28 Ekim 2018 15:17

Siyaset Bilimci Sezin Öney: Suriye için çözüm değil, muğlaklık çıktı

Siyaset Bilimci Sezin Öney, İstanbul’da Suriye konulu düzenlenen dörtlü zirveyi değerlendirdi: 'Suriye için çözüm değil, muğlaklık çıktı'

Fotoğraf: Cem Öksüz/AA

Paylaş

Şerif KARATAŞ
İstanbul

İstanbul’da Suriye konulu dörtlü zirveyi değerlendiren Siyaset Bilimci Sezin Öney, Suriye’deki savaşın son ereceğine dair fazla bir çıkmadığını belirtti. Zirveye katılan Türkiye, Rusya,  Almanya ve Fransa liderlerinin “Savaşın tek çözümünün politik olabileceği” dair vurgularına karşın çözümün konusunun muğlak olduğunu ifade eden Öney, “Ama o politik çözümün nasıl olabileceğini biçimlendiren veya ortaya koyan yok” dedi ve ekledi: “Türkiye’nin ve Batı ülkelerinin onunla nasıl bir ilişki kuracağı tamamen muğlak.”

Suriye konulu dörtlü zirve İstanbul’da Vahdettin Köşkü’nde yapıldı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ev sahipliğinde yapılan zirveye, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Almanya Başbakanı Angela Merkel, ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’ın katılımıyla yapıldı.

Gerçekleşen dörtlü zirveyi Evrensel'e Siyaset Bilimci Sezin Öney değerlendirdi. Zirvenin yedi yıldır süren Suriye Savaşı’nın noktalanmasına giden yolda bir dönüm noktasının tarşılır olduğunu belirtti. Öney, zirvenin Türkiye’nin 24 Haziran seçimleri sonrası yaşadığı, yaşamakta olduğu sistemsel dönüşümün “uluslararası kabulünün” açıkça ortaya konduğuna dikkat çekti.

‘ZİRVENİN MİMARI TRUMP’

İstanbul’da toplanan dörtlü zirveye ilgili Öney şunları söyledi: “Fakat, ABD Başkanı Donald Trump’ın ani çıkışları ve tutarsız politikalarının giderek “Transatlantik” ortaklığını krize soktuğu bir dönemde, Almanya-Fransa-Rusya-Türkiye dörtlüsünün asıl ortak derdi, ABD’den yana muzdariplikleriydi. Diğer bir deyişle, bu zirvenin asıl mimarı Donald Trump’tı. Bu dörtlü İstanbul’da bir araya gelebildiyse, bu durum Trump’ın uluslararası düzende yarattığı belirsizlikler ve soru işaretleri nedeniyle ortaklaşma ihtiyacından kaynaklanıyordu. “Normal şartlar” altında, Fransa ve Almanya’nın böylesi bir zirveyi, ABD’nin katılımı olmadan gerçekleştirmesi söz konusu olmazdı.”

Zirvenin Ortadoğu’ya yansımasına ilişkin de Öney’in değerlendirmesi şöyle: “Trump, önce Ortadoğu’yu terk eden ve kendi kaderiyle baş başa bırakan bir tavır sergiledi: Hatta, geçtiğimiz yıl bu zamanlarda, sonbahar 2017’de, “America First, Middle East last” (Önce Amerika, en son Ortadoğu) diye şaka yapılıyordu. Trump, özellikle Suriye Savaşı’nın akıbetine tamamen ilgisiz bir tavır içindeydi ve ABD’nin Suriye’ye yönelik angajmanını “para tuzağı” olarak niteliyordu. 2018 ikinci yarısında ise Trump, IŞİD’in ABD için öncelikli bir tehdit olduğu fikrini benimsemeye başladı. Son aylarda, ABD’nin birden sadece Ortadoğu genelinde değil, Doğu Akdeniz’de de profilini yükseltmeye çalışıyor. Yani Washington, bölge genelinde olan bitene “el koyma” çabasında. Trump’ın “Ortadoğu’dan çekilme döneminde”, Rusya’nın bölgedeki nüfuzunu, sadece Suriye’de değil; Suudi Arabistan’dan Güney Kıbrıs’a, tüm bölge üzerinde arttırmakta olduğu düşüncesi, ABD politikası ve kurumlarını endişelendirmişe benziyor. Öte yandan, Trump’ın Ortadoğu politikasındaki “idefiksi” haline gelen İran’a karşı tavır alınması konusunda, ABD’nin geleneksel müttefiklerini ikna edemediğini görüyoruz.

ABD, İRAN KONUSUNDA FAZLA DESTEK BULAMADI

Öney, zirvenin ABD ve AB ilişkilerini nasıl yansıyacağına dair şunları dile getirdi: “Eylül 2018’de, Birleşmiş Milletler Zirvesi’nde Trump yönetiminin “tüm ağırlığını” koyarak İran’ı, ülkesinin başlıca düşmanı ilan etmesi fazla bir uluslararası destek bulamadı. Şimdi, 4 Kasım’da ABD, İran’ın uluslararası bankacılık sisteminden (SWIFT işlemleri kapsamından)  çıkarılması gibi uygulamaların da arasında olabileceği, Tahran’a “yeni dalga yaptırımlara” başlayacak. İran’a karşı yaptırımlar meselesi, Trump yönetimi içinde de, bir yanda Hazine Bakanı Steve Mnuchin gibi “küreselciler”, öte yanda ise Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton gibi “şahinler ve milliyetçiler” arasında da fikir ayrılıklarına neden oluyor.”

ZİRVE TÜRKİYE’DEKİ ‘SİSTEMSEL DÖNÜŞÜMÜN’ ULUSLARARASI DÜZENDE KABULÜNÜN RESMİ

Zirveye katılan ülkelerin durumuna ilişkin de Sezin Öney şu ifadeleri kullandı: “Almanya ve Fransa, işte böyle bir ABD manzarası karşısında İstanbul’da, Erdoğan ve Putin gibi eleştirdikleri ve zıtlaştıkları “güç odaklı” liderler ile bir araya geliyor ve ortaklaşıyor.

Türkiye de, sadece Rusya ile Avrupa ülkeleri arasında değil; İran ve dünya ülkeleri arasında da “arabulucu” rolüne bürünmeyi hedefliyor. İronik biçimde, Türkiye’nin 1990’lar, 2000’lerde hep bahsi geçen “uluslararası ilişkilerde köprü” rolüne geri dönmeye çalıştığını gözlüyoruz. Tabii, bu kez “köprü metaforunun” odağında Cumhurbaşkanlığı ve Erdoğan var.

İstanbul  Zirvesi’nin, Türkiye’nin, 24 Haziran seçimleri öncesi ve ertesindeki “sistemsel dönüşümün” uluslararası düzende kabulünün resmini verdiğine dikkat çekmiştik. Macron’un, Erdoğan ile Vahdettin Köşkü’nde Boğaz’a bakarak “İstanbul rezidansına” iltifat ettiği fotoğraf gibi kareler, tam da bu “kabulü” simgeleştiriyordu.

Tabii Rusya’da da, Kremlin’in İstanbul Zirvesi’ne yönelik yorumu, Macron ve Merkel’in Putin ile bir araya gelmesinin, “diplomatik bir zafer” olduğu. Kremlin, Suriye’de çözümün “adresinin” Putin olduğu gerçeğinin artık Avrupa tarafından açıkça anlaşıldığı yönünde bir algı sunuyor da diyebiliriz. Gene de Moskova’nın, ufak bir çekince kapısı bıraktığını ve İstanbul  Zirvesi’nin tüm kredisinin Türkiye’ye de gitmemesi için, İdlib’de vaziyetin ne olacağı konusunu sorguladığını da gözlüyoruz. Rusya penceresinden bakınca, İstanbul Zirvesi’nin asıl ev sahibinin “Putin ve Kremlin” olduğu gibi de inceden inceye bir vurgu var. Rus basınında yer alan çeşitli yorumlarda (hükümet yakını kaynaklarda), 2015 yılında Türkiye'nin Rus savaş uçağını düşürdüğüne de bir cümlelik olsun bir atıfta bulunuluverilmesi de dikkat çekici. “

‘SURİYE SAVAŞI’NI BİTİRMEYECEK’

İstanbul Zirvesi’nin Suriye Savaşı için ne ifade edebileceğine dair Sezin Öney şunları ifade etti: “Aslında en önemli (olması gereken) konuya. Bu noktada ne yazık ki, henüz fazla ümit yok. Zirvenin katılımcı devletlerinin dördü de, ‘Savaşın tek çözümünün politik olabileceği’ vurgusu yapıyor. Ama o politik çözümün nasıl olabileceğini biçimlendiren veya ortaya koyan yok. Her tarafın kendisine göre radikal gördüğü silahlı grupların ne olacağı, şiddetsizliğin nasıl sağlanabileceği ve tüm bu tabloda, ‘Suriye Devlet Başkanı’ sıfatını taşıyan Beşar el Esad’ın ne olacağı, Türkiye’nin ve Batı ülkelerinin onunla nasıl bir ilişki kuracağı tamamen muğlak. Şimdilik, Şam ile temas Moskova üzerinden sağlanıyor; ama belli bir noktada Esad’ın kendisi veya Suriyeli temsilcilerin de, masaya oturması gerekecek. Özellikle de, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ifade ettiği gibi, bu senenin sonuna kadar Suriye’nin yeni anayasasını yazacak bir komitenin toplanması hedefi gerçekleşecekse... Sadece Esad değil; Suriye’deki siyasi ve etnik gruplar da, anayasa masasında olmak zorunda; bu demektir ki, sene sonuna kadar Türkiye’de Kürtler ile aynı anayasa masasına oturmak durumunda kalacak. Suriye Kürtleri ile aynı masada olmak, Türkiye’deki siyasi dengeleri de çok yakından ilgilendiren bir durum. Özellikle de, yerel seçimlerin de Mart 2019’da gerçekleşeceğini hatırlara getirirsek. 2018 sonuna kadar, şu önümüzdeki birkaç ayda, Türkiye’nin gerek Şam gerekse de Suriyeli Kürtlere karşı politikası nasıl bir değişim ve dönüşüm geçirebilir? ABD’nin bu süreçte, Türkiye’nin politikalarının şekillenmesinde bir etkisi olur mu; bu etki nasıl bir etki olur? Ankara’nın Türkiye’deki Suriyelilerin, ülkelerine dönmesi yönündeki söylemi gerçekten bir devlet politikası olarak mı şekilleniyor ve bu gerçekten amaçlanıyor mu? Bu soruların yanıtları, Suriye Savaşı'nın sekizinci yılına ve hatta ötesinde taşınıp taşınmayacağını da şekillendirecek cevaplar.”

ÖNCEKİ HABER

Çağ Üniversitesi öğrencileri: Zamlarla başa çıkamıyoruz

SONRAKİ HABER

ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey Ankara'da

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa