27 Ekim 2018 16:22

Öğrenci Andı tartışması: ‘Tek tip söylem kaldırılmalı’

Öğrenci Andı tartışmalarını değerlendiren Psikolog Ebru Akkoyun 'Daha bütüncül, herkesi kapsayan daha özgürlükçü bir metin getirilebilir' dedi.

Fotoğraf: MA

Paylaş

Sadiye ESER

Danıştay 8’inci Dairesi’nin 19 Ekim’de, 1933 yılından itibaren ilköğretim okullarında her sabah okunan Öğrenci Andı’nı kaldıran yönetmelik hükmünü 5 yıl sonra iptal etmesine yönelik tepkiler sürüyor. Okul ortamının, çocukların mutlu olabileceği, oyun oynayabileceği, düşünebileceği, sorgulayabilecekleri bir ortam olması gerektiğini belirten psikolog Ebru Akkoyun, “Öğrenci Andı yerine daha bütüncül, herkesi kapsayan daha özgürlükçü bir metin getirilebilir” dedi.

Psikolog Ebru Akkoyun, Öğrenci Andı’nın 5 buçuk ile 13 yaş aralığındaki çocuklar üzerinde etkilerini değerlendirerek,  4 ile 7 yaşın çocuğun bilişsel gelişiminde sezgisel döneme denk geldiğini belirterek, “Çocukta somut ve soyut kavram yok. Çocuk, dikkatini çeken bir şeyi aldıktan sonra diğerlerini göz ardı edebiliyor. Daha sonrasına gelen 7-11 yaş aralığındaki yaş grubu da somut döneme denk geliyor. Bu somut dönemde Öğrenci Andı’nda olan ilke, ülkü gibi soyut kavramları anlayabilecekleri yaş grubunda değiller. Öğrenci Andı 13 yaşına kadar okunduğu için 11-13 yaş aralığı için de bu dönemde somut ve soyut düşünebiliyor. Anttaki; ilke, ülkü kavramları anlayabiliyorlar; ama farklı bir gelişim aşamasından bakarsak bu dönemde ön ergenlik ve erginlik dönemine denk geliyor. Bu süreç de tam olarak kimlik karmaşasının olduğu dönemdir” dedi.

‘TEPKİYE SEBEP OLABİLİR’

Gelişimi açısından ele alındığında çocuğun kendisini, “Ben kimim, nasıl bir insanım, hangi ırka mensubum, evde ne oluyor, dışarıda ne oluyor, yaşam tarzım nasıl, kıyafet tarzım nasıl?” diye sorguladığını ifade eden Akkoyun, şöyle devam etti: “ Öğrenci Andı’nın okutulması, bazı çocuklar için etkileyici bir rolü oluyor. Andın içinde ‘Varlığım Türk varlığına armağan olsun’ diye bir şey var. Çocuğun beden bütünlüğünü ve varlığının başka bir şeye feda etmesi, kurban etmesi söz konusu. Beraberinde her sabah tekrar ediliyor. Bu da çocukların sürekli tekrar edilen bir şey karşısında tepki oluşturmasına sebep olabilir. Örneğin; bir anne baba düşünelim. Çocuğuna her gün aynı şeyi tekrar ettiğinde çocuk bir süre sonra onun tam tersini veya farklı bir şekilde olumlu ya da olumsuz başka bir şeyin tersini yapabilir.”  

TEK TİP BİR SÖYLEM VAR

Türkiye’nin Rum, Ermeni, Kürt gibi çok sayıda etnik kökenin yaşadığı bir ülke olduğunun altını çizen Akkoyun, “Söylem bakımından tek tipleşmeye çalışılıyor. Hepimiz çalışkanız, hepimiz Türk’üz, hepimiz doğruyuz gibi tek tip olmaya çalışılan bir söylem var orada. Böyle olduğunda, farklı etnik kökene sahip olan çocuklar bir bocalama yaşıyor. Evin içinde farklı bir dil, kültür veya aile yapısıyla büyürken, aileden sonra en önemli etken olan okula gittiğinde her sabah askeri nizam içerisinde evde duymadığı dile ve geleceğe dair bazı söylemlerde bulunuyor. Burada sözün çok önemli olduğunu söyleyebilirim. O ergenlikte var olan çatışma hayat boyu süre gelecek” dedi.

Çocukların yönetilmesi gereken bir kesim olmadığını da sözlerine ekleyen Akkoyun, “Sanki sürekli susmaları gereken, birileri tarafından yönetilmeleri gereken bir kesim olması doğru değil. Çocukların özgür bırakılması gerekir. Çocukların olabildiğince kendilerini ifade edebilecekleri bir ortamları olması gerekiyor” ifadelerini kullandı. (İstanbul/MA)

 

ÖNCEKİ HABER

Gazeteci ve Ressam Zehra Doğan’a 2018 Gazetecilikte Cesaret Ödülü

SONRAKİ HABER

ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey Ankara'da

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa