerlendirdi.

Cansu PİŞKİN
İstanbul 

İçişleri Bakanlığı geçtiğimiz günlerde 81 ilin valisine gönderdiği genelge ile bayram, düğün, uğurlama, spor müsabakası gibi kutlama faaliyetlerinde havaya ateş açılmasının engellenmesi için gerekli önlemlerin alınmasını istedi. Genelgeye göre valilikler, kutlama faaliyetleri öncesinde organizasyon sahiplerinden havaya ateş açılmayacağına dair taahhütname alacak. Muhtarlar, bölgelerinde havaya ateş açıldığını öğrendikleri anda kolluk birimlerine ihbarda bulunacak, müdahale yükümlülüklerini yerine getirmeyen kolluk görevlileri hakkında ise soruşturma açılacak. İçişleri Bakanlığının yaşanabilecek kazaların önüne geçebilmek için yayınladığı genelge, halk sağlığını tehdit eden bireysel silahlanmadaki artışı da yeniden gündeme getirdi. İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ve Umut Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Umut Akcan’a, “Bakanlığın yayınladığı genelge bireysel silahlanmanın önüne geçer mi?” diye sorduk.

‘BİREYSEL SİLAHLANMA YAPISAL BİR SORUN’

Bakanlığın yayınladığı genelgenin daha çok silahın kullanılmasının engellenmesine dönük olduğunu vurgulayan İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, ilk olarak kolayca silah edinmenin önüne geçilmesi gerektiğine dikkat çekti. Türkdoğan, “Burada sorun, kişilerin öncelikle silah edinmesini ortadan kaldırmak. Bu yapılmadan ‘silahın keyfi kullanılmasının önüne geçecek tedbirler alın’ demekle bu işin düzeleceğini pek sanmıyorum. Sadece belki biraz daha azalır ama sorun kalıcı olarak kesinlikle çözülmez. Çünkü bireysel silahlanma konusu, Türkiye gibi ülkelerde yapısal bir sorun. Türkiye’de güvenlik sektörünün geldiği boyut, silah tekellerinin silah üretimleri, devletin güvenlik politikaları ve güvenlik tedbirleriyle ciddi bir güvenlik algısı yaratılıyor sürekli. Devlet ne kadar çok güvenlik riski algısı yaratırsa vatandaş da kendisini o kadar risk altında görüyor ve silahlanma yolunu seçiyor. Devletin asker, polis, korucu, bekçi, özel güvenlikçi, istihbaratçı sayısını topladığımızda neredeyse 1 milyona ulaşıyor. 81 milyonun 1 milyonu zaten resmi silah taşıyor. Dolayısıyla bu yapısal bir problem.” dedi. 

‘KALICI TEDBİRLER ALINMALI’

Şiddet üreten mekanizmaların önlenmediğini ifade eden Türkdoğan, yapısal sorun çözülmeden geçici tedbirlerle bireysel silahlanma ve silah kullanımının çözülemeyeceğini kaydetti. Düğünlerde ve benzeri kutlamalarda genelgenin yine de işe yarayabileceğine değinen Türkdoğan şöyle devam etti: “Türkiye’de silah ruhsatları çok rahat veriliyor. En basit örnek bir av kulübüne üye oluyorsunuz, sonra gidip basit bir sağlık raporu alıyorsunuz ve hemen av tüfeği satın alıyorsunuz. Av tüfeğinin bu kadar rahat edinilebildiği bir ülkede öbür türlü kendisini risk altında gören grupların tamamı gidip silah ruhsatı alabiliyor. Silah alamayan da zaten gayri resmi olarak silah edinebiliyor. Yani devlet silah kaçakçılarıyla ne kadar etkili mücadele edebiliyor? Gayri meşru silah edinmenin önünü ne kadar engelleyebiliyor? Yani bu soruların sorulması lazım. Dolayısıyla bireysel silahlanma konusunda kapsamlı bir araştırma yapılması, sorun alanlarının tek tek belirlenmesi ve bunları gidermeye dönük çözümler üretilmesi gerekiyor. Bireysel silahlanmanın önü kesilmeli ama bu yapılıncaya kadar da bu tarz tedbirlerle hiç değilse keyfi silah kullanımı engellenebilir. Bunun sonucunda ölüm ve yaralanmaların önüne de geçilebilir ama bu sadece geçici çözüm olur. Asıl çözüm bireysel silahlanmanın önüne geçecek kalıcı tedbirler alınmasıdır.”

‘BAŞLANGIÇ OLARAK ÖNEMLİ BİR GELİŞME’

Umut Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Ayhan Akcan ise, tedbir olarak yayınlanan genelgenin, caydırıcı ancak geç kalınmış bir uygulama olduğunu söyledi. Sorumluluğun kolluk ve izin talebinde bulunana verilmesinin etkili olduğunu kaydeden Akcan, “Genelge, özelikle karakol bölgelerinde ve büyük yerleşimlerde etkili olur. Zaten kollukta güç olarak İçişleri Bakanlığını bu tür uygulamalarında arkalarında hissetmek ister. Biz ‘düğün timi’, ‘ihbar hattı’ ve kamu spotu da önerdik. Başlangıç olarak önemli bir gelişmedir. Her yıl en az 500’e yakın kişi bu düğün nişanda ölüyor. En azından masum, savunmasız kadın ve çocukların maganda serseri kurşun ile ölmeleri engellenir. Takipçisi olacağız.” dedi. 

‘SİLAHLANMAYA KARŞI OLDUĞUNU BEYAN ETTİ’

Bu tür uygulamaların ortak bir aklın oluşmaya başlaması bakımından son derece olumlu olduğunu söyleyen Akcan uzun vadede sonuç alınabilmesi için yapılabilecekleri sıraladı: “Siyasi irade de bireysel silahlanmaya karşı olduğunu belirtmiş oldu. Tabii uzun vade de silah edinme sayısında kısıtlama, en azından iki silah edinme ile referans sistemi getirme, evde bulundurma ruhsatlı silah edinen erkeğin yanına kadının da rızasının yasada yer alması, işadamının veya taşıma ruhsatlı silah edinimine avukat referansının da getirilmesi, eğitim zorunluluğu, denetim zorunluluğu, bekleme süresinin zorunlu olması gibi tedbirler ile silah şiddeti engellenebilir.” 

HER YIL ORTALAMA 4 BİN 500 KİŞİ HAYATINI KAYBEDİYOR

Bireysel silahlanmaya karşı mücadele eden Umut Vakfı'nın verilerine göre Türkiye'de her yıl ortalama 4 bin 500 kişi bireysel silahlarla yaşamını yitiriyor. Vakfın yerel ve ulusal gazeteleri tarayarak hazırladığı 'Silahlı Şiddet Raporu'na göre, son üç yılda yaklaşık yüzde 61 artışla 3 bin 494 bireysel silahlı olay medyaya yansıdı. 3 bin 494 bireysel silahlı olayda, 2 bin 187 kişi öldürülürken birçoğu ağır 3 bin 529 kişi de yaralandı.

 

www.evrensel.net