29 Ekim 2018 03:33

Dünyayı dostlukla ve şiirle onarmak mümkün mü?

'Edebiyat matineleri hekimlerle edebiyatçılar ve şairler arasında bir dostluk köprüsü kurdu...' Ayşegül Tözeren yazdı.

Fotoğraf: Ayşegül Tözeren

Paylaş

Ayşegül TÖZEREN

Gezi günlerinin ardından İstanbul Tabip Odası ile genç hekimler arasında bir etkileşim doğmuş, bunun sonuçlarından biri de Edebiyat Matineleri olmuştu. Bu etkileşimde, cesur ve öncü sosyal medya çalışmaları ile dikkati çeken, dönemin İstanbul Tabip Odası yönetim kurulu üyesi Dr. Ali Özyurt’un ve her dem genç ve dinamik Prof. Dr. Selçuk Erez’in payı büyüktü. 2014 yılında ilki Füruzan’ın konukluğunda yapılan matinelerin ünü, kısa sürede İstanbul’un sınırlarını aştı ve Türkiye’deki birçok tabip odasında da edebiyat matineleri yapıldı: Ağrı’dan Edirne’ye… Edebiyat matinelerinin büyüsü, farklı görüşlerden hekimleri duygudaş hale getirebilmesiydi. Meslek örgütlerinin toplantılarına, mitinglerine sınırlı sayıda ve yönetim hangi gruptaysa, onun görüşlerine yakın meslektaşların katıldığı konusunda bitmeyen bir eleştiri vardır. Edebiyat matineleri tam da bu eleştirinin iddia ettiği sınırı aşabildiği için, çoğunluk tarafından başarılı olarak görülmüştü. Ayrıca edebiyat matineleri hekimlerle edebiyatçılar ve şairler arasında bir dostluk köprüsü kurdu. Hekimler, buhran çağında, edebiyat tarihine tanıklık edebildi. Edebiyatçılar ve şairler de, toplumsal hareketliliğin içinde bulunan hekimlerin tarihine… Daha sonra İstanbul Tabip Odası, şiir suarelerini başlattı, ülke genelinde edebiyat matineleri sürdü.

SONUNCUSU ERCAN’IN KONUKLUĞUNDA YAPMIŞTI

Şiir suarelerine ara vermeden önce, sonuncusunu Enver Ercan’ın konukluğunda yapmıştı. Varlık Dergisinin uzun yıllar genel yayın yönetmenliğini yapmış olan Ercan, izleyenlere, şiir ve edebiyat görgüsüne ilişkin bir seminer vermişti. O, Türkçe edebiyat ve şiir geleneğinin zarafetinin simgelerindendi, unutulmaz bir gece olmuştu. Türkçe’nin dudaklarıydı o… Vefatından sonra, İstanbul Tabip Odası ilk şiir suaresini geçen hafta düzenledi. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Kaya Özkuş’un hem yazdığı şiirleri, hem de Türkçe şiirin değerli isimlerinden okuduğu şiir suaresi, yoğun bir ilgiyle karşılanmıştı. Çoğunlukla sivil toplum örgütü ve meslek örgütlerinin etkinlikleri, bu denli kalabalık olmaz ve bitişinin ardından yapılan değerlendirme toplantısında, bir dahakine çağrının daha iyi yaygınlaştırılması gerektiği kararı alınır. Oysa şiir suaresinden çıkarken, bir hekim arkadaşım kulağıma, “azalmayalım, böyle kalalım,” demişti.

Prof. Dr. Kaya Özkuş’un, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin taşınması gündeme geldiğinde yapmış olduğu konuşma binlerce kişi tarafından paylaşılmıştı. Belki o konuşmanın bu kadar ilgi çekmesinin bir nedeni de, öğretim üyesinin şair oluşu ve dilin ahengine hâkimiyetiydi. Prof. Dr. Özkuş şöyle demişti: “56 yaşındayım ve acı çekiyorum. Bu acıyı anlayın. Bir şey oluyor. Varlığınız elinizden alınıyor. Tarihiniz elinizden alınıyor, ürettiğiniz bütün iyilikler elinizden alınıyor. Buna sahip çıkmak zorundasınız. Burası sizin, bu ülke sizin, her santimetrekaresi sizin.”

HEKİM DOSTU ULAŞ ARIKAN ANILDI

Şiir suaresinde sözü Özkuş’a bırakmadan önce, son suremizin konuğu Enver Ercan ve sağlık hakkı, ifade özgürlüğü mücadelesine ilişkin sosyal medya kampanyalarında yaratıcı yönetmenlik yapmış olan, hekim dostu Ulaş Arıkan anıldı. Arıkan’ın ani ölümü, onu tanıyan herkesi derin bir kederle tanıştırmıştı. Çünkü yaşamını Ahmet Telli şiirlerindeki gibi yaşamıştı: Hırçın bir okyanustu yüreği ve yüreğini insanlarla paylaşmaktan hiçbir zaman geri durmamıştı. Meslek örgütlerinin çalışmalarına gönüllü olarak destek vermişti. Bu hüzün havasında başlayan şiir suaresini, Prof. Dr. Kaya Özkuş şiiriyle bazen okşadı, bazen de şiirdeki ritim yükseldi, izleyenlerin içinden hayatın kapısını açıp dışarı çıkmak geldi. Şiir dinletilerinden hoşlanmayan izleyicilerin dahi etkinliğin sonuna kadar kaldığı görülüyordu. Prof. Dr. Kaya Özkuş, etkinliğin öncesinde başka şiirler de okumasını istediğimizde, seçmiş olduğu şiirden sonra şiir okunamayacağını söylemişti ve doğrusu o şiiri çok merak etmiştik. Prof. Dr. Kaya Özkuş son şiirlerde ayağa kalkmıştı, ezberden okumaya başlamıştı. Hele de merak ettiğimiz o son şiirde büyüdü, büyüdü…

Sonda okunan, Hasan Hüseyin’in 1978 yılında katledilen akademisyen, edebiyat eleştirmeni Bedrettin Cömert için yazmış olduğu şiirdi: Sonuçsuz Bir Telefon Konuşması.

“Ses vermiyor bütün dünya,/ Ses vermiyor nerdesin!// Yoruldum be çocuklar!/  Bunaldım bağırmaktan/ Kocaldım be çocuklar!/ Unuttum neresiydi,/ Bilmiyorum nerdedir,/ Nasıldır bilmiyorum./ Bir yerler vardır elbet,/ bildirin bir yerlere çocuklar./ ‘Geceler bozuk’ deyin,/ ‘Gündüzler bozuk’ deyin,/ Yaşamak be çocuklar/ ‘yaşamak bozuk’ deyin./ Bildirin bir yerlere çocuklar,/ Aylara, yıldızlara, mars’lara, merih’lere/ bir bilen yok mu sorun,/ bir gören yok mu sorun,/ sorun Bedri kardeşi!// Ne de güzel çay yapmıştım,/ Ne de güzel peynir vardı,/ Ekmek de taptazeydi”

Gecelerin, gündüzlerin, yaşamının hep bozuk olduğu bir dünyada, dostlukla ve şiirle onu onarmak mümkün mü? Belki de şiir suaresinde bu soruyu sorduk.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Sansasyon haberciliği sağlık haberlerini bilimsellikten uzaklaştırıyor

SONRAKİ HABER

Derneklere, üyelerini mülki amirlere bildirme zorunluluğu geliyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa