08 Ekim 2018 02:23

Katipoğlu çiftinin 38 yıllık ‘Birikim’i

'Karadeniz’in dalgaları kadar hareketli, coşkulu ve taklitçi Yusuf’a karşın; Ursula, doğup büyüdüğü köyün karlı dağlarının, dinginliğini almıştır...'

Katipoğlu çiftinin 38 yıllık ‘Birikim’i

Ursula - Yusuf Katipoğlu

Paylaş

Gülseren SÜDOR
Ressam

38 yıl önce Trabzon’a iki İsviçreli turist kız kardeş gelir. Karşılarına bildikleri üç dilden anlayan kimse çıkmaz. Bu durumu çözmeye çalışanlar; çareyi has Trabzonlu; güzel sanatlar akademisi mezunu, ressam Yusuf Katipoğlu’na müracaat etmekte bulurlar. “Hocam, dillerinden anlamadığımız iki turist kız var. Sen okumuş bir adamsın ve her dilden anlarsın!” diyerek çağırdıkları Yusuf’un gelecekteki yaşam çizgisinin İsviçreli Ursula ile kesişmesine vesile olurlar.

Yusuf’un her dilden nasıl anladığını soracak olursanız, cevabı onu tanıyan herkesin bildiği gibi, pandomim ve teatral yeteneğiyle ilgilidir. Karadeniz’in dalgaları kadar hareketli, coşkulu ve taklitçi Yusuf’a karşın; Ursula, doğup büyüdüğü köyün karlı dağlarının, sessiz, dinginliğini almıştır. Her ikisinin yaşam birlikteliğindeki dengeyi de işte bu olgular sağlar.

URSULA, ÖNCE RENKLERLE DÜŞÜNÜYOR

Ursula, İsviçre’deki akademi yıllarında yaptığı kendine özgü manzara resim tekniğini giderek geliştirirken; İstanbul’da yaşadığı uzun yıllar boyunca gözlemlediği bu şehrin, kentsel değişim olgusunu resimlerine konu olarak alıyor. Alıyor ama o toplumun genelinden epey farklı düşünüyor. Şehrin her bir yöresini giderek kaplayan gökdelenlere hafif bir hayranlık duyarak bir tür anıtsal heykel tadında şehir manzaraları yapıyor. Gayet soyut ve sade olarak kullandığı, dikey geometrik formları yükselen binalar olarak; yatay olarak kullandığı biçimlerine, gezip gördüğü ve de çok etkilendiği, Anadolu’nun engin topraklarının, ören yerlerinin, geniş açılı kadrajlanmış manzaraları olarak bakmamızı öneriyor. “Renk benim için her şeydir.” diyen sanatçı, öncelikle renkle düşünüp, sonrasında formları kompozisyonlarına yerleştiriyor.

Tüm bunlardan sonra; ben, Ursula’nın seçmiş olduğu yaşam biçimini ve resimlerinin sanatsal dilini Romanya kökenli ünlü ressam Eren Eyüboğlu’na benzetirim. Eren Eyüboğlu bugün nasıl yerli bir ressam olarak anılıyor ise Ursula da aynen öyledir.

YUSUF’TA ÇİZGİ VE TEKNE OLMAZSA OLMAZ

Zıt kutupların yaşamda birbirini çekmesinin güzel bir örneği olan sanatçı Katipoğlu ailesinin, bir topaç kadar hareketli, yerinde duramayan, sürekli kıpır kıpır Yusuf’ una geldiğimizde; o “Her resmim benim için taze bir nefes, ses, koku ve dokulu olmalıdır” diyecek kadar heyecanla tablolarına başlar. Çocukluğu Trabzon’da tekne yapım tersanelerinde ve ahşap evlerinde geçen Yusuf’un ahşabın dokusu ile olan ilintisi ve denizin dalgaları çizgiler halinde belleğine kazınmış olduğundan; çizgiyi tüm yapıtlarında ister yağlı boya ister suluboya veya kalemle çalışıyor olsun bir hattat kadar ustalıkla kullanır.

Çizgiyi kullanmadığı hiçbir yapıtı neredeyse hiç yokken tekneleri kullanmadığı hiçbir yapıtına da şimdiye kadar hiç rastlanmamıştır. Deniz, tekne ve balık onun çocukluğunun Trabzon’un toprağının, anasının bağrının kokusudur. Yusuf kullandığı renklerle, tablolarında bir renk cümbüşü yaratırken; tüm renkleri içinden geldiği gibi gayet serbestçe kullanır, aynen Trabzonlu olan hocası Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi.

Katipoğlu’ları; her zaman, her yerde ve her durumda ileriye bırakacakları bir iz, bir tutam renk peşinde, resim yapma tekniklerinden ödün vermeden  uzun yıllardır Kuzguncuk’taki atölyelerinde üretmeye devam ediyorlar. Galeri Diani’de 27 Ekim’e kadar devam edecek olan sergilerini sanatseverlerin izlemesini tavsiye ediyorum.

ÖNCEKİ HABER

Zenderlioğlu: Yaratım direncini koruyabilmek en büyük motivasyonumuz

SONRAKİ HABER

Çalışma koşullarının iyileştirilmesini istiyorlar

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa