19 Ekim 2018 03:27

Metal fabrikalarında zam vergi ve enflasyonla sıfırlandı

Bursalı metal işçileri: Rahmi Koç dünyayı gezecek, sen eve kireç gibi peynir götüreceksin. Kriz geldi mi 1000-1500 işçi atacak. Bu adalet mi?

Fotoğraf: Bosch basın bülteni

Paylaş

Muzaffer ÖZKURT
Bursa

Bursa’da MESS sözleşmesi kapsamındaki metal fabrikalarında çalışan işçilerin gündemi vergi adaletsizliği. Zira sözleşme dolayısıyla aldıkları yüzde 10’luk zam, yıllık gelirleri yükseldi gerekçesiyle yüzde 27’lik vergi dilimine sokuldu. Yani kesinti oranı artınca zam da vergiye gitmiş oldu. Artan enflasyonla alım gücü düşen işçiler üzerindeki baskı, krizle birlikte daha da arttı. Fabrikalarda elindekini koruma güdüsüyle sessiz kalma eğiliminin hakim olduğunu söyleyen bir metal işçisi şu uyarıda bulundu:

“Daha önceki krizlerde de sessiz kalındı ama binlerce işçi işten atıldı, ücretler düştü. El açıp beklemeyle olmuyor.”

KAZANIMLAR YOK EDİLİYOR

Krizin yansımalarını öğrenmek üzere Bursa’da Bosch, Renault, Coşkunöz, Mako gibi fabrikaların işçileriyle konuştuk. İşçilerin hemen hepsi birbirine yakın yanıtlar veriyor. Durum özetle, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Özel sektörümüz bu krizi fırsata çevirecek maharete sahiptir” inancını patronların boşa çıkarmadığı yönünde. Örneğin 2015 Metal Fırtına sonrası fabrikalarda işçiler üzerindeki baskının kısmen azalması, amirlerin tavrının daha “saygılı” hale gelmesi, işçilerin “patron sendikası” diye suçladığı Türk Metal’in temsilcileri seçim yoluyla belirlemek zorunda kalması gibi kazanımlar kaybedildi. Özellikle grup başlarının tekrar bağırıp çağırmaya başladığını anlatan işçiler, Türk Metal’in ise işyeri temsilcilerinin yeniden atama yoluyla belirleneceğini alttan alta duyurduğunu aktarıyor. Seçilen kimi temsilciler ise açıklama dahi yapılmadan görevden alınmış.

ROBOT GİBİ İŞÇİ İSTİYORLAR

Yeni yılla birlikte ücretsiz izinlerin olacağı ve işten atmaların yaşanacağı söylentileriyle birlikte iş yükünü artırmakta ve işçinin çalıştığı bölümü keyfi olarak değiştirmekte hiç zorlanmıyor patronlar. Ya da Bosch’ta olduğu gibi şubat ayında “Teknoloji 4.0” adı altında üretime robotların sokulacağı, kimi bölümlerde örneğin 10 işçiden 6’sının boşa çıkarılacağı açıklamaları rahatça yapılabiliyor. Üstelik bu yenilik sadece işçi sayısını azaltmayacak, çalışma koşullarını da değiştirecek. Bir işçi anlatıyor: “Robotun çayı yok, yemeği yok. Yani üretimde dur durak yok. Bizden de buna ayak uydurmamız bekleniyor.”

BACAĞINI SÜRÜYE SÜRÜYE

2015’teki metal direnişi, geçen sözleşme döneminde sağlanan birlik ve eylemlilik gibi deneyimleri olsa da, krizle birlikte gelen “elimdekini kaybederim” korkusu, işçileri dağıtmış durumda. Emek Partisi üyesi bir işçi, gelinen durumu, “İşçi şu an kendi gücüne güvenmiyor” diye özetliyor. Talepleri etrafında birlik olmayan işçiler, kurtuluşu bireysel yollarda arıyor. “Elindekini, yani işini koruma duygusu önde” diyor bir işçi, “Mesela işten atılma konusu... Önce sözleşmeliler, sonra askerliğini yapmamışlar, amirleriyle problem yaşayanlar, emekliliği gelenler atılır, bana gelene kadar daha çok var diyor. Onun da kendi sınıfının bir parçası olduğunu, sıranın kendine de geleceğini düşünmüyor. İşten atılma potasına girmemek için de ne denirse, ne iş verilirse yapıyor. Mesela bel fıtığı olan bir işçi var. Normalde 40 parça üretmesi lazımken, bacağını sürüye sürüye 60 parça üretti. İşyeri hekimi yanına geldi ‘Sorun varsa yerini değiştirelim’ diye sordu, ‘Yok her şey yolunda’ dedi. Yani bu hale geliyor insanlar...”

EL AÇIP BEKLEMEYLE OLMUYOR

Emek Partili işçi, arkadaşlarını şöyle uyarıyor: “Ne yapılırsa yapılsın kriz dönemine girildi mi işçi atılır. Ses çıkarmazsam kendimi korurum dendi, ama böyle olmadı. 2001’de ve 2008’de binlerce işçi atıldı. Ücretler düştü. Esnek çalışmanın her türü hayata geçirildi. Yani ya kurbanlık koyun gibi işten atılmayı bekleyeceksin ya da işten atma olmaması için bir şey yapacaksın. El açıp beklemeyle oluyor mu? Şimdiye kadar metal işçileri ne almışsa mücadeleyle aldı. Rahmi Koç fötr şapkasıyla dünyayı gezecek, sen eve kireç gibi peynir götüreceksin... Kriz geldi mi bir günde 1000-1500 işçi atacak. Bu adalet mi?”

GENÇ İŞÇİLER DAHA TEPKİLİ

Genç işçilerin daha tepkili olduğuna dikkat çekiyor bir başka işçi: “Her gün bu koşullarda, bu ücretle, böyle hayat geçer mi, diyorlar. Hiç eyvallahları yok. Onların yaptığını biz yapsaydık hemen kapı önüne konurduk. Şimdi çağırıp neden böyle, sizi anlamak istiyoruz filan diye konuşuyorlar. En azından şimdilik... Gençlerin çoğu kendini kurtarmak istiyor, dükkan açmak istiyor, ama bu imkansız. Çoğunluğunu oluşturan en açları fabrikada işçi olarak kalacak. Deneyimli işçilerin onları mücadeleden soğutmaması, kötü örnek olmaması lazım. Çünkü eski kuşağın yaşadığı olumsuzluklar kadar bir sürü olumlu deneyimi, kazanılan hakları var. Zaten genç işçiler de bu yönde konuşanlarla bağ kurmaya çalışıyor, arayış içindeler. Biat etmek istemiyorlar. Onlara ulaşmak, deneyimleri aktarmak gerekiyor.”

ENFLASYON OYUNUNA DİKKAT!

MESS sözleşmesi kapsamında ücretlere yüzde 10’un üzerinde bir zam geldi. Ama eylül ayıyla birlikte işçi ücretleri yüzde 27’lik vergi dilimine girince aldığı zam da vergiye gitti. Ücreti düşük olan yeni işçilerden yapılan kesinti daha az olduğu için bordrolarında 50-100 lira arası artış gözüküyor. Ücreti biraz yüksek olan eski işçilerden ise kesinti sonrası hiçbir şey kalmadı. Üstelik artan hayat pahalılığı da cabası.

Şimdi hükümetin “enflasyonla mücadele” adı altında açıkladığı ‘Yüzde 10 indirim’ kampanyası da endişe yaratıyor işçiler arasında. Zira, göstermelik indirimlerle enflasyon rakamının aşağıya çekilebileceğini; böylece memura, emekliye daha az zam yapılacağını ve sözleşmede zam oranı enflasyona bağlı olduğu için kendilerine de yeni yılda daha az zam verileceğini düşünüyor işçiler. Temel tüketim mallarına, doğal gaza ve elektriğe gelen zamlarla beli iyice bükülen işçiler için bu düşüncenin gerçek olması kabustan farksız.

Son gelişmeler nedeniyle fabrikada homurtuların artmaya başladığını söyleyen bir işçi, şunları dile getirdi: “Muhalif olanlar daha sert muhalefet yapar hale geldi. AKP’yi destekleyenler ise ‘Başkası olsa daha kötü olurdu, bunun yerine kimi koyalım’ diyor. Ya da ‘Ülke kalkınıyor, çekemiyorlar, ekonomik saldırı var’ diyorlar. Diyorsun ki Almanya’ya niye ekonomik saldırı olmuyor. Susuyor. Ya da nasıl kalkınıyor, senin durumun mu iyileşiyor diyorsun. Tamam diyor, işçiye bir şey yapmadı ama yol yaptı, köprü yaptı... Amerika karşıtlığında, İsrail karşıtlığında coşuyorlar, ardından bir anlaşma gelince susuyorlar.”

Bu duruma alternatifi görememenin neden olduğunu ifade eden bir başka işçi de, “İnsanlar aslında aptal değil. Hükümetin sorumluluğunu biliyor. Ekonomik saldırı diyen bir arkadaşla tartıştık, sonunda mevcut durumdan bu saldırının en fazla yüzde 20 etkisinin olduğunu söylemek zorunda kaldı. Alternatif göremeyince, oy verdiğini savunmaya geçiyor. Aslında söylenenin doğru olmadığını biliyor” dedi.

Asıl sorunun krizin nedenlerinin bilinmemesi olduğuna dikkat çeken işçi, “Bağımlılık ilişkileri ve kapitalizmin işleyişi bu krize neden oluyor. Hükümet ise istediği kadar yerli ve milli desin, bağımlılık ilişkilerini daha da derinleştiriyor. Sadece AKP ve MHP değil, CHP’li işçiler de bu durumda. CHP’li işçi geliyor serbest piyasayı savunuyor. Serbest piyasa dediğin bu zaten, patron işçiyi istediği gibi çalıştıracak ama para vermeyecek. Sen neyi savunuyorsun? İşçiler bu cendereden çıkmak için, sermaye ve işçi diye iki sınıf olduğunu ve bugün uygulanan politikaların sermaye politikası olduğunu kavramak zorunda. Yoksa her şey döngü gibi devam ediyor. Patronun biri geliyor. Fabrika kuruyor. İşçi çalışıyor. Zaman zaman kısmi haklar elde ediyor, birliği dağılınca hakları geri alınıyor... Yani işçinin öğütüldüğü bu sistem sürüp gidiyor.”

3. HAVALİMANI İŞÇİLERİ GÜNDEM OLDU AMA…

Sendikacıların “İşverenler zor durumda, yardım etmemiz lazım” söylemleri, patronlara cesaret verirken işçilerdeki endişe ve güvensizliği artırıyor. İşçiler, sendikacıların, 3. havalimanı inşaatı işçilerinin tutuklanması olayını dahi kullandığını aktarıyor. İnşaat işçilerinin talepleri, neden eylem yaptıkları, neden baskıyla karşılaştıkları, sendikaların sürdürdüğü imza kampanyası gibi konularda hiçbir açıklama yapmayan sendikacıların, “Bu dönem eylem yapılmaz, bak onların başına neler geldi” diyerek korku saldığını anlatıyorlar.

Tekgıda-İş’e üye oldukları için işten atılan ve direnişte olan Cargill işçilerinin gözaltına alınması da sendikacılar tarafından gündem edilmemiş. Oysa Tekgıda-İş Türk-İş’e bağlı bir sendika ve Türk Metal’in Genel Başkanı Pevrul Kavlak, aynı zamanda Türk-İş’in Genel Sekreteri. Türkiye’de az çok olup biteni, işçi eylemlerini gazetemizden takip eden işçiler bunlara başka örnekler de ekliyor.

ÖNCEKİ HABER

Danıştay 'Öğrenci Andı'nı kaldıran hükmü iptal etti

SONRAKİ HABER

YKS istatistikleri açıklandı, yabancı dilden 5 diğerlerinden 1'er birinci çıktı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa