Amerika’da su kavgası!

Amerika’da su kavgası!

Başlık Eko gazetede verilen bir alıntı haberden. Su kavgasının nedeni de şist gazının çıkarılmasında yaşanılan sorunlardan kaynaklanıyor. Şist, yeraltında kolayca yapraklara ayrılabilen, silisli, alüminli tortul kayaçların genel adı. Bu kayalar organik ve az geçirgen olduğu için içinde önemli miktarda doğalgaz sakladığı s&oum

Yusuf Gürsucu

Kanada menşeli enerji tekeli Valeura ile Trans Atlantic şirketleri TPAO ile birlikte Türkiye’de ki kaya gazı potansiyelini araştıran ilk şirketler. Yaptıkları araştırmalarla Karadeniz bölgesi ve Niğde bölgesinde de yoğun olarak kaya gazı rezervleri olduğu tespit edilmiş. Yukarıda da sözünü ettiğimiz gibi Shell şirketi Diyarbakır’ın Sarıbuğday köyünde sondaja başlamış. Bu gelişmelere sevinenlerin ifadeleri ise tam da beklediğimiz yönde. MÜSİAD maden sektör başkanı “Yeraltı zenginliklerini değerlendiremeyen hiçbir devletin kalkınması mümkün değil, 2023 yılı hedeflerine ulaşmaktaki en önemli şey yeraltı kaynaklarıdır.” Tabii onlar sevinirken insanlar, hayvanlar, tüm doğal varlıklar ve su kaynaklarımız çok üzülecek. Eko Gazete’den bir alıntı daha yapalım  “(Talisman Energy” Kanada’nın en büyük petrol şirketi.  BP’nin içinden doğmuş olan bu firma Kanada, ABD, Kolombiya, Peru, Cezayir, İngiltere, Norveç, Polonya, Irak, Endonezya, Vietnam gibi ülkelerde faaliyet gösteriyor.)  Talisman, ABD’li çocuklara dağıtılacak bir boyama defteri hazırladı.  Çocuklar bu küçük çizgi romanı boyarken, şist gazının temiz bir yakıt olduğunu, elde edilmesi sırasında doğaya sahip çıkıldığını, her yerin ağaçlandırıldığını, bu yakıtın herkesi mutlu kıldığını öğrenecekler.  Talisman sorumluları, basınçlı kimyasal su gibi ayrıntıların çocukları ilgilendirmediğini, bu nedenle konunun bu yanına defterde yer verilmediğini söylüyorlar. Bakın hele sular çocukları ilgilendirmiyormuş.  
Şist gazı ya da kaya gazını yer altından çıkarmak için 4-5 bin metre derinliklere inilerek ve yüz binlerce ton yoğun kimyasallar katılmış su, yüksek basınçla yeraltına basılıyor. Suyla birlikte binlerce metre küp de kum deşarj ediliyor. Deşarj edilen suyun ancak yüzde 5’i geri kazanılabiliyor. Kalan kimyasallarla kirletilmiş su yeraltında kalarak suyu artık farklı amaçlarla yani içme, tarım vb. alanlarda kullanmak imkansız hale geliyor. Amerikalı Belgesel Yönetmeni Josh Fox  47 dakikalık GASLAND adlı bir belgeselle şist gazının sorunlu yönlerini çarpıcı bir biçimde ortaya sermiş. Eko gazeteye bu yaptığı çevirilerden dolayı teşekkür ediyoruz.

TÜRKİYE’DEKİ SULAR!

Türkiye’de örneğin Bursa’da 20 yıl önce 20–30 metreden alınabilen yer altı suyu şu an 350 metrelere inmiş durumda. Konya’da yoğun yer altı suyunun kullanımı sonucunda artık neredeyse su çıkarılamazken bu nedenle bazı bölgelerde kocaman göçükler oluşmaya başladı. Bursa, Trakya ve birçok bölgede sanayi işletmeleri, yer altından çektikleri ve büyük çoğunluğu kaçak olan veya izinli alınan suyu kirletip tekrar yer altına deşarj etmektedir.  İstanbul ve Ankara’da sanayi ve konut alanları yaratmak ve buradan bir rant ve birikim ortaya çıkarmak adına su havzaları yok edildi ya da kirletildi. Melen, Istrancalar ve Kızılırmak’tan getirilen sularla şehirlerin su ihtiyaçları karşılanmaya çalışılmakta. Bu durum, havzalar arası su transferinin, yani petrol ya da doğal gaz gibi boru hatları ile taşınabilmesinin en önemli hazırlık adımlarıdır. HES’lerin ardındaki asıl gerçek budur. Daha önce birçok belirtmiştik, Karadeniz’de yapılan bir HES açılışında TÜSİAD Üyesi Konukoğlu grubu ırmakları şehirlere taşıyacağız derken, suların havza planlamaları ile birlikte boru hatlarıyla farklı bölgelere yine farklı işler için taşınacağını açıkça ifade etti.

İKLİM DEĞİŞİKLİKLERİ VE KAPİTALİZM

Yeni yapılan araştırmalarda, ortaya konan gerçeklerden biri 20-30 yıl içinde buzulların tamamen eriyebileceği ve içilebilir nitelikte ki tatlı su kaynaklarını besleyen en önemli oluşumun deniz sularına karışacağı ifade edilmekte. Yakın gelecekte yaşanacak bu sorunlara karşı seyirci kalmak, Kapitalizmin yaşamı sonlandırmaya neden olan uygulama ve politikalarına destek olmak demektir. İklim değişikliklerini önlemek adına yapılan zirvelerde Kapitalizm yeni bir metalaşma sürecini örmeye çalışmaktadır. Oluşturulan karbon borsaları bunun en önemli göstergesidir. Artık temiz hava da bu zirvelerde alınan kararlarla ticari bir meta haline getirilmiştir. Bölgemizde yaşanan emperyalist savaş ve işgal politikalarının en önemli hedefi, enerji kaynakları ile su havzalarını kontrol altına almak istemesidir. Türkiye’de Kürt halkının haklı talepleri de bu oyun kapsamında ısrarla görülmek istenmemektedir. AB ile yapılan katılım görüşmeleri çerçevesinde çevre faslının açılmasına konulan ön koşul Fırat ve Dicle sularının birlikte yönetilmesi idi. Bu sağlandı ve karşılıklı atılan imzalarla çevre faslı açıldı. Ne işi var AB’nin Fırat-Dicle suları ile diye düşünmemiz gerekiyor. Yavaş yavaş sis perdeleri dağılıyor artık. AB’nin en önemli sorunu enerji ve bu konuda Türkiye vazgeçemeyeceği olanakları içinde barındırıyor. AB’nin yeşil kitabı şöyle diyor; Türkiye AB’nin ihtiyaç duyacağı enerjinin koridorudur. AB’ye bu da yetmiyor, AB ile geçtiğimiz yıl enerji nakil hatları entegre edildi. Şu an Türkiye’nin herhangi bir yerinde enerji üreten bir firma AB sınırları içinde bulunan herhangi bir firmaya enerji satışı yapabilecek. Kirli ya da temiz olarak bize lanse ettikleri enerji yatırımlarının Türkiye’de devasa boyutlara ermesinin en önemli nedeni bu entegrasyondur.  Diyarbakır’da sondaj çalışmaları başlayan şist gazı aramaları önümüzde ki dönemde bölgenin su kaynaklarına yönelik saldırının HES’ler ve Güneş tarlalarından sonraki ilk adımıdır. Türkiye’nin birçok bölgesinde özellikle Hatay’dan Van’a kadar olan bölge ile Trakya, Niğde ve Karadeniz bölgesinde de bu gelişmelere karşı gözümüzü, kulağımızı açık tutarak, bu yok ediliş sürecini durdurmaya yönelik mücadelemizi büyütmek zorundayız.                                                                                                      Yaşamı, insanı, hayvanı, doğayı, suyu ve tarım alanlarımızı korumak varlık nedenimiz olmalı, geleceği bir avuç sermayenin çıkarına kurban etmemeliyiz.

*Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Meclis Ve Ekoloji Komisyonu Üyesi

www.evrensel.net