Bu çocuk kime sarılsın?

Bu çocuk kime sarılsın?

“Çekin, çekin! Ömür boyu çekin!” diye bağırıyordu 8 yaşındaki bir kız çocuğu ana haberlerde. Neyse ki bu sefer yüzünü gizlemeyi akıl edebilmişlerdi haberciler, “Yine bir 3. sayfa haberi yakaladık” iştahından arta kalan sağduyularıyla. Suda boğulmaktan korkarcasına bir adamın boğazına sarılıyordu k&

Fulya Alikoç

KOL KIRILIR YEN İÇİNDE KALIR

Gelin onunla beraber biz düşünelim. Anne babadan boşanmak istiyor, şu veya bu sebeple. Dava açılmış, sonuç bekleniyor. Baba ayrılmak istemiyor. Çocuk, bu mesele ilk patlak verdiğinde boşanmalarını istemiyor, aşağı yukarı her çocuğun dileyeceği gibi. Nahoş bir durum sonuçta. Önce aileler giriyor araya, “Yapmayın, etmeyin. Çocuğunuza yazık.” diyor. Ama kadın kararlı, süreç uzuyor, baba diretiyor. Kısa bir süre sonra babanın her gün devam eden tacizleri başlıyor. Muhtemelen baba çocuğu kullanıyor, duygu sömürüsü yapıyor. İşe yaramıyor, durmak bilmeyen tehditler başlıyor. Kadın adamdan iyice soğuyor. Çocuk artık durumun geri dönüşünün olmadığını seziyor, “Artık ne olacaksa olsun! Bir an önce bitsin kavgalar, sürtüşmeler” diye düşünmeye başlıyor. Artık anne-babanın bir arada olamayacağını kavradığında… İşte o an kendisi susuyor başka bir şey konuşmaya başlıyor. O şey, “Okulda arkadaşlarına ne diyeceksin?” diye soruyor. “Mahalleye oynamaya çıkma, arkadaşların sana ya acıyacaklar ya da alay edecekler.” diyor. “Belki de arkadaşlarının anne-babası artık seninle oynamalarına izin vermezler” diye içini karartıyor. Küçücük yüreğini yaşlandırıyor. Derken bir gün yakınlarından biri telaşla tutuyor kolundan, annesinin iş yerine götürüyor. Polisler kapıda. Kötü bir şeyler olmuş belli. Duyduğu çığlıkların arasında babasının bağıran sesini tanıyor. İçinden dua ediyor, “Allah’ım, ne olur kötü bir şey olmasın!” Onu elinden tutup buraya getiren ses, “Babanla konuş, yavrum.” diyor. Onca kocaman yetişkinin çare olamadığına çare olması bekleniyor. Babasının yanına götürülüyor. Babasının elinde silah… Bir Allah’ın kulu da eli silahlı bir adamın yanına küçük bir çocuk götürülür mü, diye düşünmüyor. Korkuyor. “Babacığım, lütfen yapma.” diyor. Baba yumuşuyor, ikna oluyor, ağlayarak çocuğa sarılıyor. Çocuk etrafa bakıyor, şokta. Hayati tehlikenin geçtiğini düşünerek olan biteni kavramaya çalışıyor. O sırada gazetecileri görüyor. Ve tüm o “El alem ne der?” sorularının çocukça halleri büyüyor, birikiyor, annesinin katili olan babasına sarıldığının bile farkında değilken gazetecilere “Ne olur çekmeyin.” diyor. Etrafındaki büyüklerden medet umuyor, “Söyleyin çekmesinler” diyor. Bakıyor ki kimsenin ilgilendiği yok, bu sefer öfkeyle bağırıyor: “Çekin, çekin! Ömür boyu çekin!” diye avazı çıktığı kadar bağırıyor. 8 yaşındaki bir kız çocuğu kendine öğretilmiş bir “Kol kırılır yen içinde kalır” koşullanmasıyla acısını bile duyumsayamıyor. Aile ve Sosyal Politika Bakanı, polisi, mahkemesi, belediyesi… Yasaması, yürütmesi, yargısı… Her biri tek tek ve hepsi birden bir sistem olarak 8 yaşında bir kız çocuğunun babasının işlediği cinayeti farkında bile olmadan çocukça ört bas etme refleksinden sorumlu. Ortada duran binlerce kadın cinayeti, şiddet, tanınmayan onlarca tecavüz vakası… Tüm bunların hayret verici sonuçları o kız çocuğuna açık açık “Kol kırılır yen içinde kalır.” diyor ve o kız çocuğu kendine öğretileni tekrar ediyor. Şimdi durup düşünelim, farkında olmadan, biraz önce annesini öldüren babasına sarılan bu kız çocuğu, onca tecavüz vakasına sessiz kalan Aile Bakanı Fatma Şahin’e mi, tecavüzcülerin avukatlığını üstlenen baro başkanlarına mı, “Kocandır, döver de sever de” diyen polise mi, küçücük çocukların tecavüzüne “kendi rızasıyla” diye kanaat getiren hakimlere mi sarılsın? İşte şimdi o diziyi kapatıp düşünmenin vaktidir: Bu çocuk kime sarılsın?

www.evrensel.net