18 Ekim 2018 03:28

Amerikan müdahaleciliği: Sırada Venezuela mı var?

Vijay Prashad: Söylentiler, Venezuela’yı istikrarsızlaştırmak için atılan bir dizi gizli adımın sonuncusuna işaret ediyor.

Venezuela bayrağı fotoğrafı: Pixabay | Donald Trump fotoğrafı: Gage Skidmore/Flickr (CC BY-SA 2.0)

Paylaş

Vijay PRASHAD
Frontline

ABD’li yetkililer ile Venezuelalı komutanların rejim değişikliği üzerine görüşmelerde bulunduklarına dair söylentiler, Venezuela’yı istikrarsızlaştırmak için atılan bir dizi gizli adımın sonuncusuna işaret ediyor.

ÜST ÜSTE AÇIKLAMA VE TOPLANTILAR

8 Eylül’de New York Times “Trump yönetimi Venezuelalı isyancı subaylarla darbe planlarını müzakere etti” gibi provokatif başlıklı bir yazı yayımladı. Gazeteciler Ernesto Londoño ve Nicholas Casey, eski ve yeni 11 ABD’li yetkili ve Venezuelalı eski komutanlarla görüştü. Bu kişiler gazetecilere Donald Trump yönetimiyle Venezuela’da rejim değişikliği üzerine müzakerelerde yer aldıklarını açıkladılar. Ağustos 2017’de Trump, ABD’nin Venezuela için “askeri bir seçeneğe” sahip olduğunu söylemişti. Ropörtaj yapılan kişilerin ifadelerine göre Trump’ın bu açıklaması “Venezuelalı isyancı subayları Washington’la iletişime geçmeye teşvik etti.”

Şubat ayında ABD, Dışişleri Bakanı Rex Tillerson “Venezuela ve Güney Amerika ülkelerinin tarihinde, işler kötüye gittiğinde ve iktidarlar artık halklarına hizmet veremediği zaman ordunun birçok defa değişimin aracı olduğu zamanlar olmuştur” açıklamasında bulunmuştu. Bu Venezuela’da askeri bir darbeye davet anlamına geliyordu.

ABD MÜDAHALECİLİĞİNİN TARİHİ

Tillerson’ın kullandığı dilin ABD Dışişleri Bakanlığı’nda uzun bir tarihi geçmişi vardır. Bu mantık 1954’te Guetamala’da demokratik yollardan iktidara gelmiş Jacobo Arbenz hükümetinin ABD müdahalesiyle devrilmesinden beri yürürlüktedir. Bu bakış açısının arka planında ise eski sömürge ülkelerde tek modern ve etkili kurumun ordu olduğuna işaret eden “askeri modernleşme” teorisi yatıyordu. ABD bu teoriyi Pakistan’da Eyüb Han, Brezilya’da Castelo Branco ve Bolivya’da René Barrientos gibi askeri yöneticilere verdiği desteği savunmak için kullandı.

ABD’li yetkililer ve Venezuelalılar arasındaki müzakerelerde ortaya atılan fikirleri Nicolas Maduro hükümetini devirmek isteyen küçük bir Venezulalı subay grubu destekliyordu. Henüz belirgin bir komplo yoktu. Venezuelalı subaylar şifreli radyolar ve Amerikan rehberliği talep etmekle yetindiler.

Bu yıl 4 Ağustosta, Bolivarcı Ulusal Silahlı Kuvvetlerin 81. yıldönümü kutlamaları sırasında Maduro’ya karşı bir saldırı düzenlendi. C4 patlayıcılarla donatılmış iki drone geçit törenini izleyen Maduro’ya saldırmak üzere uçuruldu. Acemi ancak tehlikeli girişim başarısız oldu. Suikast girişiminin ardından Venezuela hükümeti içlerinde Emekli Albay Oswaldo Garcia ve Milletvekili Julio Borges de aralarında olmak üzere 40 kişiyi tutukladı. 8 Eylülde Venezuela Dışişleri Bakanı Jorge Arreaza darbecilerin ABD’le irtibat içinde olduklarını açıkladı. Ne var ki bir dizi komplonun sürüyor olduğu söylentileri sebebiyle Maduro’ya yönelik saldırının berteraf edilmesi kaygıları yatıştırmaya yeterli olmadı.

CHAVEZ İLE BAŞLAYAN SÜREÇ

Hugo Chávez ile ilgili her şey ABD hükümetini rahatsız etmiştir. Dünyanın en geniş petrol rezervlerine sahip bir ülkenin seçim yoluyla iktidara gelen bir sosyalist tarafından yönetilmesi ve büyük çoğunluğu ABD merkezli çokuluslu şirketlere teslim olmak yerine pratik düzeyde bölgesel dayanışmanın önemine vurgu yapan bir siyaset takip etmesi George W. Bush, Barack Obama ve Donald Trump yönetimlerini rahatsız etmiştir. Chávez gitmeliydi, başka çare yoktu.

Chávez’in 1999’da iktidara gelmesinden itibaren Venezuela’ya karşı yürütülen komploların ardı arkası kesilmedi. Chávez’i devirmek için yapılan girişimlerden en göze çarpanı 2002’de yaşanan darbe girişimi oldu. Darbeciler tarafından tutuklanan Chávez ülkedeki geniş çaplı protestoların ardından ordunun geri çekilmesiyle serbest bırakıldı. ABD ile Venezuela’daki dostları başarısız olmuştu.

VENEZUELA’YA ÖZEL OFİS KURULDU

Bu darbe girişiminden kısa bir süre sonra ABD Dışişleri Bakanlığı ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) bürokrasisine bağlı Geçiş Inisiyatifleri Ofisi’ni (OTI) açtı. Dört yıl sonra OTI’nin gündeminin rayına oturtulmasının ardından ABD Elçisi William Washington’a Brownfield beş maddelik planlarını anlatan bir yazı yazdı:

1-Demokratik kurumları güçlendirmek

2-Chavez’in siyasi merkezine nüfuz etmek

3-Chavezcileri bölmek

4-Hayati olan ABD ticari girişimlerini korumak

5- Chavez’i uluslararası alanda izole etmek

Brownfield’ın bunları yazmasından sonra geçen on yılda bütün maddeler ABD yönetimi ve Venezuelalı müttefikleri tarafından sistematik olarak uygulamaya sokuldu. ABD ticari çıkarlarının korunması ise burada anahtar nokta. 2009 yılında Venezuela’daki en üst düzey ABD diplomatı olan John Caulfield, Chavez’in petrodolarlarını ülkesini bölgede ABD nin “etkin ve inatçı bir rakibi haline getirmek” için kullandığını bildirmişti.

Bu affedilebilir bir şey değildi; Venezuela’nın ne  petrol üreten ülkelerin oluşturduğu bağımsız bir blokun (OPEC üyesi ülkeleri de teşvik edebilecek) başını çekmesine ne de ABD müdahalesine karşı Latin Amerika devletlerinin oluşturduğu bir blok (Bolivar İttifakı ya da ALBA gibi) oluşturmasına izin verilebilirdi. 2009’da Honduras’ta Chavez müttefiki Manuel Zelaya hükümetine yönelik darbenin hedefi de buydu. Ancak yetmedi. Chavez ve devrimi kendi evinde yenilgiye uğratılmalıydı.

DAĞINIK SAĞI DESTEKLEMEK

ABD Hükümeti ve Venezuela oligarşisi, Venezuela’da demokrasi görüntüsü veren kuruluşlaarı dikkatle finanse ettiler. Bunlar tamamen oligarşinin kontrolünde olan yine de demokratik kuruluşlar gibi giydirilmiş gruplardı. ABD hükümetine bağlı Demokrasi için Ulusal Bağış (NED) ve Uluslararası Cumhuriyetçi Enstitüsü (IRI) hem siyasi partilere hem de sivil toplum kuruluşlarına yön vermek üzere yöneticiler yetiştirmek amacıyla yakın çalışma yürüttüler. Bu alanda “Demokratik kuruluşları” güçlendirme işinde yer alan ABD’li görevlilerin temel hedeflerinden biri de Venezuela’nın dağınık sağını birleştirmekti. ABD Dışişleri yetkilileriyle on yıl boyunca yaptıkları temaslar, çekişme içindeki oligarşik grupların Venezuela halkı içinde destek toplamaktansa kendilerini ABD ‘ye sevdirme arzusunda olduklarını ortaya koyarak bu amacı boşa çıkarmış oldular.

ABD Hükümeti yine Pan-Amerikan Kalkınma Vakfı aracılığıyla Venezuela içinde spesifik hükümet dışı örgütler oluşturabilmek amaçlı fonlar sağladı. Bu sivil örgütlerin çalışma alanları arasında suç, basın özgürlüğü, yargı bağımsızlığı, kadın hakları ve insan hakları başlıkları yer alıyor. Çalışmalarıyla yaptıkları tek noktaya odaklanarak ve ortaya çıkış nedenlerini görmezden gelip her tekil olayı abartarak suç oranı artışından gazetecilere yönelik ihlaller gibi konuları raporlamak.

Bu çalışmaların amacı zaten Bolivar deneyimine yönelik yeterince nefret sahibi olan Batı’yı haberdar etmek değil ancak Chavez’i desteklemeyi sürdüren temel sınıflar arasında ihtilaf yaratmaktı. Brownfield, Bu gruplara verilen ABD desteğinin “devrimin karanlık köşelerine ışık tutmayı, bilgi toplamayı raporlamyı ve kamuoyuna duyurmayı” amaçladığını yazmıştı. Ancak amaç sadece bilgi dağıtmak değildi. Bilgiyi Venezuela deneyiminin meşruiyetini yok edecek biçimlerde paketlemekti. Bu yolda her şey mübahtı. CIA ya da OTI, Venezuela’nın kanalizasyonlarına girer, fenerler yakılır ve buldukları şeyin her ayrıntısını rapor eder; yeterince pislik bulamazlarsa da abartma yoluna gidecekler ve delil üreteceklerdi.

REJİM DEĞİŞİKLİĞİ 2.0

New York Times gazetesi, 11 Eylül tarihinde şaşırtan başlığıyla bir başyazı yayınladı  “Venezuela’dan uzak dur Bay Trump”. Acaba bu ABD’li liberal elitin artık rejim değişikliği için arzu duymadığı anlamına mı geliyordu? Makalenin alt başlığı ise okuru derhal böyle yanılgılardan uzaklaştırır nitelikteydi: “Başkan Maduro gitmeli, ama Amerikan destekli bir darbe çözüm değil”

Askeri darbe ile rejim değişimi küçümsenirken diğer yöntemler öne çıkarılmaktaydı. Peki diğer yöntemler neydi? Venezuela’ya daha çok yaptırım, Venezuela halkı için daha fazla acı. Bu baskının Maduro yönetimi karşıtı duyguları güçlendirmesi ve insanları sokaklara dökmesi beklenmekte.

Maduro’yu zora sokmak için bir başka yol da BM içinde ABD stratejisini hakim kılmak. Trump Yönetimi, kara para aklama soruşturmaları kurgusuyla BM Güvenlik Konseyi’nden Venezuela’nın seçilmiş liderliğinin izole edilmesi ve uluslararası finansal ağlara ulaşımının engellenmesi talebinde bulundu. Soruşturmaların eski bir yol haritasının parçaları olduğu açık ve bu haritada BM’nin Venezuela’yı gündeme alması, bu ülkeye yönelik yaptırım uygulanması ve hükümet üzerinde daha fazla baskı oluşturularak sonucunda da hükümetin devrilmesi için BM onaylı harekat düzenlenmesi yer alıyor. Bunlar Irak’ta, İran’da, Kuzey Kore’de ve Suriye’de yaşanmış bilinen gelişmeler. Venezuela aynı planın uygulamaya konulması için hep sıradaydı.

VENEZUELALI ÇİFTÇİLERİN YÜRÜYÜŞÜ

Venezuela içinde yaşanan koşullar, ekonomide çeşitli seviyelerde yaşanan krizle kolay değil. Venezuela ranta dayalı kapitalizm kapanından kurtulmayı başaramadı. Petrol ihracından elde edilenler rantiyeye gitti. Bolivarcı devrimin gerçekleştirebildiği şey halk için toplumsal refah düzeyini yükseltmek ve kaynakların halka tam olarak dağıtılabilmesi için yeni türde kuruluşlar oluşturmasıydı. Ancak ekonominin ve toplumun örgütlenmesinde bir üst noktaya geçiş sağlanamadı.

Venezuela’da işçi sınıfı ve köylülük derinleşen krize olgunlukla tepki gösterdi. Geçtiğimiz yıl elektrik işçileri, hemşireler greve giderken emekliler ve köylüler protestolar düzenlediler. Hükümete karşı düzenlenen bu eylemlerin herbirinde rejim değişikliğine karşı olunduğu ve Bolivar Devriminin savunulduğu ifade edilirken hükümetten ve toplumdan taleplerinin göz ardı edilmemesi gerektiği vurgulandı.

Geçtiğimiz 12 Temmuz’da yüz çiftçi Guanare kentinden yola çıktılar ve ülke çapında bir ayı aşan bir yürüyüş sonunda başkent Caracas’ta Maduro ile canlı olarak da yayınlanan duygusal bir buluşma gerçekleştirdiler.

Mücadeleci Çiftçiler Platformu Sözcüsü Usmary Enrique, “Geçtiğimiz üç yılda gıda sıkıntısından dolayı kriz daha kritik bir hale geldi. Üretebileceğimiz gıdayı ithal etmek akıl dışı”  dedi. Maduro talepleri ciddiye alacağı konusunda söz verdi. Bir ay sonra ise çiftçiler talep ettikleri toprak dağıtım politikasının Maduro tarafından uygulanması için açlık grevi başlattılar. Bunun üzerine Maduro çiftçilerin işledikleri topraklardan tahliye edilmesini engelleyen bir karar aldı ve köylülere yönelik şiddet kullanımına karşı tavır aldı. Küçük çiftçilerle Venezuela yönetimi arasındaki gerilimler gerçek ve önemli. Ancak çiftçilerin ABD tarafından rejim değiştirme amacıyla kurulan herhangi bir platforma katılmaları beklenmiyor. Ne ABD hükümetini ne de Venezuela oligarşisini müttefik olarak görüyorlar.

Çeviri: Evrensel Dış Haberler Servisi

ÖNCEKİ HABER

Bir aylık işçiyi asli kusurlu saydılar

SONRAKİ HABER

Gümüşhane'de kentin üst yamacına dökülen tonlarca hafriyat halkı korkutuyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa