15 Ekim 2018 04:55

'Canlarımızı aldılar adalet istiyoruz'

Çorlu tren kazasında yakınlarını kaybeden aileler: Sorumlular koltuğundan kalkmadı

Fotoğraf: DHA

Paylaş

Songül ŞENSOY
Çorlu

Çorlu’da yaşanan ve 25 kişinin hayatını kaybettiği tren kazasının üzerinden 100’ü aşkın gün geçti. Kazada yakınlarını kaybeden aileler, aylardır sorumlu olanların cezalandırılmasını ve adalet isterken son olarak kazada ‘asli kusurlu’ olan 4 kişi de adli kontrol uygulamasıyla serbest bırakıldı. Kazanın nedeni ve kazada ihmali olanların araştırılması için verilen meclis soru önergeleri ise reddedildi. Konuştuğumuz aileler, geride kalanların hayatlarının bu süreçte  adeta cehenneme döndüğünü anlatıyor. Annesiz- babasız kalan çocuklar, evlatlarını toprağa veren anne-babalar, hayat arkadaşını kaybedenler... “Artık her gün cehenneme uyuyup, cehenneme uyanıyoruz” diyen aileler en çok da yetkililere öfkeli. Kazada yakınlarını trene bindirdikleri için kendilerini suçlu hissettiklerini anlatan aileler, uyarı ve ihmallerin diz boyu olduğu kazada hiçbir yetkilinin koltuğundan olmamasına, basının seslerini duymamasına, 25 can için 1 gün bile yas ilan edilmemesine tepkili. Ama vazgeçmiyorlar “Bizler evlat, anne, babalarını gömen aileleriz, bunu hiç unutmayacağız ama sorumluların ortaya çıkıp yargılanması biraz da olsun vicdanımızı rahatlatacak. Bu bizim hakkımız. Adaletli bir devlet istiyorum” diyerek sorumluların peşini bırakmayacaklarını belirtiyorlar.

‘SORUMLULAR KOLTUĞUNDAN KALKMADI’

Kazada 14 yaşındaki kızını, 2 kız kardeşini ve 5 aylık yeğenini kaybeden Zeliha Güvenç Bilgin, kazadan önce her sabah yatağından şükrederek kalktığını, şimdi ise ‘Ben nasıl yaşayacağım’ diyerek düşünerek güne başladığını söyledi. Kızını morgta ilk gördüğünde eğilip öptüğünü, ertesi gün yanına gideceğine söz verip intiharı düşündüğünü belirten Güvenç “Oğlum cenaze günü yanıma gelip ‘anne iyi ki sen varsın, sana da bir şey olsaydı ben de ölürdüm’ dediğinde oğlum için kaldım. Bir yanım toprakta, bir yanım burada yaşayan ölüler gibi olduk” diye anlatıyor yaşadıklarını.

Kızının başarılı bir öğrenci olduğunu, Anadolu lisesini kazandığı için çok mutlu olduğunu anlatan Güvenç “Güzel hayalleri vardı bizim de umutlarımız. Şimdi hepsi yok oldu. Ama esas sorumlulardan kimsenin keyfi bozulmadı. Ben kendimi suçladım, keşke trende kızımın yanında olsaydım belki kurtarırdım diye. Sonra yanında olup evladını kaybedenleri gördüm. Biz kendimizde suç aradık ama esas sorumlulardan bir kişi bile koltuğundan kalkmadı. hala yetkililerden cevap bekliyoruz. Devleti suçlamayalım diyoruz. Peki, o zaman suçlu kim? Neden hala açıklanmıyor? Elimizi nereye atsak, sorumsuzluk ihmal var” dedi.

ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER NEDEN ALINMADI?

Kazanın ardından yağmurun bahane edildiğini belirten Güvenç “Yağmurla ilgili uyarılar yapılmış, bilindiği halde neden tedbir alınmadı? 300 kişilik trene neden 550 yolcu bindirildi? Ayakta dahi yolcu alınmış. Doğal afet deyip geçecek miyiz? Alınması gereken tedbirler neden alınmadı? Sonuç yine devlete çıkıyor. Kim yapacak bu işleri, kim denetleyecek? Kaza günü sağlık ekipleri çok geç geldi. Ama kaza sonrası delilleri yok etmekte çok hızlıydılar. Bizden 10 liralık harcadığımız suya 50 lira alınıyor. Bu kadar vergi kime, nereye gidiyor? Bizden alınanlar bize ölüm olarak döndü” diye tepki gösterdi. 

‘TOPRAKTA YATAN KIZIMI DÜŞÜNÜYORUM’

“Biz kocaman bir aileydik” diyen Güvenç “Pazar sabahı herkes evinde ailesiyle kahvaltıda. Benim evim söndü. Ailem, kardeşlerim gitti. Okullar açıldı kız kardeşlerimin çocukları annesiz okula başladı. Babaları götürdü okula, herkesin yanında annesi varmış onlar da kenardan izlemişler annesi olan çocukları” diye anlatıyor geride kalanları. Güvenç şöyle devam ediyor: “Havalar soğuyor, yağmur yağıyor ben toprakta yatan kızımı düşünüyorum üşür mü diye.” Güvenç  artık kullandığı ilaçlar nedeniyle sağlıklı çalışamaz olduğu için işten ayrıldığını söylüyor.

‘RAYLARI ÖRDÜLER, BİZİ GÖMDÜLER’

Ulaştırma Bakanlığı da dahil kimsenin kendilerini muhatap almadığını, çaresiz bu kadar gündür beklediklerini ve hala muhatap olacakları bir yetkili bulamadıklarını ifade eden Güvenç “Kazanın araştırılması için soru önergesi veren vekillerimizin önerileri reddedildi. Kaza günü yayın yasağı geldi. Ama ülkede 1 günlük yas bile ilan edilmedi. ‘Demir raylarını biz ördük’ diyordu Cumhurbaşkanı. Evet onlar ördü 3 ayda da gömdüler. Ray bekçileri yok, Hava koşullarının tedbirleri yok, sinyalizasyon sitemi yok. Yok yok yok …”

'BİZİM SESİMİZE YER VERİLMEDİ'

Vatandaşlık görevini usulünce yerine getirdiğini, vergi verdiğini, şimdi de usulünce adalet istediğini belirten Güvenç  şöyle devam ediyor: “Yerine getirmeyeceklerse istifa etsinler. Biz Türkiyeliyiz ama bu ülkede adaleti bulamıyoruz. Bizler evlatlarını, annelerini, babalarını gömen aileleriz bunu hiç unutmayacağız ama sorumluların ortaya çıkıp yargılanması biraz da olsun vicdanımızı rahatlatacak. Bu bizim hakkımız. Adaletli bir devlet istiyorum. Günlerdir güneş doğuyor niye doğdu diye nefret ediyorum. Güneş batıyor geceden nefret ediyorum. Ben her gün cehenneme uyuyup, cehenneme uyanıyorum. Bu davanın kapanmasına müsaade etmeyeceğiz. Biz sesimizi duyuramadık. Ulusal basın sesimizi engelledi. Bu kazanın olduğu süreçte Adnan Oktar’ı attılar medya gündemine. Kazadan geriye kalan ailelerden ‘annemi özledim’ diyenin sesine yer verilmedi. 25 kişi öldü denildi ama onlarla birlikte binlerce kişi öldük.”


‘SİZİN ÇOCUĞUNUZ YOK MU?’

Kazada 6 yaşındaki oğlunu kaybeden Melike Can da yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Kaza günü oğlum, 7 yaşında kızım ve eşim birlikte trendeydik. Oğlumla el eleydik, köyümüzden dönüyorduk. Yola çıkmadan ‘karnım aç’ dedi. Oğlum yavan ekmeği çok sever aldı eline onu yedi. Sonra göbeğini açıp gösterdi ‘anne bak doydum’ dedi. Öylece el ele trene bindik. Ben yaralıydım. Hastanede saatlerce topraklı çamur kıyafetimle bekletildim ta ki bakan gelecekmiş denilene kadar. Sonra üzerim değiştirildi ve önlük giydirildi. Ailem oğlumu arıyordu hala. Gece boyunca oğlumu aradık hastanelerde. Sonra ölüsünü bulduk. Beni sakinleştiricilerle susturmaya çalıştılar ama susmuyoruz, yüreğimiz hala susmuyor. O gün hastaneye Vali geldi, kim geldiyse yakalarına yapıştım. Uzun süre oğlum bulunamadı. Hastaneler de onu aradık. Sizin çocuğunuz yok mu diye bağırdım. Bizler de diğer aileler gibi adalet istiyoruz ve peşini bırakmayacağız. Evlatlarımızı bizden aldılar.

‘KARINCA ÖLÜSÜ GİBİ ÖLDÜ EVLATLARIM’

Kazada 2 torunu ve 2 kızını kaybeden Mürvet Güvenç de “Kaza günü ilk torunum Bihter’in ölüm haberi geldi.” diye başlıyor söze ve devam ediyor: “Beni hastaneye kaldırdılar, sakinleştiriciler veriliyordu. Yan taraftan kızım Zeliha’nın sesini duydum ‘Deyam da mı öldü’ diye bağırdı. Benim kızım Derya mı dedim bana ‘hayır başkası’ dediler ama duyduğum ses Zeliha’nın sesiydi. Sonra diğer torunumun ölüm haberi geldi. Diğer kızım Melek’in öldüğünü söylemediler. O hastanede diye biliyordum ta ki cenaze günü onun cenaze arabası da kapının önüne gelince öğrendim. Hepsini morgtan bir bir çıkardılar. Deryam’ın bebeğini göğsüne yatırmışlardı. Her şey cehennemdi bize sanki. Karınca ölüsü gibi öldü gitti evlatlarım. Annesi ölen torunuma söyleyemedik küçük daha. Trende kilitli kalmışlar, tren çalışmıyormuş dedik. Geçen treni gördü ve bağırdı ‘Anneanne tren çalışmaya başlamış gidelim annemi, teyzemi kurtaralım’ diye. Buna nasıl dayanacağız? Bir torunum 10 yaşında kazadan yaralı kurtuldu, şimdi okula başladı okul servisi sallanıyor diye kaza korkusundan servise binemiyor. Damadım önce kreşe bırakıyor birini sonra diğerini arabayla Tekirdağ’a götürüyor günlerdir. Bizim ölülerimiz kader değil. Çocuklarımız ihmalsizlikten öldü. Karınca ölüsü gibi öldü gitti evlatlarım. Kaza günü Sarılar Köyü geldi yardıma devlet yoktu. Mahkemelerden bir şey çıkmasa da bizim sesimiz susmayacak hiç.

ANNELERİNİ KAYBEDEN KARDEŞLER ANLATIYOR

Kazada annesini kaybeden Emre Tuna da yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Kazada babamızla annemiz birliktelerdi. Babam aradı haber verdi kaza yerine koştuk. Vagonlar oyuncak gibi savrulmuştu her tarafa. Yanlarına gittiğimizde babam yaralıydı annemi sordum ‘içeride’ dedi. Neden çıkarmadın diye sorduk ve içeri girdim. Annem vagonun altındaydı yarısını görebildim ama onun olduğuna inanmadım. Bizi çıkardılar sonrada kitledirler vagonları kimseyi almadılar. Artık psikolağa gidiyorum. Bundan sonrasında bizi dahada kötü günler bekliyor.
Tuna’nın kızkardeşi de “Şimdi oradan trenle geçenlere bakıyorum tepkisizce nasıl geçiyorlar, orada bir cinayet işlendi. 400 derecelik sıcak preste çalışıyorum. İşe döndüğümden bu yana dalgınlıktan kollarımı yakar oldum, çalışamaz hale geldim.” diyor. 

ÖNCEKİ HABER

Hatay'daki orman yangınını söndürme çalışmaları sürüyor

SONRAKİ HABER

Hakkari'de mayına basan asker yaşamını yitirdi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa